Belki de üç harfli sonsuzluktu. Belki de geçmiş zamandaki sonsuzlukmuş. Bu üç harf “Aşk” tı. Küçüklüğümüzden beri bize öğretilen sevginin bağlılık haliydi. Ufak bir kıpırdama ile başlayan hayatımızı yönlendiren bir pusulaydı. Yaşantımız boyunca tüm yüreğimizi sarıp bu hayatta hiç bir yere sığmadığımız anlarda adını bile tanımlayamadığımız bir kavramdı. Koca yüreklerimize sığdırdığımız ufak bir bedendi. Peki bir ayrılıkta hayata küsmek. Savaşmadan savaşı kaybetmektir. Ömrümüzün güzel günlerinde sadece geçmişe odaklanmaktı. Yaşadığımız acıları az da olsa paylaşmaya çalışacağım.
Gözümden yaşlar akarken, birilerine tutsak kalmak ne zormuş bu hayatta. Onun tutsaklığında yaşamak, özgürlüğü sınırsız olan bir ülkede sadece monarşiyi benimsemekti. Peki bu monarşi ye bizi aşk mı getirmişti. Getirdiği sadece acıydı. Bu yolumun sonunda, bu gözyaşlarımla sadece seni istiyorum. Senin fotoğrafına bakarak sabahlamak, farklı düşüncelerin arasında seni hayal etmek, düşüncelerimin çaresizliğinde boğulmak bizim için neydi ki? Aslında ben sana sığınmıştım, Seninle vardım, Şimdi sen yoksun ben var mıyım? Evet nefes alıyorum. Aldığım nefes beni yaşatıyor mu? İçimde yaşadığım acıyı, taktığım bir mutluluk maskesiyle örtmeye çalışıyorum. Bu maske nereye kadar yaşatacak?Yeni bir hayat kurana kadar bu maskenin altında gülücük saçmak mı?
Yaşadığım acıyla birlikte sığınacak bir liman arayışının ortasında buldum. Her yakın olan kişinin yakasına yapışıp derdimi anlatmak için çabaladım. Bazen beni gerçekten anladılar. Bazen de anlıyorum görünümünde motive ettiler. Ben artık onlara sığınmıştım. Onların ağzından çıkacak en ufak bir kelimeyle gülümsüyordum. Dışarıya yansıttığım pozitif enerjiyi, içinde yaşadığım ruhsal çöküntüyle pekiştirmek. Sabırsızlıkla yaşadığım bu hayattan tek beklentim kavuşmaktı. Unutmuştum. Bu liman aslında kendimle yaşadığım çaresizlikti. İnsanlara mutluluk verdiğim zamanda 1 dakikamı sessizliğime ayırdığımda yine o düşünceler kaplıyordu. Kendine hakim olamamak. Zamanı bekleyememek. Bir otobüsün yolcularıydık belki de… Koltukları dolu olan otobüste tek ayakta kalan bendim. Biri inse aslında direk sıra bana gelecekti. Bazen de tıklım tıklım dolu olan otobüste birinin kalkmasıyla önünüzdeki koltuğun boş olması gibi zaman heyecan vericiydi.
Sen yokluğuma alışırken ben sadece bir kuşun kanadını çırpması gibi çırpınıyorum. Fakat hep yarıda düşüyorum. Evet yine çırpınacağım, yine düşeceğim belki ama senin için bu düşüş her şeye değer. Aşkın verdiği acının tanımıydı. Sabah kalktığında hiçbir şey olmamış gibi davranmak, akşam yatarken kıvranmak. Bu gözyaşımı durdurmanın çaresi var mıdır? Yaşam suyumuzu kendimiz çöle döndürmüştük. Bu çölde susuz kalmak yaşatır mıydı? Olmadı gerçeklerle yüzleşme zamanıydı.
Boğaz köprüsünün birbirine bakan, fakat hiç bir zaman kavuşamayan iki ayağıydık.
Hayatımızda; renk bulacak kişileri seçmemiz dileğiyle. O renklerin siyah olmaması için dua edeceğim…























YORUMLAR