Bir ülkede seçim sürecine girildiği andan itibaren beklentiler, vaatler ve seçim sonrasına bırakılan umutlar gündemi işgal eder. Tabi siyasi atışmaları da unutmayalım. Her ülkenin siyasi ve kültürel yapısına göre farklılıklar arz eder. Bugüne dek Türkiye’de seçim süreçleri birçok Batılı ülkeye nispeten daha canlı, renkli ve halkın dilinde ve yaşamında 24 saat yaşayarak yer etmiştir. Ama bu görünen rengârenk seçim ortamının bir de ülke yönetimi açısından önemli aşamaları var. Hükümetler ülkeyi sevk ve idare ederler. Doğal olarak iktidar partileri hata yapmadan bu süreci kapatmaya çalışırlar.
Dört bir yandan kuşatılmaya çalışılan bir ülkenin yönetimindeyseniz ve içeriden dışarıdan çalışan hain terör örgütlerinin saldırısına maruzsanız seçim sürecinde dış politikayı yürütmek kolay iş değildir. Şu anda Batıdaki aşağılık aklın kontrolünde olan güç odaklarının seçimlerimiz üzerinde baskı kurma, manipüle etme çabaları artık gizli değil açıktan topyekûn yürütülerek gerçekleştiriliyor.
Basın yoluyla, terör örgütleri kanalıyla, ellerindeki ekonomik güç ve imkânlarını kullanmak suretiyle, içimizdeki işbirlikçileri aracılığıyla saldırıyorlar. Hamdolsun ki devletimizi 2002’den bu yana ne kadar güçlenmiş ve direnci artmış bir ülke haline getirmişiz ki hala yıkamıyorlar. Her yolu deniyorlar ama yıkamıyorlar.
Basın yoluyla ülkemizde sanki demokrasi yokmuş, Sayın Cumhurbaşkanımız diktatörmüş, özgürlükler, basın ve siyaset baskı altındaymış gibi gösteriyorlar. Bunu da yıllarca büyük ve ciddi sandığımız kelli felli basın kuruluşları kanalıyla ABD’de ve Avrupa’da birçok ülkede yalan haberlerle pompalamaya çalışıyorlar. Amaçları kendi kamuoylarını da takındıkları düşmanca tutuma ikna etmek, karşıt bir ses çıkmasını engellemek.
Terör örgütleri NATO paktında olduğumuz ülkelerce zaten bir dönem diplomatlarımızı suikastler ile şehit eden ASALA’ dan başlayarak bugünlere kadar ellerini kollarını sallayarak propaganda yapmakta, gösteriler düzenlemekte, dernekler kurarak para ve insan kaynağı sağlamaktalar. ASALA, PKK, DHKP-C ve son dönemde bütün kirli yüzü ortaya çıkan ve birçok sac ayağı olan FETÖ örgütü mensuplarına yaşam alanı sağlıyorlar. Düşünebiliyor musunuz 15 Temmuz gibi açık ve net halkına ve demokrasisine kurşun sıkan bir örgütün firarilerine siyasi sığınma hakkı bile verebiliyorlar. Bunu bile aleyhimize kullanmaktan çekinmiyorlar.
Seçimler için 24 Haziran kararı daha alınmadan önce yavaş yavaş ekonomimize operasyon çekmeye başladılar. Tabi ki dünyada petrol fiyatlarındaki artışın ve doların dünya genelinde diğer para birimlerine karşı yükselmesinin de TL’nin Dolar karşısında değer kaybında etkisinin yüksek olduğunu biliyoruz. Yalnız bundan ibaret değil. Bir ülkede dolar yavaş yavaş azaltılırsa (düzenli olarak) yavaş yavaş da TL karşısında değeri yükselecektir. Basit bir arz talep dengesidir. Dolar azaldıkça pahalılaşacaktır. Bildiğimiz gibi ekonomik krizler bir sürecin sonunda aniden patlak verir ve Dolar kuru bir anda fırlardı. Bunda yabancı yatırımcının da kriz ortamından korkup kaçmasının hızlandırıcı etkisi olurdu. Bu sefer farklı bir durum var. Düzenli olarak artan bir kur ekonomi tarihimizde çok da alışılagelmiş bir şey değil. Erken seçim kararı aslında bu plana da bir darbe vurdu diyebiliriz.
Silah satışı hususunda da Türkiye’yi köşeye sıkıştırma çabasına giriyorlar. Tüm dünyanın gözü önünde NATO müttefiki bir ülkeye sırf güçlü ve bağımsız bir lideri ve hükümeti var olduğu için savaş uçağı satışını durdurmakla, füze savunma sistemlerini vermemekle tehdit ediyorlar. S-400 füze sistemlerini Rusya ile anlaşarak alma yoluna gidilmesinin hamasi bir dış politika değil akılcı ve bağımsız bir dış politikanın eseri olduğunu kamuoyumuzun bilmesi gerekir.
Gördüğümüz üzere tüm imkânlarını sırası ile deneyerek geliyorlar. Dışarıdan kuşatmaya çalışıyorlar. Ülkemizin karşı karşıya kaldığı tüm sorunları alt alta sıralayınca çok net gözüken bir şey var ki, o da bu sorunları çözebilecek tecrübe, inanç ve cesaret adaylar içinde sadece Recep Tayyip Erdoğan’da mevcut. Onun da bu sorunları hızlı ve etkin bir şekilde çözebilmesi için TBMM’de güçlü bir çoğunluk grubunca desteklenmesi gerekiyor. İşte bu yüzden “Cumhur İttifakına” destek vermemiz son derece önemli bir milli vazifedir. Sayın Cumhurbaşkanımızın da dediği gibi “Topunuz gelin, neyiniz varsa topunuzla, tüfeğinizle gelin!”.
Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız ve ülkemize karşı kurulan tüm tuzakları birlikte bozacağız.
Egemen BAĞIŞ
TC Devlet ve AB Eski Bakanı
İstanbul Aydın Üniversitesi Batı Araştırmalar Merkezi Başkanı























YORUMLAR