Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya
Akif Haber
Akif Haber

Galilei’nin 1633 yılında Dünya dönüyor buluşu 80 yıl sonra kabul görür

Galileo’dan Yargıya: Hakikatler Neden Hep “Sahip” Bekler? Galileo Galilei, 1633’te “Dünya dönüyor” dediğinde Engizisyon onu susturdu. Bilim dünyası bu gerçeği kabullenmek için yaklaşık 80 yıl bekledi; kurumsal ve dini otoritelerin resmi kabulü ise neredeyse dört asır sürdü. Hakikat, güç sahiplerinin gündemine girmeden görünmez kalabiliyor. Bugün de aynı mekanizma işliyor: Toplumun beklentilerini karşılayacak projeler, ancak bir bakan ya da üst düzey yetkili tarafından sahiplenildiğinde hayata geçebiliyor. Bu durum yalnızca bilim tarihinde değil, günlük yönetimde de karşımıza çıkıyor. Vatandaşın, uzmanın ya da sivil toplumun yıllar önce dile getirdiği çözüm önerileri bürokratik filtrelerde kayboluyor. Alt kademelerdeki yoğunluk, risk almama eğilimi ve hiyerarşi, fikirleri yukarı taşımıyor. Bir bakan konuyu sahiplendiğinde ise tüm engeller bir anda aşılıyor; proje resmi talimata dönüşüyor. Siyaset biliminin “gündem belirleme gücü” dediği şey tam da bu: Kredi ve sorumluluk üstlenen aktör olmadan iyi fikirler “görünmez” kalıyor. Türkiye’de bu sorunun en somut yansımalarından biri yargı süreleri. Yerel mahkemeler, bölge adliye/idare mahkemeleri ve Yargıtay/Danıştay aşamalarını kapsayan üç dereceli sistemde bir dosyanın kesinleşmesi çoğu zaman üç yılı aşıyor. Adalet Bakanlığı’nın “Yargıda Hedef Süre” uygulaması yalnızca ilk derece mahkemelerini kapsıyor; istinaf ve temyizdeki yığılma nedeniyle toplam süre hedefin çok ötesine geçebiliyor. Oysa adil yargılanma hakkı ve hukuki güvenlik, toplumun en temel beklentilerinden biri. Dosyaların tüm aşamalarda en geç üç yılda kesinleşmesi, bu beklentinin somut karşılığı olmalı. Bunu mümkün kılmak için yapısal adımlar şart. Öncelikle yeminli hukuk büroları kurulmalı; nüfusa orantılı en az iki ya da daha fazla sayıda olabilir. Dava dosyaları bu bürolarda profesyonelce hazırlanıp mahkemeye sunulmalı. Mahkeme ise tanık dinleme, keşif ve bilirkişi raporu sonrası karar vermeli. Böylece hazırlık aşaması hızlanır, mahkemeler esas işlerine odaklanır. Bunun yanında yapay zekâ destekli dijitalleşme, UYAP’ın rutin yazışma ve tebligatları otomatikleştirmesiyle bürokratik süreyi yarıya indirebilir. Arabuluculuk ve uzlaştırma sistemlerinin kapsamı genişletilerek ticari, iş ve tüketici uyuşmazlıklarının büyük kısmı mahkemeye hiç gelmeden çözülebilir. İstinaf ve temyiz kesinlik sınırlarının ekonomik koşullara göre sürekli güncellenmesi, yüksek mahkemelerin yalnızca emsal niteliğindeki dosyalara yoğunlaşmasını sağlar. Hakim, savcı ve personel sayısının artırılması da mahkeme başına düşen dosya yükünü dünya standartlarına yaklaştırır. Elbette hız, adaletin kalitesinden ödün vermemelidir. Delil toplama, keşif, bilirkişi süreçleri ve uluslararası yazışmalar bazen zorunlu olarak uzar. Bu nedenle süre sınırları konulurken hak kaybına yol açmayacak esnek istisnalar da sisteme dahil edilmelidir. Galileo’nun hikâyesi bize şunu hatırlatıyor: Doğru olanın kabulü zaman alır; ama o zamanı kısaltmak mümkündür. Aşağıdan yukarıya yaklaşım –vatandaşın, uzmanın ve sivil toplumun sesinin doğrudan politika haline gelmesi– güçlenmedikçe, iyi projeler hep “bakan sahiplenene” kadar bekleyecek. CİMER, parti iletişim birimleri ve milletvekili nöbetleri gibi mekanizmalar var; fakat bunların etkinliği, bürokratik engelleri aşma kapasitesine bağlı. Toplumsal sorunların çözümünde kişisel ve kolektif projelerin hayata geçmesi, yalnızca liyakat ve katılımcı yönetimle mümkündür. Yargı sürelerini üç yılla sınırlamak, bu anlayışın somut bir ifadesi olabilir. Hakikat dönüyor; yeter ki sahiplenilsin.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER