Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya
Akif Haber
Akif Haber

Siyasi partiler yöneticilerini ön seçimle belirlemeli

Siyasi partilerin yönetim kurullarını ve liderlerini doğrudan tüm üyelerin katılımıyla belirlemesi, yani hakiki bir parti içi demokrasinin uygulanması durumunda siyasette paraya, güce ve maddi menfaatlere (akçeye) olan rağbet kesinlikle azalır. Mevcut delegelik veya dar kadro sistemlerinde finansal gücü elinde tutan aktörler yönetim mekanizmalarını daha kolay manipüle edebilirken, tabanın söz sahibi olduğu bir modelde paranın belirleyici gücü ciddi oranda kırılır. Bu tür tam demokratik bir yapılanmanın getireceği temel değişimler şunlardır:
1. Siyasetin finansallaşmasının önüne geçilir Adaylar dar bir delege grubunu veya genel merkezi ikna etmek yerine binlerce, hatta yüz binlerce üyeye hitap etmek zorunda kalır. Çok büyük kitleleri yalnızca para veya vaatle “satın almak” imkânsız hale geldiğinden lobi ve sponsor etkisi sınırlanır. Yönetim kadrolarına seçilmek için zenginlik veya sponsor bulma becerisi değil; dürüstlük, vizyon, üye tabanında karşılık bulma ve çalışma performansı öne çıkar. Liyakat, maddiyatın önüne geçer.
2. Siyasi rant ve çıkar ağları zayıflar Delegelerin veya belirli kliklerin oylarını maddi menfaatler, ihale sözleri ya da kadro vaatleriyle devşirdiği kapalı kapı siyaseti işlevini yitirir. Yönetimi belirleyen geniş üye yapısı, liderlerin ve idarecilerin yalnızca finansörlere değil doğrudan tabana hesap vermesini zorunlu kılar. Bu da yolsuzluk ve usulsüzlük eğilimlerini aşağı çeker. Koltuk ticareti son bulur.
3. Siyasetin maliyeti düşer, temsil genişler Üye katılımı dijital oylamalar veya şeffaf sandıklarla sağlandığında devasa kongre bütçelerine, gövde gösterilerine ve adayların servet harcamasına gerek kalmaz. Siyasete girmek için milyonlarca liralık kaynak gerektiğini düşünen nitelikli ama sermayesiz kesimler —özellikle gençler, akademisyenler ve kadınlar— yönetimlerde aktif rol alabilir. Düşük bütçeli siyaset mümkün hale gelir. Özetle gücün ve kararın tabana yayılması, siyaseti “sermaye odaklı” bir yatırım aracı olmaktan çıkarıp “fikir ve hizmet odaklı” bir kamusal görev haline getirir. Maddi gücün yerini kitlesel meşruiyet aldığında, akçeye rağbet edenlerin alanı doğal seleksiyonla daralır. Ne var ki Türkiye’de yürürlükteki 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu (SPK), 12 Eylül ruhunu taşıyan, lider odaklı ve tepeden inmeci bir hiyerarşi kuran yapısal bir metindir. Kanun kelime düzeyinde “demokrasi esaslarından” bahsetse de uygulamada tüm üyelerin doğrudan yönetimleri belirlemesine hukuki bariyerler çıkarır. Zorunlu delegelik sistemi Kanunun en büyük tıkanıklığı, doğrudan demokrasiyi reddedip dolaylı temsili zorunlu kılmasıdır. Madde 14 ve 20’ye göre genel başkan ile Merkez Karar ve Yönetim Kurulu’nu seçme yetkisi münhasıran Büyük Kongre’ye aittir. Büyük Kongre ise üyelerden değil, seçilmiş delegelerden oluşur. İlçe yönetimini ilçe delegeleri, il yönetimini il delegeleri, genel merkezi ise en fazla 1200 büyük kongre delegesi belirler. Bir parti tüzüğüne “Bizde delege yok, genel başkanı ve yönetimi tüm üyeler e-Devlet üzerinden doğrudan seçecek” maddesi koyamaz. Kanun kademeli delege seçimini emreder. Bu da genel merkezlerin delegeleri kontrol ederek kendi yönetimlerini sürekli kılmasına yol açar. Merkez yoklaması yetkisi Madde 37, aday belirleme yöntemleri arasında ön seçimi, aday yoklamasını ve “merkez yoklamasını” sayar. Hangi yöntemin kullanılacağı partilerin tüzüklerine bırakılmıştır. Mevcut iklimde liderler tüzüklere merkez yoklaması maddesini koyarak adayları tek başlarına belirler. Ön seçim yasal zorunluluk değil, yalnızca bir seçenektir. Teşkilatları görevden alma yetkisi Madde 19 ve 20, genel merkezlere seçilmiş il ve ilçe yönetimlerini esnek gerekçelerle görevden alma imkânı tanır. Taşradaki üye tabanı ne kadar demokratik seçim yaparsa yapsın, merkezin çizgisinden sapan bir yönetim bir günde el çektirilebilir. Bu durum tabanın katılım şevkini baltalar. Disiplin ve ihraç tehdidi Madde 102 ve ilgili hükümler, disiplin kurullarının oluşumunu büyük ölçüde genel merkezin inisiyatifine bırakır. Liderin politikalarını veya mali harcamalarını eleştiren, “üyelerin katılımı sağlansın” diyen aktörler kolayca ihraç edilebilir. Üyenin parti içi varlığı fiilen liderin rızasına bağlı kalır. Mevcut kanun siyasi partileri katı hiyerarşik, neredeyse askeri nizamda yapılar olarak kurgulamıştır. Blok liste uygulamalarına izin vererek, delege sistemini zorunlu kılarak ve ön seçimi liderin onayına bağlayarak hakiki üye katılımının önünü yasal mevzuat eliyle kapatmaktadır. Bu yapının değişmesi için tüzük değişiklikleri yetmez. Siyasi Partiler Kanunu’nun baştan aşağı yenilenmesi, dar bölgelerde üyeler delegeleri hakim kontrolünde seçmeli; delegeler ilçe yöneticilerini ile il yöneticilerini ve genel merkez yöneticilerini seçmelidir.  Doğrudan üye oylamasının yasal zorunluluk haline getirilmesi gerekir. Aksi halde siyaset, paranın ve dar kadroların gölgesinden kurtulamaz. Kısmen geçmişte Anavatan Partisinde ve günümüzde CHP’de bu sisteme yakın, benzeri uygulandı.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER