Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya
Akif Haber
Akif Haber

Adalet Varsa, Devlet Ayakta Kalır

Tarihin en büyük derslerinden biri, adaletin kimseye ayrıcalık tanımayan bir terazi gibi işlemesidir. Hz. Âişe (r.a.)’nin aktardığı o meşhur hadis, bu gerçeği en çarpıcı şekilde dile getirir: “Sizden önceki insanların helak olmalarının sebebi şuydu: İçlerinden şerefli ve nüfuzlu biri hırsızlık yaptığında onu serbest bırakırlar; zayıf ve kimsesiz biri hırsızlık yaptığında ise ona cezayı hemen uygularlardı. Allah’a yemin ederim ki, Muhammed’in kızı Fâtıma hırsızlık yapsaydı, onun da elini keserdim!”Bu söz, sadece bir tehdit değil; hukukun üstünlüğünün en net ifadesidir. Suç işleyen kim olursa olsun –makamı, soyu, yakınlığı ne olursa olsun– kanun önünde eşittir. Geçmiş toplumların çöküşü, güçlülerin kayırılıp zayıfların ezilmesinden kaynaklanmıştır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), en yakınını bile örnek göstererek, adaletten asla taviz vermeyeceğini ilan etmiştir. Bu hadisin arkasında, Mekke’nin fethi günlerinde yaşanan somut bir olay vardır. Kureyş’in en nüfuzlu kollarından Benî Mahzûm kabilesine mensup Fâtıma bint Esved adlı bir kadın, hileyle değerli eşyalar alıp inkâr ederek hırsızlık yapmıştı. Yakalanınca konu Resûlullah’a intikal etti. Kabile, soylu bir kadının elinin kesilmesini onurlarına leke saydı ve aracı arayışına girdi. Herkesin çekindiği bu hassas konuda, Peygamberimizin çok sevdiği Üsâme bin Zeyd’e başvurdular. Üsâme, kadının affedilmesi için aracı olunca Resûlullah’ın yüzünün rengi değişti. “Allah’ın koyduğu cezalardan birinin uygulanmaması için mi aracılık ediyorsun?” diye sitem etti. Üsâme pişman olup af diledi. O akşam minbere çıkan Peygamber Efendimiz, ashâbına yukarıdaki tarihi sözleri söyledi ve cezanın uygulanmasını emretti. Kadın sonradan tövbe etti, evlendi ve Hz. Âişe’yi ziyaret edecek kadar toplumla barışık bir hayat sürdü. Bu olay, “kanun önünde eşitlik” ilkesinin Asr-ı Saadet’teki en canlı uygulamasıdır. Aynı ilke, Hulefâ-i Râşidîn döneminde de titizlikle korundu. Hz. Ali, kaybettiği zırhını bir Yahudi’nin elinde görünce zorla almadı; mahkemeye gitti. Kadı Şüreyh, oğlu Hz. Hasan’ın şahitliğini yeterli görmediği için davayı Halife aleyhine sonuçlandırdı. Hz. Ali karara saygı gösterdi. Bu adaleti gören Yahudi, Müslüman olup zırhı iade etti. Bir başka örnekte Gassânî hükümdarı Cebele bin Eyhem, Kâbe’de bir bedevinin elbisesine basması üzerine onun burnunu kırdı. Hz. Ömer, “İslâm ikinizi de eşit kıldı. Ya anlaşın ya da kısas uygulanır” dedi. Gururu kırılan Cebele kaçtı; Halife ise bir hükümdarın desteğini kaybetme pahasına adaletten sapmadı. Hz. Ömer, oğlu Abdurrahman’ın Mısır’da aldığı cezayı bile “halife oğludur” diye hafifletilmiş olabileceğinden şüphelenerek, hastalığına bakmaksızın toplum önünde eksiksiz uygulattı. Hz. Ebûbekir ise ordularına “yaralıları öldürmeyin, kadınlara, çocuklara, yaşlılara ve ağaçlara dokunmayın” talimatı vererek adaleti savaş meydanına kadar taşıdı. Bu tavizsiz uygulamaların amacı nettir: Kamu yararı ve toplumsal barış. Kanunlar sadece zayıflara uygulanırsa, güvene dayalı düzen yıkılır; güçlüler “nasıl olsa ceza almam” düşüncesiyle azar; tabakalar arası nefret büyür ve devletler helake sürüklenir. Hadisteki uyarı, aslında her çağın ortak kaderidir. Bugün modern hukuk sistemlerinin “kanun önünde eşitlik” maddeleri, aslında bu kadim ilkenin çağdaş yansımasıdır. Asr-ı Saadet ve Râşidîn döneminin örnekleri bize şunu fısıldar: Adalet, sadece zayıfı korumakla kalmaz; güçlüyü de sınırlayarak toplumu ayakta tutar. Bir toplumda kimsenin “ben özelim” diyemediği gün, gerçek barış başlamış demektir. Adalet terazisi eğilmeye başladığında, helak kapıdadır. Tarih bunu defalarca yazmıştır.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER