Gecikme Değil, “Mühlet” Vardır
Hukuk felsefesinin sıkça hatırlattığı o eski Latin sözü hâlâ geçerliliğini koruyor: “Justitia moratur, justitia negatur.” Yani gecikmiş adalet, adalet değildir. Beşeri mahkemelerde bu söz, yaşanan acı bir gerçekliği özetler. Adalet zamanında gelmezse zalim, gasbettiği hakkın tadını çıkarmaya devam eder; mazlum ise hem hakkını ararken hem de o hakkı beklerken ikinci kez ezilir. Yıllar sonra verilen hüküm, kaybedilen sağlığı, bozulan itibarı, çekilen ıstırabı geri getirmez. Bu yüzden “makul sürede yargılanma hakkı” temel bir insan hakkı olarak kabul edilir. Dünyevi hukukta gecikme, gerçekten de bir zulümdür.Fakat aynı manzaraya İbrahim Sûresi’nin 42. ayetinin penceresinden bakıldığında tablo tamamen değişir. Ayet, Allah’ın yapılan hiçbir zulmü unutmadığını, her şeyden haberdar olduğunu bildirir. Zalimlerin hemen cezalandırılmaması, yaptıklarının yanına kâr kaldığı anlamına gelmez. Bu, bir ihmal veya gecikme değil; bilinçli bir mühlettir. İstidraj ve tehir… Allah’ın, hesap günü için tanınmış bir süre.İslam düşüncesinde bu mühlet, zalime verilen bir mükâfat değildir. Tefsir ve kelam geleneği bunu açıkça söyler: İstidraj, derece derece helake yaklaştırmaktır. Zalim zulmettikçe dünyalık gücü, nimeti artıyorsa, bu onun manevi ölümünün tescilidir. Hekim, iyileşme umudu olan hastasına sıkı bir rejim uygular; ümidi kestiği hastasına ise “Ne isterse yesin” der. Zalime verilen genişlik de böyledir. Günahını artırsın, cezası katlansın diye.Dünya, adalet sarayı değil, imtihan alanıdır. Her zalim zulmettiği an gökten yıldırım düşseydi, özgür irade kalmaz, iman korkuya dönüşürdü. Kur’an bazı kavimlerin helakıyla ilahi adaletin küçük örneklerini gösterse de, hesapların tamamen kapatılmasını Kıyamet’e bırakır. O gün zalimler dehşet içinde, gözleri dışarı fırlamış hâlde toplanma yerine koşturulacaklardır.Peki mazlumun çektiği acı boşa mı gider? Hayır. İslam inancına göre adalet beklerken çekilen her ıstırap, uğranılan her haksızlık, günahlara kefaret olur ve ahiretteki dereceyi yükseltir. Mizan kurulduğunda zalim, mazluma hakkını kendi sevaplarından öder; sevabı yetmezse günahlarını yüklenir. Mazlum, dünyadaki kısa vadeli mağduriyetine karşılık ebedî bir kazanç elde eder. Nihai olarak zararda olan o değildir.İnsan ömrü yetmiş-seksen yıldır. On yıllık bir bekleme, insana sonsuzluk gibi gelir. Oysa ebediyet penceresinden bakıldığında zalimin kırk-elli yıllık saltanatı, okyanusta bir damladan ibarettir. Ona verilen süre, çarptırılacağı cezanın yanında anlıktır.İmam Gazâlî’nin meşhur sözü burada bir kez daha hatırlanır: İmkan dâhilinde yaratılmış olan bu âlemden daha mükemmeli yoktur. Her şey, mutlak bir plan dâhilinde yerli yerindedir. Beşeri hukukta gecikme zulümdür, çünkü insanın zamanı sınırlıdır. İlahi adalette ise gecikme yoktur; yalnızca mühlet vardır. Ve o mühlet, ne zalime mükâfat ne de mazluma zulümdür.























YORUMLAR