Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya
Akif Haber
Akif Haber

Ölüm de Var

Hayat, çoğu zaman bizi o kadar meşgul eder ki, en kesin gerçeği unuturuz: Ölüm de var. Sanki sonsuza dek sürecekmiş gibi planlar yapar, yarınları biriktirir, kapıları kilitleriz. Oysa bedendeki ve çevremizdeki her değişiklik, o kaçınılmaz gerçeğin sessiz habercisidir.Hz. Davut’un kıssası, bu gerçeği en çarpıcı şekilde hatırlatır. Çok titiz, dikkatli bir yapıya sahipti. Evinden çıkarken tüm kapıları kilitler, kimsenin içeri girmesine izin vermezdi. Bir gün yine her yer kilitliyken, içeriye yabancı bir adamın girdiğini gördü. Şaşkınlıkla sordu: “Sen de kimsin? İçeri nasıl girdin?”Karşısındaki zat sakin bir edayla cevap verdi: “Ben krallardan korkmayan, engelleri aşan ve hiçbir kilidin durduramadığı kişiyim.” Hz. Davut anladı. Karşısında Azrail vardı.Hazırlıksız yakalanmanın sitemi diline döküldü. “Neden önceden bir haberci, bir işaret, bir elçi göndermedin? Neden ansızın geldin?” diye sitem etti.Azrail’in cevabı uzun, derin ve sarsıcıydı:“Ben sana pek çok haberci gönderdim. Sen fark etmedin.
Saçlarının ve sakalının birer birer beyazlaması… O ilk beyaz teli gördüğünde ‘henüz erken’ dedin, oysa o, benim ilk elçimdi.
Bir zamanlar güçlü, dinç olan bedeninin yavaş yavaş zayıflaması, merdivenleri çıkarken tutan nefesin, eskiden kolayca kaldırdığın yüklerin artık ağır gelmesi… Bunlar da benim haberlerimdi.
Gözlerinin eskisi kadar keskin görmemesi, kulaklarının sesleri biraz daha zor duyması, sabahları uyanırken eklemlerinin sızlaması… Hepsi birer mektuptu.
Çevrende akranların, çocukluk arkadaşların, tanıdıkların ve komşuların birer birer toprağa düştü. Onların cenaze namazlarında bulundun, mezarlarına toprak attın. Her biri sana ‘Sıra sana da gelecek’ diye fısıldadı.
Sevdiklerinin hasta oluşu, gençlerin bile ansızın gitmesi, güçlülerin bir gün yatağa düşmesi… Bütün bunlar benim elçilerimdi.
Yıllar geçtikçe aynada gördüğün yüzün değişmesi, gücünün azalması, zamanın hızlanması… Hepsi sana ölümün yaklaştığını bildiren işaretlerdi.
Ben seni gafil yakalamadım. Ben sana defalarca haber gönderdim. Sen sadece o haberleri okumadın, ya da okuyup unuttun.”
Bu diyalog, aslında hepimizin hikâyesidir. Aynaya her baktığımızda gördüğümüz o ilk beyaz tüy, merdivenleri çıkarken tutan nefes, eskiden kolayca yaptığımız işlerin artık zorlaşması, komşu evden çıkan cenaze arabası… Hepsi birer mektuptur. Ama biz çoğu zaman mektubu açmadan kenara koyarız. “Daha vakit var” deriz. Kapıları kilitler, planlar yapar, sanki o kapılardan hiç kimse giremeyecekmiş gibi yaşarız.Oysa Azrail’in sözü nettir: Hiçbir kilit onu durduramaz. Ne makam, ne servet, ne gençlik… Hiçbiri engel değildir. O, krallardan korkmayan tek elçidir.Ölümün habercilerini fark etmek, korku değil; uyanış getirmelidir. Çünkü bu farkındalık, kalan zamanı daha anlamlı kılma fırsatıdır. Sevdiklerimize daha çok vakit ayırmak, kinleri bir kenara bırakmak, hayır işlemek, tövbe etmek, “yarın” demeden bugünü değerlendirmek…Saçların beyazlaması bir son değil, bir uyarıdır. Bedenin zayıflaması bir felaket değil, bir hatırlatmadır. Çevremizdeki ölümler ise bize şunu fısıldar: Sıra sende de gelecek.O halde kapıları kilitleyerek değil, kalpleri açarak yaşamalıyız. Çünkü ölüm de var. Ve o, en sessiz ama en kesin habercileriyle her gün bize uğrar.
Her insan hata eder. Hata işleyenlerin en hayırlıları tevbe edenlerdir. Tirmizî, Kıyâme, 49, İbn Mâce, Zühd, 30.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER