Mütefekkir Musa UZUNKAYA
Şair öyle demiyor muydu;
“ Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber,
Hiç güzel olmasaydı ölür muydu peygamber?!..”
“ Kalu inna lillah!…”
1979/ yılından beri tanıdığım, tanıştığım bir kardeş, hatta bir kardeşten de öte denebilecek bir can dostum; gerçek bir Allah ve Peygamber dostu ve aşığı olan aziz kardeşim GİRESUN/ ESPİYE’li HÜSEYİN KELLECİ’yi ailemden ve o bölgeyi bilen ehl-i irfan olan zevattan tanımayan yoktur.
İşte o kardeşimin eşi NEBAHAT KELLECİ kardeşimiz bu gece Hakk’a yürüdü. Allah rahmet eylesin. Cennetiyle şereflendirsin.
O yıllarda Müftülük yaptığım Espiye’de, müezzinim olarak çalışan Mustafa Aktaş Hocam ve yaşıtım durumunda ki, tüccar terzi Hüseyin Kelleci can ciğer kardeşlerimdi.
Birisi meslekteki olağanüstü hizmetleriyle, diğeri de davasına, İslamın yaşanması ve yaşatılmasına dair verdiği mücadelelerle temayüz etmiş kardeşlerimizdi.
Mustafa Aktaş Hocam, emekli imam olarak Samsun’da ikamet etmekte, diyabet ve türevi hastalıklarla muallel bir kardeşimizdir. Rabbim tüm hastalarımızla ona da şifalar ihsan eylesin.
MSP’den REFAH’a, oradan FAZİLET’e ve en nihayet de, AK PARTİ’nin kurulduğu günden beri AK KADRO’ların asla kirlenmemiş, hiç bir değer manzumesini erezyona uğratmamış bir ferdi olarak taşra teşkilatlarında sadece kendisi değil, iki kızı, bir oğlu ve
bu sabah ilahi davete icabet edip yola çıkan muhterem eşi, benim dünya ahiret kardeşim, NEBAHAT BACIM’la davamıza omuz verdiler. Hiç yılmadılar, üzüldüler, maruz kaldıkları bir yığın haksızlık ve eziyete rağmen davalarına küsmediler. Yaşananlardan sonraki her seçimde de davaya omuz ve destek verdiler.
Biliyorum, kendini tam ifade edemeden bu dünyadan ayrıldı Nebahat hanım.
Belki de, Nebahat kardeşim hem dünyaya küstü, hem de hak etmedikleri halde davayı temsil vasıflarını kaybetmiş bir kısım muhteris kolduk sevdalılarına hakkını helal etmeden gitti.
Ak Parti Genel Merkez KADIN KOLLARI dahil, Giresun ve ilçelerinden onu tanıyan hemen hemen yoktur. Tek kelimeyle mücahide bir bacımızdı. Toplantılara geldiğinde misafirimiz olarak bizleri şereflendiridi. Espiye hanım kolları başkanlığı, uzun yıllar yöneticiliği yaptı.
Espiye şartlarında davayı anlatmak için hemen hemen gitmediği köy, belki de uğramadığı ev yoktur. Allah bu hizmetlerin karşılığını cennet olarak ihsan eylesin. O şimdi gerçek aleme yola çıkıyor.
Bugün öğle namazında Espiye’den ebediyete uğurlanacak.
Benim de talebem olan kızının 15/ temmuz sonrası öğretmenlikten ihraç edilmesi, benim kanaat-i naçizaneme göre hem Roma Justinyen mektebi ve ceza hukukuna göre, hem de bizim esas ana dayanağımız, yasamız ve iman kaynağımız olan Kur’an-ı Hakime göre “ ve la teziru vazireten vizra uhra…” “ Kimse, kimsenin günahından, yükünden sorumlu değildir..” hükmüne rağmen, kocası yüzünden mağduriyet yaşayan kızını ve torunlarını ciddi mana da dert edinmişti.
Hafta geçmiyordu ki, din hizmetlerinde ve siyasette abisi olarak tanıdığı beni kendisi aramamış olsun!
Hep benden çare ve umut aradı, sıkıntılar çekti. Telefonda bana ve evde çocuklarına hep ağladı, çaresizdi.
Ne gariptir ki ben de çaresizdim. Adalet Bakanlığı ve yetkililerine, O gün ki Milli Eğitim Bakanı ve özellikle halen Konya Milletvekili olan Bakan Yardımcısı arkadaşıma durumu defaatle taşıdım, anlattım.
Bu aileyi kırk yıldır tanıdığımı, MİLLİ GÖRÜŞ GELENEĞİ’ne bağlı, esasen çok geniş olan ( KELLECİOĞULLARI/ EYNESİL) ailesi içerisinde belli bir kesim ve sadece bu Hüseyin Kelleci, eşi ve çocuklarının bu şuur ve irfan üzere olduğunu anlatmamıza, hiç bir suretle Fetoculukla ilzam edilemeyeceklerine, daha önceki süreçlerde davanın en üst kademelerinde görev yapanlardan, Pensilvanya’yı ziyaret eden faziletli ve devletlülerimizden (!) asla daha fazla ithama müstehak olamayacaklarını ifade etmemize rağmen hiç bir sonuç alamadık.
O süreçte EMS hastalığı ve ciddi sıkıntıların tabii tezahürü bir yığın ızdıraplara düçar oldu. Üç yıldır yatalak hasta, yaşayan bir ölü gibi hayat sürdü.
Davasına olduğu kadar eşine de, hatırasına da saygılı ve vefalı olan kocası, kızları, oğlu, gelini ve torunları ona çok hizmet etti.
Benim kıymetli kardeşim Nebahat!..
Bize hakkını helal et. Çok uğraştım, çok yalvardım. Hatta o kadar ki, meslekten ihraç edilmiş kızı beş kuruşa muhtaç, yasanın verdiği haktan yararlansın annesine o hizmet ediyor zaten. Bırakın hizmetinin karşılığı devletin verdiği sosyal haktan bir miktar para alarak hem kendine hem de çocuklarına katkısı olsun. Hayır dendi başka bakıcı tutsun, ona para verilir ancak kızına olmaz!.. Evet kader?! İşte buna derler ; nereden nereye?!..
O dava şuuru içerinde çocuklarını bie ihmal edip hizmete koşan hanıma ne yazık ki,
koltuklarının altlarından alınmasından korkan, acaba ne derler endişesiyle zulme ve haksızlığa engel olayan muhteris bir kısım zevat yüzünden kim bilir belki de davasına içten içe ( kendini dahi ifadeden acizdi uzun zamanlar) küserek onu ebediyete uğurluyoruz.
Sevgili Hüseyin kardeşim, Allah sana cennet ve cemalullah ihsan eylesin. Sana ve çocuklarına , Nebahat bacımızı tüm sevenlere sabırlar diliyorum. Uzun ve hayırlı ömürler niyaz ediyorum.
İnanıyor ve umut ediyorum ki, Nebahat kardeşim cenneti hak eden müstesna bir insandı. Bizim, sonuç alamayan koşturmalarımızdan doğan bir hakkımız varsa her bireri ona helal olsun.
Allah onu Hz. Hatice, Fatıma ve Aişe’lere komşu ve yoldaş eylesin.
Hemen defnediliyor olması ve içinde bulunduğumuz olumsuz süreç nedeniyle cenazeye katılamamamın üzüntüsüyle sizler ve tüm aileye selamlar.
Niçin bir açık yazıyla efkar-ı umumiye ile bu ölüm hadisesi ve arkasındaki gerçekleri paylaştım?
Umulur ki, vicdan sahipleri kendileri ölmeden önce, hele hele şu günlerde ölümsüzlüklerine inanan ve edindikleri servetlere güvenenlerin burada kendilerine bir vebal, pişmanlık, tövbe ve kul hakkının ne olduğunu düşünmeye zaman ayırma fırsatı bulsunlar!…
Selam ve dualarımla….
Musa UZUNKAYA























YORUMLAR