Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya
Tuğba Sezer
Tuğba Sezer

Hayatın Bahanesi

       O sabah, her sabahkinden farklı olduğunu tahmin edemedi. Uyandığında camı araladı. Ve yağmur her yeri ıslatıyordu. Onun yüreğini ıslatamıyordu. O kadar mutluydu ki… Hayatında kimse yoktu fakat O; yalnızlıkla kurduğu hayallerle yüzünden gülücüğü eksik etmiyordu. O gün her günkü koşuşturmanın peşindeyken birden karşına çıkmıştı. Ne olduğuna anlam verememekle birlikte anlık yaşadığı duyguların içerisinde kaybolmuştu. Mutluluktan yüreğinin atışının sayısını bile sayamıyordu. Yüreği ele avuca sığmıyordu.

    Onunda aynı duyguları yaşadığını duyduğunda dünya sadece ikisinindi. Artık ikisi de tanımlamalarını yapmıştı. Ve bu aşktı. O aşkın peşinde tutuklu kalmışlardı. Belki aşkın tanımı; Akşam uykusuz kalıp, sabah erkenden kalksa bile, yüzündeki gülümsemeyle güne başlamasıydı. Güne birbirlerine söyledikleri güzel sözcükler ile başlamışlardı. Pembe hayallerle süslemişlerdi bu hayatı. Sevgi, bağlılık ve vazgeçilmezlik vardı. Sevgilerini haykırmaya karar vermişlerdi.

     Evet… Beklenen teklif gelmişti. Mutlu hayatlarında, mutluluğunu iki katına çıkartmak için adımı atmışlardı. Evlilik sonrasında hayatında unutulmaz kıldıkları anları yaşıyorlardı.

    Bir sabah uyandıklarında güneşli bir sabaha uyanmışlardı. Fakat o güneş evlerine uğramamıştı. Birbirlerini anlamayan iki insan olmuşlardı. Aşkı kucaklayan kolları yoktu. Birbirlerine bağırmakla başlayan kavga sonunda, eşinin uyguladığı şiddetle artık hava yağmurluydu. Eşi sadece ağlıyordu. İkisi de bir köşeye çekilmişti. Belki de erkek dövüp rahatladığını hissediyordu. Belki de pişmandı. Peki kadının düşüncesi neydi? Ağlamakla geçirdiği gecenin sonunda sabah gözyaşlarını ve yüzündeki şişlikleri saklamakla başlıyordu. Yüzündeki şişliklerin hep başkasının hatası olduğunu, başkalarına da kendisine de kabullendiriyordu. Beynindeki düşünceler davranışlarını etkiliyordu. Gördüğü fiziksel şiddet değildi asıl yüreğini acıtan. Bunca zaman kılına bile zarar gelmemesi için koruyucu bir tavır takınan kişi ne oldu da şimdi yüreğini de bedenini de acıttı. Bir bahanenin arkasına sığınmıştı. O bahaneyle birlikte düşüncesinde saklı olan şiddeti eşinde ortaya çıkartmıştı. Kadın acılarını yüreğine gömüp, hiçbir şey olmamış bir şekilde devam ediyordu. Kendini mecbur hissediyordu. Çevre faktörünün baskısı, eşinin korkutmaları, bu hayata tek başına tutunmanın maddi ve manevi zorlukları…

    Kadına şiddetin bahanesi hayatlarımızda var mıdır? Hayatlarımız inişli çıkışlıdır ne kadar kabullenmesek de. İniş kısmında şiddetin bahanesi var mı? Karşımızdaki kişiye derdimizi şiddetle anlatmak nedir? Aşk, meşk sözlerine kanıp bu şiddeti yok saymak nedir? Kadın, Allah tarafından hak ve sorumluluklarıyla eşit seviyede yaratılmıştı. Sen kadınsın ve bu toplum için en önemli varlıksın. Gönderdiği çiçeklerde; yaşadığın beş dakikalık mutluluk, bir ömür acı çekmenizi engellemeyecektir. Amacın yıkıcı olmak değil, yapıcı olmak olsun.

Dünyanı açtığın, her şeyini paylaştığın, yeri geldiğinde arkadaşın, yeri geldiğinde eşin olan dünyanın en özel insanına şiddetle değil sevgiyle yaklaşılması gerektiğini unutmayalım. Yaşamımızın bir parçası haline gelmesinden uzak duralım.

 

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER