Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya
Egemen Bağış
Egemen Bağış

Suni Kriz Çabaları

 Ekonomi ve Politika… Siyasetin iki temel belirleyicisidir.  Dünya siyasetine geçmişten bugüne baktığımızda ekonomi bazen politikaya tesir etmiş bazen de politika ekonomiye tesir etmiş.   Günümüzde ise artık ikisi ayrılmaz bir bütün ve yumurta mı tavuktan çıkar tavuk mu yumurtadan çıkar misali bir hal almıştır. Gelelim son günlerde ekonomimizde görülen bazı gelişmelere. Dolar tarihin en yüksek seviyesine gelmiş iken yapılan eleştirilere bakarsak ekonomimizin dibe vurduğu ve bunun da neticesinde doların arttığı yönünde. 

Oysa gerçek böyle mi?

Öncelikle döviz kurlarındaki bu yüksek dalgalanmalar ve krizler bizde ve dünyada nasıl gerçekleşmiş bir bakalım. Dünyanın ilk büyük ekonomik krizi genel kanıya göre 1929’ da “Büyük Buhran” adı verilen krizdi. Amerika ve tüm Avrupa’yı kasıp kavurarak dolayısıyla tüm dünyayı etkisi altına alan bu kriz büyük sosyal patlamalara ve yaralara bile sebep olmuştu. Tabi genç bir cumhuriyet olan ülkemiz de bundan nasibini fazlasıyla aldı. I. Dünya Savaşı’ndan bu yana sermayemiz ve sanayimiz gelişmiş ülkelerle aynı seviyede olmadığından dolayı batılı ülkelerin kriz diye düşündüğü birçok olumsuzluğu yaşadık durduk. Bu olumsuzlukların en başta gelenleri devalüasyon, dış borç batağı, IMF’e borçlanmak ve reçetelerine maruz kalmak, işsizlik, büyüme rakamlarının eksiye dönmesi, sanayinin gelişmemesi, yoksulluk ve daha saymadığım bir çok olumsuzluk örnek verilebilir. Tabi vatandaş ile ekonomistlerin kriz anlayışı ya da eşiği farklı olabilir. 

Yani ekonomistler bazı verileri dikkate alırlar ciddi bir matematikle değerlendirirler. Halk ise yoksulluk/refah seviyesine bakar. Genel de bu belli olmadan önce yaşanan acı tecrübeler üzerinden giderek bazı verileri dikkate alır. Mesela döviz kurlarındaki ani artışlar gibi. Türkiye 5 Nisan 1994 Kararları sonrası ve 2001’de Ahmet Necdet Sezer’in Anayasa kitabını rahmetli Başbakan Bülent Ecevit’e fırlatmasıyla bir günde alt üst olan piyasalar ve döviz kurlarının fırlamasıyla kendini gösteren krizleri yaşadı. Bu da toplumsal algımızda döviz yükseliyorsa kriz gelmiştir algısını oturttu. Benzer sıkıntıları ve krizleri ekonomileri bize benzeyen gelişmekte olan ekonomi diye betimlenen Güney Amerika ülkeleri ve 90’lı yıllarda Asya Kaplanları diye tabir edilen ülkeler yaşadılar. Yalnız dövizin yükselmesi ya da düşmesi tek başına krizle ilişkilendirilemez. 

Zira ekonomi okuyan birinci sınıf öğrencileri bile bilirler ki serbest piyasada arz artarsa fiyat düşer, talep artarsa fiyat artar. Para da aynen mal gibi arzı arttığında değeri düşen, talep arttığında fiyatı artan bir olgudur. Merkez Bankalarının rezervde döviz tutmasının ana sebebi de budur. Yani piyasalardan şu an önemli bir miktarda dolar çıkışı olduğu vakit biliriz ki doların değeri artacaktır. Eğer bu anormal bir zamanda, anormal bir oranda olursa bu işte bir çapanoğlu vardır.

Türkiye’de krizler güçsüz iktidarlar ve kötü ekonomi yönetimleri nedeniyle gerçekleşmiştir hep. 2002’den bu yana AK Parti iktidarı ülkeyi istikrarla yönettiği için 2000’li yıllarda başlayan batı kaynaklı Mortgage Krizi ve diğer finansal krizleri büyüme rakamları eksiye dönmeden Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın o zaman kullandığı tabiriyle krizler bizi “teğet geçmiştir”. 

Yukarıda örnek verdiğim 1994 ve 2001 krizleri döviz oyunları değil kötü yönetimlerin eseridir. Peki en baştaki sorumuza dönelim tekrar. Bizde nasıl oldu da 15 Temmuz 2016’da hain darbe teşebbüsünü yaşamış, hendekler kazılarak iç savaş çalışmasına laboratuvar yapılmaya çabalanmış, 2017’de El Ba’ba ve 2018’de de Afrin’e operasyon yapmak zorunda kalmış ve buna rağmen Gayrisafi Yurtiçi Hâsılası %7,4 büyüme oranını yakalamıştır. OECD ülkeleri içerisinde en hızlı büyüyen ikinci ülke olduk. Buna karşın dolar aldı başını gidiyor.

Sevgili okurlar biraz ekonomiyi izliyor ve anlıyorsak ekonomist olmanıza da gerek yok. Ayan beyan ortada bir gariplik var. Hadi canım öyle şey de olur mu diyenlere bazı örnekler vereceğim. 1992 yılında İngiltere gibi büyük bir ülkenin ekonomisine bile manipülasyon yapılarak nasıl ekonomik bir kriz ortaya çıkarılabildiğine şahit oldu tüm dünya. Ünlü yatırımcı Soros’un kontrol ettiği milyarlarca doların ülkeye giriş ve çıkışlarıyla İngiliz Pound’unu zayıflatarak devalüasyonuna sebep olması ve İngiliz ekonomisini zorda bırakmasını dünya şaşırarak izledi. Gelişmekte olan ülkelere yaptığı ya da yapılan operasyonlar daha da fazla. 90’larda Arjantin, Brezilya, Meksika ve Şili’de de döviz çıkışlarıyla krizleri tetiklediler, Endonezya, Tayland, Malezya ve hatta Güney Kore ve başaramasalar da Hong Kong da para giriş çıkışlarıyla (özellikle hedge fonlarla) devalüasyonlar yapmak zorunda kaldılar. Biz uzun yıllardır devalüasyona yapmadık. İstikrar ve moralite çok önemlidir. Hükümetlerimiz 2002’den beri bunu başarıyla sağlıyor. Bu gördüğünüz dolardaki artış ekonomik bir krizin neticesi olsaydı şu an ülkede korkunç bir kriz yaşıyor olurduk ve iktidarlar ardı ardına devrilir ülke tıkanırdı. Profesyonel ekonomist ve akademisyenlerden de edindiğim görüş ve rakamlar bu yönde. 

Büyüyen, istikrarını muhafaza eden ve her türlü gayrimeşru saldırıya ve içerideki hainlere rağmen dimdik ayakta durabilen bir ülkede doların özellikle yükseltilerek bir ekonomik kriz çıkartır mıyız çabasını bu halk amiyane tabirle yemiyor. Bu numaralar eskidi beyler.  Ülkeye bu hainliği yapan aşağılık akıl ve onun yerli işbirlikçileri ile de zamanı gelince hesap görülecektir. Çünkü 24 Haziran’da halk yerli ve milli cumhurun başkanı ve güçlü meclisten yana tercih kullanacak ve Allah’ın izniyle bir daha kimse Türkiye’ye tuzak kuramayacak. 

Egemen BAĞIŞ

TC Devlet ve AB Eski Bakanı

İstanbul Aydın Üniversitesi Batı Araştırmalar Merkezi Başkanı

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER