Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya
Egemen Bağış
Egemen Bağış

Cumhurbaşkanımız Fransa’ya Giderken

 Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan bugün Fransa’ya gidiyor. Müzmin muhalefetimiz Türkiye’nin batıdan, AB’den ve NATO’dan koptuğu iddialarını dillendirirken ve Avrupa’daki bazı ülkeler Türkiye aleyhtarlığında sınır tanımazken bu ziyaretin sembolik anlamı daha da belirginlik kazanıyor. 

Aslında Türkiye ile Fransa köklü ve derin bir ortak geçmişi paylaşıyor. Osmanlı döneminde Fransa Krallığına 1483’ten itibaren özel temsilciler gönderilmiştir.

 Kanuni Sultan Süleyman, Fransa Kralı 1. François(Fransuva)’nın yardım talebine olumlu cevap verdiği tarih 1526’dır. 1536’da 1.François ile Kanuni Sultan Süleyman arasında kurulan ittifak çerçevesinde Fransa İstanbul’da mukim bir Büyükelçilik açmıştır.

Osmanlı Devletinin 1720 yılında Fransa’ya gönderdiği uzun süreli ilk Büyükelçi Yirmi sekiz Çelebi Mehmet Efendi’dir. Gerek Osmanlı’nın son dönemlerindeki reform süreçlerinde, gerekse Türkiye Cumhuriyetinin idari ve fikri yapılanmasında Fransa’nın önemli bir model ülke olarak rol oynadığı aşikârdır.

Bugün de ortak coğrafyalarının güçlü birer üyesi olarak Türkiye ve Fransa, hem diplomatik ve askeri, hem de ekonomik, siyasi ve kültürel düzeyde önemli bir işbirliği gündemine sahiptir. 1500’lü yıllara dayanan ikili ilişkilerimizin bugün de her zamankinden güçlü olduğunu görmek sevindiricidir.

Kimi zaman ufak çaplı yol kazaları atlatsa da bu iki büyük devlet 500 seneden fazla bir zamandır önemli bir işbirliği yürütmektedir. Burada belirtmek gereklidir ki bu rakam birçok devletin tarihinden daha uzun bir süreçtir. Tarihi ilişkilerimizin getirdiği olgunluk ve dinamizmi yeni bir sayfa açmak için kullanmalıyız.

İki kadim medeniyetin temsilcisi olan bu iki ülke geçmişte de günümüzde de gelecekte de ilişkilerini güçlendirerek sürdüreceklerdir. Charles De Gaulle’un de ifade ettiği gibi; “Türkiye tarihi, bugün her zamandan çok Batı ve Avrupa tarihinden ayrılmaz bir haldedir. Ve Atatürk’ün bu yöndeki gayretleri sonuçsuz kalmamıştır. Fransız Devrimi’nin öncülerinden Maximilien Robespierre’in: “Türkiye Fransa’nın en eski ve sadık müttefikidir.” sözü Türkiye tarafından her zaman memnuniyetle sahiplenilmiş ve bunun gereği yapılmıştır. Memleketlerimiz arasındaki yüzyılları aşan dostluk, bu gelişmenin temel öğelerinden biridir.

Son yıllarda Fransa ile Türkiye arasındaki ticari ilişkilerin hacmi yılda 13 ile 16 milyar dolar arasında seyretmektedir. Türkiye’de faaliyet gösteren Fransız menşeli firma sayısı da 1000’in üzerindedir.

Benzer şekilde Fransa aynı Türkiye gibi NATO’nun en önemli üyelerinden biri konumundadır. Bu göstergeler aslında Türkiye ve Fransa’nın istenildiği takdirde birlikte neler başarabileceğine dair güçlü birer işarettir. Türkiye ve Fransa’nın ilişkilerini sadece ticari ve askeri ilişkilerle sınırlandıramayız. Bugün baktığımızda Fransa’da yaşayan Türk kökenli vatandaşlarımızın sayısı 500 binin üzerindedir. Fransa’dan Türkiye’ye her sene gelen turist sayısı 1 milyonun üzerindedir. Bu rakamlar Türkiye ile Fransa arasındaki derin işbirliğini gösteriyor.

Fakat aynı zamanda ilişkilerimizin daha birçok platformda ilerletilebileceğinin de işaretidir. Türkiye ve Fransa, başka ülkelerden farklı olarak, sahibi oldukları gücü dünyada barışın ve selametin tesisi için kullanabilecek iki ülkedir. İki ülkeyi bir araya getiren ana unsur demokrasidir. 

Fransa, kurucu ve fikir babası olduğu Avrupa Birliği ile dünyanın en hareketli bölgelerinden birinde istikrarın nasıl sağlanacağı konusunda cümle âleme anlamlı bir ders vermiştir. Bugün dünyamızın bu barışçıl ve kapsayıcı fikir yapısına her zamankinden daha çok ihtiyacı var.

Libya, Lübnan, Suriye, Katar ve özellikle Filistin ve Kudüs siyasetlerinde yaşananlar gösterdi ki, demokrasi ve insan hakları konularında Türkiye ve Fransa el ele verip dünyayı gelecek için daha iyi bir yer haline getirebilir, getirmelidir. Çünkü dünya siyaseti, kaosa sürüklenen kimi bölgelerin ışığında aklıselim düşünebilen, konulara duyarlı bir biçimde yaklaşan ve işbirliğiyle Birleşmiş Milletler genel kurulunda destan yazan Fransa ve Türkiye gibi ülkelere şiddetle ihtiyaç duymaktadır.

Orta Doğu ve dünyanın geneli artık terör, bombalı saldırılar, anarşi savaş ve sefaletten bitap ve biilaç bir haldedir. Bunun başlıca kaynağı terör ve despotizmden doğan istikrarsızlıktır. Terör nerede olursa olsun kınanmalı, hatta yok edilmelidir. Terörize edilmeyi hak eden tek şey terörün kendisidir. Ülkelerimizin rol alıcı değil rol belirleyici karakterlerini insanlığın hizmetine sunarak bölgesel ve küresel barış için daha kararlı şekilde yol almak zorundayız.

Türkiye ve Fransa’nın inançlara, özgürlüklere ve demokrasiye olan sıkı bağlılıklarını dünyaya bir kez daha gösterme zamanıdır. Türkiye işte bu nedenle inatla Avrupa Birliği üyelik sürecine devam etmelidir. Türkiye tam da bu nedenle bazı ülkelerin yıldırma politikalarına kulak asmamalı ve AB’ye olan inancını yitirmemelidir. Çünkü Türkiye’nin AB üyeliğinden hem Türkiye’nin hem bölgenin hem de AB’nin kazanması söz konusudur.

Biz bunu bir kazan-kazan durumu olarak görüyoruz. Hatta “KAZANIRKEN KAZANDIRAN” bir denklem olarak düşünüyoruz. Türkiye ile Fransa arasındaki güçlü işbirliği sadece ikili düzeyde değil, Avrupa Birliği çatısı altına da devam etmiştir, etmelidir. Hem Türkiye’nin hem de Fransa’nın bu ortaklıktan elde edeceği birçok kazanım var.

Cumhurbaşkanımızın bu tarihi ziyareti iki ülke arasındaki ilişkiler açısından yeni ve olumlu bir süreç başlatacaktır. Türkiye bu olumlu atmosferin muhafaza edilmesi yönünde samimi bir iradeye sahiptir. Aynı iradenin Fransız tarafınca da gösterileceği noktasında ümitlidir. 

Fransa’da Macron yönetiminin geçmiş yönetimlerin hatalarını tekrarlamayacağını umuyoruz. Fransa’da gelecek nesilleri değil de gelecek seçimleri düşünen siyaset anlayışına ve siyasetçilere sandıkta Fransız halkının nasıl bir ders verdiği unutulmamalı, bu mesaj iyi okunmalıdır. 

Bu hatalar tekrarlanırsa bundan kimse kazançlı çıkmaz. Bunlar tekrarlanmaz ve Türk-Fransız işbirliği daha makul bir zeminde ilerlerse de bundan başta Fransa olmak üzere herkes kazançlı çıkar.   

Makalemizi tarihi önemi olan bir anekdot ve anekdota konu olan bir mektupla bitirelim. 

TBMM hükümeti ile Fransa arasında Ankara barışı imzalandıktan sonra TBMM Pierre Loti’ye bir halı hediye etmeye karar vermiş ve bu vesile ile Mustafa Kemal Paşa, Türkiye’nin Fransa temsilcisi Ferit Bey ile aşağıdaki mektubu da göndermişti. Aslı Fransızca olan bu mektupla hediye halı, temsilcimizin eşi Müfide Ferit tarafından 26 Aralık 1921 günü Pierre Loti’ye teslim edilmiştir.

“Türkiye Büyük Millet Meclisi, temsilcisinin Paris’e gitmesinden yararlanarak, Türkiye’nin büyük ve asil dostuna karşı beslediği duyguları, minnet ve şükranı tekrar belirtmeyi kendine bir borç bilmiştir. Tarihin en karanlık günlerinde sihirli kalemiyle daima Türk milletinin hakkını teyit ve müdafaa etmiş olan büyük üstad için, Türk milletinin beslediği derin, sarsılmaz sevgi hislerine. Kurtuluş Savaşı’nda şehit düşen erkeklerimizin yetim bıraktığı kızlarımız tarafından gözyaşları arasında dokunmuş olan bu halı tanıklık edecektir. “Naçiz kıymeti, delâlet ettiği mânâdan ibaret olan bu hediyemizi, haksever ve mert Büyük Fransız’a beslediğimiz şükran hissinin bir delili olarak telakki ve kabul buyurmanızı rica ederiz.”

 3 Kasım 1921 

‘Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Başkomutan Gazi Mustafa KEMAL’






Egemen Bağış

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER