Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya
Akif Haber
Akif Haber

Kendi grubunu üstün görme

  • Medya ve sosyal medya etkisi: Kendi tarafın medyası rakip adayı sürekli “hırsız” diye gösterirken, karşı taraf kendi adayını “temiz” diye pazarlıyor. Seçmen kendi bilgi balonunda kalıyor. 
  • Siyasal Parti kendi hedef kitlesine medya aracılığı ile ulaşarak, sürekli geniş bilgi akışını gerçekleştirirse! Athırsızı, hizmet etmeyen, projesi yok hükmündeki adaylar ile “seçmen kitlesinin değerlerine;”  karşı eylem ve söylem içerisinde olan  grupların adayları yenilgiye uğrar.

Seçmen memnuniyeti seçimlerde sonuç getiriyor.  

  1. Kültürel ve sosyolojik boyut
    Köy siyasal kültüründe asabiye (kabilecilik, akrabalık, “bizden olsun” duygusu) hâlâ çok güçlü.  

Etnosantrizm (kendi grubunu üstün görme) devreye giriyor. “Athırsızı” bile seçmek, “dışarıdan veya rakip aileden iyidir” diye düşünüldüğü için oluyor. Uzun vadede köyün zarara uğradığı (hizmet aksaması, güvensizlik, küslükler) görülse de, seçim anında duygusal ve grupsal bağlar ağır basıyor. 

 

Nerede en büyük eksiklik var? Asıl eksiklik eğitimde, sivil bilinçte ve uzun vadeli düşünme alışkanlığında. Seçmen “athırsızını” seçiyorsa, o köyde demokratik olgunluk eksik. Ama bunu sadece köylüye yüklemek haksızlık; devlet sistemi de köyleri ihmal ediyor, muhtarlığı ciddiye almıyor, eğitim ve kalkınma politikaları yetersiz kalıyor. Sonuçta demokrasi seçmenin kalitesiyle sınırlı. Köyde “en iyi” değil, “en organize olan” veya “en çok korkutan” kazanıyor çoğu zaman. Çözüm? Daha iyi eğitim, ekonomik kalkınma, gerçek gizli oy mekanizmaları ve muhtarlığın profesyonelleşmesi. Yoksa “bizim hırsızımız başkalarınınkinden iyidir” döngüsü devam eder. 

 

Bu durum, Türkiye’de (ve birçok ülkede) oldukça yaygın bir seçmen davranışı örneği ve “hizmetler beğeniliyor ama ‘hırsız’ aday yine kazanıyor” şikayeti siyaset biliminde sık tartışılıyor. Seçmen tercihi nadiren sadece “hizmet performansı”na dayanıyor. Çoğu zaman duygusal, kimliksel ve yapısal nedenler ağır basıyor. Aşağıda, akademik çalışmalar ve gözlemlere dayalı başlıca nedenleri açıklıyorum: 

  1. Güçlü parti sadakati ve kimlik (Partizanlık)Seçmenlerin büyük kısmı partiye oy verir, adaya değil. Bu, Michigan Okulu’na göre “parti kimliği” diye tanımlanan uzun vadeli duygusal bağlılıktan kaynaklanır. Aileden, çevreden, ideolojiden gelen bu bağlılık, skandal veya yolsuzluk iddialarını bile “bizimkinin hatası değil, karşı tarafın iftirası” diye görmeye yol açar.
    Hizmetler yerel düzeyde beğenilse bile, seçmen “bu hizmetler bizim partimizin genel vizyonu sayesinde” diye düşünür veya karşı tarafın adayını “daha büyük tehlike” olarak algılar. Çalışmalar gösteriyor ki parti kimliği, hükümet performansından bile daha güçlü etki yapıyor. 

 

  1. Duygusal polarizasyon (Affectivepolarisation)Seçmenler “biz ve onlar” diye ikiye bölünmüş durumda. Karşı partiye duyulan güvensizlik o kadar yüksek ki, kendi adayının kusurları (hırsızlık algısı dahil) görmezden geliniyor. “Bizim hırsızımız, onlarınkinden iyidir” mantığı devreye giriyor. Bu, ekonomik kriz veya hizmet eksikliği dönemlerinde bile oy kaybını sınırlıyor. Türkiye’de laik-muhafazakar, etnik veya bölgesel kutuplaşma bunu çok güçlendiriyor. 

 

  1. Hizmet algısı partizan filtreyle değerlendiriliyor. Hizmetler “benimsenmiş” olsa bile, seçmenler bunu objektif ölçmüyor. Kendi partisinin adayıysa hizmetleri abartılı görüyor; rakipse “yeterli değil, propaganda” diyor. Yerel seçimlerde bile ulusal siyaset (lider imajı, ideoloji, ekonomi genel tablosu) ağır basıyor. Araştırmalarda aday dürüstlüğü %85 etkili görülüyor ama bu algı da partiye göre değişiyor. 

 

  1. Sosyal ağlar,klientalizmve pratik çıkarlar 
  • Hemşerilik, mezhep, etnik köken, dernekler gibi sosyal gruplar oyu yönlendiriyor (Columbia modeli).  
  • Bazı seçmenler için “hizmet”den öte, kişisel çıkar (iş, yardım, bağlantı) önemli. “Hırsız” diye nitelendirilen aday, kendi tabanına yönelik clientelism (kaynak dağıtımı) yapıyorsa sadakat artıyor.  
  • Medya ve sosyal medya etkisi: Kendi tarafın medyası rakip adayı sürekli “hırsız” diye gösterirken, karşı taraf kendi adayını “temiz” diye pazarlıyor. Seçmen kendi bilgi balonunda kalıyor. 
  1. Yerel vs. ulusal ayrımı ve stratejikoy Yerelseçimde hizmetler teoride daha önemli ama pratikte ulusal kutuplaşma baskın çıkıyor. 2024 yerel seçimleri gibi örneklerde bile parti sadakati yer yer kırılmış olsa da genel trend değişmedi. Seçmen “beğenmediğini cezalandırmak” yerine “kendi tarafı korumak” önceliği veriyor.  

 

Kısaca: Seçmen rasyonel bir “tüketici” gibi sadece hizmet listesine bakmıyor. Oy verme davranışı çoğunlukla kimlik, duygu ve aidiyetle şekilleniyor. Bu yüzden “hizmetler benimsenmiş” olsa bile başka partinin adayı (hatta “athırsızı” algısıyla) kazanabiliyor. Dünyada da benzer (örneğin ABD’de veya Brezilya’da). Değişim için ya kutuplaşmanın azalması ya da yeni neslin (Z kuşağı) daha performans odaklı olması gerekiyor – ki bu yavaş bir süreç. 

 

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER