Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya
Akif Haber
Akif Haber

Büyük sessizlik

Büyük Sessizlik
Saatler artık zamanı ölçmüyordu çünkü zaman, insanların uydurduğu bir diğer ağırlıktı. Gökyüzü ne karanlıktı ne de aydınlık; sadece her şeyi olduğu gibi gösteren, yargılamayan, donuk ve uçsuz bucaksız bir griye bürünmüştü.
Arif, şehrin en yüksek tepesindeki bir taşın üzerine oturdu. Aşağıda, bir zamanlar uğruna savaşlar verilen, sınırları cetvellerle çizilen, bankaların ve sarayların yükseldiği şehir uzanıyordu. Şimdi ise ne paranın bir değeri vardı ne de kanunların. İnsanlığın binlerce yıldır üzerine titrediği “doğru” ve “yanlış” kavramları, rüzgarda savrulan birer kağıt parçası gibi uçup gitmişti.
Yanına, eskiden hiç tanımadığı, belki de sokakta görse yolunu değiştireceği bir adam yaklaştı. Adamın üzerinde ne zenginliğini gösteren bir kumaş vardı ne de fakirliğini ele veren bir yırtık. Sadece oradaydı. İki insan, hiçbir unvanın, maskenin veya toplumsal rolün arkasına saklanmadan, tarihin en çıplak haliyle yan yana durdu.
“Korkuyor musun?” diye sordu adam. Sesi şaşırtıcı derecede sakindi.
Arif, derin bir nefes aldı. Ciğerlerine dolan hava, hayatında ilk kez bu kadar hafifti. “Hayır,” dedi gözlerini gri ufka dikerek. “İlk defa hafiflemiş hissediyorum. Haklı olmak zorunda değiliz. Kazanmak zorunda değiliz. Kim olduğumuzu kanıtlamak zorunda bile değiliz. Her şey bitti ve geriye sadece biz kaldık.”
Yıkılan şey bir dünya değildi; insanın kendi zihnine kurduğu hapishaneydi. Ne bir gök gürültüsü duyuldu ne de bir çığlık. Kıyamet, büyük bir gürültüyle değil, tüm değerlerin sessizce aslına rücu etmesiyle, muazzam bir dinginlikle gelmişti. İki adam, evrenin bu en sade anında, hiçbir şeyin hükmetmediği o sonsuz boşlukta, sadece var olmanın huzuruyla yan yana oturmaya devam ettiler.

Sustu dünyanın gürültüsü, bitti unvanlar yarışı,
Ne bir haklı kaldı geriye, ne de haksızın savaşı.
Doğru ve yanlış silindi, o büyük parantez kapandı,
İnsan, kendi yarattığı tüm gölgelerden uyandı. 

Ne bir ceza korkusu artık, ne ödülün ağır yükü,
Gök kubbe unuttu çoktan, söylenen eski türkü.
Tahtlar da, yasalar da silindi o derin esnemede,
Sadece bir nefes kaldı, bu dilsiz, adsız gecede. 

Korkma bu sıfırlanıştan, bu en sade, en çıplak haldir,
Değerlerin bittiği yer, ruh için mutlak visaldir.
Gürültü bitti nihayet, evren aslına döndü şimdi,
Hazır ol o güne, çünkü o gün; sonsuz bir sevincin ilki. 

Ne tartısı kaldı adaletin, ne gölgesi şerefin,
Koptu bağlandığı yer yerinden o kutsal sedefin.
Altın bir hiçlik artık, unvanlar kuru yaprak,
Yalnızca kibrimizi yutmak için bekliyor toprak. 

Doğru sustu, yanlış bitti, kalmadı pusula,
Zamanın çarkı kırıldı, veda ettik akla.
Ne bir ceza, ne mükafat; gökyüzü dilsiz bir taş,
Herkes kendi gölgesiyle giriyor bu son savaşa. 

Tahtlar çöktü, dualar söndü o mutlak karanlıkta,
İnsan, kendi çıplaklığıyla kaldı bu enkazda.
Hüküm yok, kanun yok, bitti kurgulanan oyun,
Şimdi hazır ol, hiçbir değerin olmadığı o güne eğ boyun. 


YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER