Sultan İkinci Abdulhamid ; yoksul ve sakat kimseler yanında, kimsesiz ve ihtiyarların son zamanlarını huzur içinde yaşamaları maksadıyla, Sadrazam Halil Rıfat Paşa’ya bir darülaceze (düşkünler evi) kurulması emrini verdi. 7 Kasım 1892 tarihinde Darülacezenin temeli atıldı. Bizzat Halil Rıfat Pasa, evindeki değerli eşyayı ve gümüş takımlarını satarak yardımcı oldu.
Bu kuruluşun ardından halka hizmet vermeye yıllardır devam eden darülacezenin bu haftaki konuklarıydık. Sonbahar mevsiminin verdiği duygu yoğunluğunla bir çift mutlu gözler görebilmek uğruna gittik. Farklı hayatlarda, farklı umutlar saklıydı. Biz de bu umutları paylaşabilmek uğruna ellerinden bir nevz’i tutmak istedik.1895’ten bu yana ayakta duran Darülacezeden kimler geldi kimler geçti. Darülacezenin kapısından tek başına girdiğinde, kocaman bir ailesinin olacağını belki tahmin edemezdi. O kapıdan kocaman bir aileyi bırakıp bir parça beyaz beze sarılı olarak o kapıdan sonunda çıkmaktı. Kısaca sonbahar mevsimindeki yaprak dökümü gibiydi. Gözlerinde bir parça yaşama umuduyla, ağrılarına direnip, yaşlılığını unutup, yaşamanın verdiği hazzı yaşıyorlardı. Birçok tonton teyzelerimizin, ninelerimizin, dedelerimizin bir arada olduğu bu ortamda en önemli ihtiyaç aslında sevgiydi. Yanlarınıza yaklaştığınızda aslında hepsinin anlatacağı hikayeleri vardı. Hepsi bir şeylerle ilgileniyordu. Hepsinin de yüzü gülüyordu. Sanki bir şeyleri unutmak istercesine hayatlarına devam ediyorlar. Asıl olanı unutmak içindi. Belki de hiç hatırlamamak için. O koca yorgunlaşmış yüreklerin birbirleri arasında dayanışması, biz burada bir olduk, biz hepimiziz cümlelerinin dışa vurulmuş siluetleriydi adeta. Doğuştan gözleri görmeyen Adem amcamızın eli, ayağı… görmeyen gözü olmuş Mehmet Amca. Adem Amca nereye giderse, gitmek isterse Mehmet Amca hep yanında. Karşılıksız… Hiç bir şey beklemeden…. Onlar bir olmuşlar, iki beden tek yürek olmuşlar. Diğer tarafta Nihan ablamız… Diğer kalanlara göre daha genç ve daha dinç… O da kendi yuvaları için, kendi çatıları için yapılan faaliyetlere gönülden destek olmuş.. Darülacezenin kermes bölümünde gönülden çalışmakta.. Evlerini, hayatlarının geçeceği bu mabedi her şeyiyle sahiplenmişti. Yorulmadan bıkmadan her faaliyette desteği hissedilirmiş. Orada aslında onlarca beden, onlarca yürek var ama tek bir yuva, tek bir çatı var. Bunu da hepsi iliklerimize kadar hissettirmeyi basardılar …
Yaşlılık, yorgunluk, hastalık aslında onlar için gelip geçiciydi. Tek kalıcı olan hayatlarında silemedikleri sadece terk edilmişlikti. Bahçede oturan 97 yaşındaki amcamız ile kısa bir sohbetimiz başladı. Eşi 2 ay önce vefat etmişti. Çocukları tarafından 1 ay önce darülacezeye bırakmıştı. Yüzünün gülümsemesinden ne pahasına olursa olsun keyfinin yolunda olduğu anlaşılıyordu. Fakat o gülümsemeyle birlikte gözyaşlarına boğuldu. Tavsiyeler vereyim size; “ Akrabalar, Çocuklar, Dostlar ile iyi anlaşın. Onları her zaman sevin. Fakat Eşinize verdiğiniz değeri kimseye vermeyin. O sizin tek varlığınız bunu unutmayın.” sözleriyle yüzündeki hafif gülümseme, hafif tebessüm ile görüşmemizi sonlandırarak kulaklarımıza küpe yaptık. Bahçemizde ziyaretimize devam ettiğimizde; Bir amcamızın size benden bir sır sözleri kapladı. Yine meraklı gözlerle bakıyorduk. “Hiç aşık olmayın” sözleriydi. Tabi ki bizde meraklı gözler ile baktık. Sonu yine bir aşk hikayesiydi. Her yaşta aşk hikayesi hayatımızda yer alıyordu. Sevgi her aşkta devam ediyordu.80 yaşında hala bekar olan amcamızın tek aşkıydı Feride. Onun için evlenmedi ve yuvasını kurmadı. Şuanda da tek başına çocukları yok, Eşi yok. Sevgisi ona bir ömür hediye olduğunu belirtti. Her haftanın bir günü o aşkı Feride’ye uzaktan bakıp, aşkını ömrünün yettiğince yaşayacağını belirtti. Hayatımızdaki tüm anılar sanki bize bir ömür hediyeydi.
Kimi Avukattı, Kimi Yazar, Kimi Şair… Şiir kitabını imzalayıp hediye etti. Ziyaretimiz sırasında verdiğimiz ufak hediyelerin karşılığını şeker, çikolata, bize içten gülümsemeleri ve teşekkür etmeleriydi. Peki farklı hayatları hiç düşündünüz mü? Bu yaşanan hayatlardaki farklı acıların, farklı gülümsemelerin tadına vardınız mı? Geçen süreyi tutmak imkansız. Bu süre içerisinde bir bakmışız bizim cümlelerimizde “Gençliğimde” diye başlıyor. Zamanı tutamıyorsak zamana yetişelim.
Günlük hayatın koşuşturmalarıyla yaşadığımız meşguliyete kısa bir ara vermek isterseniz. Hafta İçi Her Gün 10:30-16:00 arasında ziyaret edebilirsiniz. Tuğba SEZER/akifhaber























YORUMLAR