Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya

İstanbul Mart 2024 seçimleri sonrası kentsel dönüşüme hazırlanıyor

Türkiye’nin en büyük nüfusuna sahip şehrinde 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin ardından kentsel dönüşüm çalışmaları gündemden hiç düşmedi.

Türkiye'nin en büyük nüfusuna

 

İstanbul

Kahramanmaraş merkezli depremlerde 11 ilde yaşanan büyük yıkım ve beklenen Marmara depremi nedeniyle bütün dikkatler İstanbul’daki kentsel dönüşüm çalışmalarına çevrildi.

AA muhabirleri, bu kapsamda ülke gündeminden hiç çıkmayan İstanbul’daki kentsel dönüşüm çalışmalarını derledi.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, 2012 yılında “Türkiye’nin Her Yerinde Kentsel Dönüşüm” sloganıyla başlatılan çalışmalar kapsamında, kentlerin dayanıksız yapı stokunun yenilenmesi için ilçe belediyeleri ve özel sektör eliyle çalışmalar yürütüyor.

İstanbul’da 10 yıllık süreçte belediyeler ve özel sektörle 695 bin bağımsız birimin dönüşümü tamamlanırken 93 bin bağımsız birimin de süreçleri devam ediyor.

Bakanlık, 2035 yılına kadar kentsel dönüşüme girmemiş tek bir yapı bırakmamayı hedefliyor.

Sayılarla İstanbul’un ilçelerinde dönüşüm

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının birçok ilçedeki çalışmaları kapsamında, çok sayıda konutun dönüşümü sağlanıp vatandaşlara teslim edilirken binlerce konutun da inşaatına devam ediliyor.

Bu kapsamda Kadıköy Fikirtepe’de yıkılarak inşaatına başlanan 10 bin 765 bağımsız birimden 1648’i hak sahiplerine teslim edildi.

Ataşehir Yukarı Dudullu Mahallesi’nde yıkılan 1563 bağımsız birimin inşaatına başlandı.

Ümraniye Hekimbaşı Mahallesi’nde 615, Beyoğlu Okmeydanı Mahallesi’nde ise 939 bağımsız birimin inşaatı sürüyor.

Kartal Orhantepe’de 1295 bağımsız birimden 130’u teslim edildi

Pendik’teki Orta ve Dumlupınar mahallelerinde 2 bin 27 bağımsız birimin tahliye ve yıkım süreci tamamlandı.

Kartal Orhantepe Mahallesi’nde tahliye ve yıkım sürecinin ardından inşaatına başlanan 1295 bağımsız birimden 130’u teslim edildi. Mahallede 73 bağımsız birimin teslim süreci devam ederken 1092 bağımsız birimin de inşaatı sürüyor.

Maltepe Atışokulu Mahallesi’nde tahliyesi tamamlanan 446 bağımsız birimin yakın zamanda yıkılması planlanıyor. Beykoz Tokatköy Mahallesi’nde ise 823 bağımsız birimin inşaatına başlandı.

Eyüpsultan İslambey Mahallesi’nde de 653 bağımsız birimin yıkımı devam ediyor.

Güngören Tozkoparan ve Genç Osman mahallelerinde inşaatına başlanan 1770 bağımsız birimden 144’i hak sahiplerine teslim edildi. Kalan 1626 bağımsız birimin inşaatı devam ederken 590 bağımsız birimin de kurası çekildi.

Üsküdar’da Çamlıca Camisi ve çevresindeki Kirazlıtepe, Ferah, Küplüce ve Mehmet Akif mahallelerini içine alan 7 bin 84 konutluk deprem dönüşüm çalışmaları devam ediyor.

Kirazlıtepe, Mehmet Akif Ersoy, Küplüce, Ferah ve Bulgurlu mahallelerinde yıkılarak inşaatına başlanan 3 bin 821 bağımsız birimden 551’i hak sahiplerine teslim edildi. İlçede 2 bin 620 bağımsız birimin inşaatı devam ederken 650 bağımsız birimde ihale aşamasına gelindi.

Esenler’de 60 bin bağımsız birimden 2 bin 110’u teslim edildi

Kağıthane Yahya Kemal Mahallesi’nde 745 bağımsız birim, hak sahiplerine teslim aşamasında bulunuyor.

Zeytinburnu’nda Telsiz, Beştelsiz ve Merkezefendi mahallelerinde 1113 bağımsız birim yıkılarak inşaatların yapımına başlandı.

Çatalca Ferhatpaşa Mahallesi’nde 285 bağımsız birimde ise uzlaşma aşamasına gelindi.

Kentsel dönüşüm çalışmaları kapsamında Esenler’de yıkılan askeri alanda inşaatına başlanan 60 bin bağımsız birimden 2 bin 110’u hak sahiplerine teslim edildi, 4 bin 860 bağımsız birimin inşaatı sürüyor.

Gaziosmanpaşa’da 4 mahallede kentsel dönüşüm süreci

Bakanlık, Gaziosmanpaşa’da yer alan riskli alanlarda vatandaşlara sağlıklı, güvenli ve yaşanabilir kentsel yerleşmeler oluşturmak amacıyla gerçekleştirilecek uygulamaları yürütmek için 2019 yılından itibaren kentsel dönüşüm sürecine dahil oldu.

İlçedeki 4 mahalle ve 5 alt bölgede 5 bin 265 konut ile 110 ticari olmak üzere toplam 5 bin 375 bağımsız birimin dönüşüm süreci Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) ile koordineli yürütülüyor.

Bu kapsamda Gaziosmanpaşa Yıldıztabya Mahallesi 1. Etap ve Sarıgöl Mahallesi 1. Etap’ta (12B) 1040 konut, 41 ticari birim olmak üzere toplam 1081 bağımsız birim hak sahiplerine teslim edildi.

Bağlarbaşı Mahallesi 1. Etapta (7B) 813 konut, 29 ticari birim olmak üzere toplam 842 bağımsız birimin inşaatları tamamlanıp anahtarları hak sahiplerine verildi. Bağlarbaşı Mahallesi 2. Etapta (7A) 926 konut ve 1 ticari birimin de inşaatı devam ediyor.

Sarıgöl Mahallesi 2. Etap (12C), Yenimahalle (9A) ve Yıldıztabya Mahallesi 2. Etap’ta 1821 konut, 39 ticari birimden oluşan 1860 bağımsız birimin ihale süreci tamamlanarak inşaatlara başlandı.

Yıldıztabya Mahallesi 3. Etapta (6B) ise projelendirme süreci tamamlanan 665 konutun kısa sürede TOKİ eliyle ihale süreci bitirilip inşaatlarına başlanması amaçlanıyor.

İBB KİPTAŞ’ın kentsel dönüşüm çalışmaları sürüyor

İstanbul Büyükşehir Belediyesinin (İBB) iştiraki KİPTAŞ, kentsel dönüşüm çalışmaları kapsamında, geçmiş dönemden devralınan 5 bin 76 bağımsız birimden oluşan Bayrampaşa Kentsel Dönüşüm, Okmeydanı Van Blokları, Fikirtepe Vartaş-1 ve Zeytinburnu Veliefendi Locamahal’de kentsel dönüşüm projelerine ilişkin tüm hukuki ve teknik sorunları çözerek tamamlayıp teslimini yaptı.

KİPTAŞ’ın yeni döneminde ise Eyüpsultan, Bağcılar, Güngören, Beylikdüzü, Beşiktaş ile Kadıköy’de 1646 bağımsız birimden oluşan kentsel dönüşüm projesinin temeli atıldı. Bunlardan hak sahiplerinin çoğunlukta olduğu 155 bağımsız birimden oluşan Eyüpsultan Yeşilpınar Evleri’nin 1. etabı tamamlanarak teslim edildi. Kalan etapların inşaatları ise devam ediyor.

Kadıköy’de 3 apartman yıkımı gerçekleştirildi

Kentsel dönüşüm çalışmaları kapsamında Kadıköy’de Özden Apartmanı ile Beşiktaş’taki Erenler Apartmanı, “İstanbul Yenileniyor Tek Yapı Dönüştürme Projesi” kapsamında yıkılarak temelleri atıldı. Bu proje kapsamında yıkılan Kadıköy’deki Nurcan Apartmanı’nın kısa sürede temelinin atılması planlanıyor.

KİPTAŞ’ın kentsel dönüşüm projeleri kapsamında 6 ilçedeki 8 proje için 1221 riskli bağımsız birim yıkıldı. Çalışmaları devam eden 8 ilçedeki 11 proje kapsamında ise 943 bağımsız birimin daha yıkılması hedefleniyor.

Hızlı tarama çalışması ile binaların deprem güvenlik sınıfı tespit ediliyor

İBB, hızlı tarama yöntemi ile İstanbul’daki binaların deprem güvenlik sınıfının tespit edilmesi için çalışma başlattı.

İstanbullulara binaları hakkında bir ön bilgi verilmesini amaçlayan proje kapsamında, Kahramanmaraş merkezli depremlere kadar 107 bin 74 binaya tespit için gidildi.

Kat malikleri tarafından onay verilmediği için sadece 29 bin 200 binada tespit yapabilen belediyeye, bu depremlerden sonra yaklaşık 140 bin yeni başvuru yapıldı.

“Karbon elyaf sihirli değnek değil, her binaya yapılamaz” uyarısı

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) İnşaat Fakültesi Yapı Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Alper İlki, AA muhabirine yaptığı açıklamada, karbon lifli polimer kompozitler ve farklı çeşitlerinin 1990’ın başından beri araştırılan, yapıların güçlendirilmesi için farklı amaçlarla kullanılan malzemelerden biri olduğunu söyledi.

İTÜ’nün de bu konuyu Türkiye’de ilk araştıran kurumlardan biri olduğunu belirten İlki, “Çekme değeri çok yüksek, çok ince liflerden oluşan bir malzeme. İnşaatlarda kullandığımız S400 türü çelik donatılardan 4-5 beş kat yüksek dayanıma sahip. Bu malzemeyi, hafif ve şekil verilebilir olması nedeniyle uygun geometrilere getirmek mümkün.” diye konuştu.

Eski mevcut yapıların en önemli probleminin beton dayanımının düşüklüğü ve enine yerleştirilen kolonların çok seyrekliği olarak ifade eden Prof. Dr. İlki, şöyle devam etti:

“Bu iki etki birleştiği zaman kolonlar deprem sırasında yapması gereken deformasyonu yapamadan maalesef yıkılıyorlar. Kolonları dıştan salgıladığımız zaman bu malzemeyle enine donatı eksikliğini gidererek kolonların büyük deformasyonlara ulaşabilmesini yıkılmadan sağlıyoruz. Bu da aslında yapının depremi ayakta atlatmasını sağlıyor. Karbon elyaf, çeşitli kullanım alanları olan yapıların sürekliliğini arttıran, özellikle kullanılan yapıların ayakta kalmasını sağlayan bir malzeme.”

“Karbon elyaf her binaya yapılamaz”

Prof. Dr. İlki, karbon elyafın sihirli bir değnek olmadığına dikkati çekerek, bu malzemenin her zaman ve durumda tüm yapılara uygun bir yöntem olmadığını dile getirdi.

Karbon elyaf yönteminin uygulanmasına çok dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan İlki, “Öncesinde binanın mevcut durumunun dikkatli şekilde incelenmesi, eksikliklerin, yetersizliklerin ortaya konması, bunlar içinde olası çözümlerin neler olduğunu araştırılması ve karbon elyaflı çözüm uygunsa bunun tasarlanması ve uygulanması gerekir. Hem projelendirme sürecinde hem uygulama sürecinde büyük dikkat ve özen ister. Konunun uzmanı kişilerce bu öncelendirmenin ve uygulamanın yapılması son derece önemli. Çünkü bugünlerde konunun ilgi çekmesi bu konuda bilgisi, tecrübesi olmayan kişinin bu alana kaymasına sebep olabilir.” ifadelerini kullandı.

Bu durumun 1999 öncesi inşaatlarında var olan gibi bazı yeni problemleri de ortaya çıkarabileceğini aktaran Prof. Dr. İlki, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İnsanlar güçlendirildiğini düşündüğü binalarda aslında hala riski yaşıyor olabilir. Olası hatalar üzerinde yıllarca araştırma ve işe yaradığı çok sayıda akademik çalışmayla dünyanın her yerinde gösterilmiş olan, bütün dünya hizmetlerine girmiş olan bir güçlenme yöntemine de duyulan güvenin de azalmasına sebep olabilir. O nedenle herkesin bu konuda çok dikkatli olması, işin uzmanları tarafından bu konunun yürütülmesi son derece önemli. Karbon elyaf her binaya yapılamaz. Zaten yöntemin hangi durumlarda uygulanabileceği, hangi elemanlarda kullanılabileceği deprem yönetmeliklerimizde yer alıyor. Dolayısıyla yöntemin işe yarayacağı, yetersizlikleri olan ve yönetmeliklerce tanımlanmış sınırların içinde olan yapılarda yine yönetmelikle tanımlandığı şekilde tasarlanarak uygulanabilir ama her yapıdaki deprem problemini çözecek anlamına gelmez.”

Prof. Dr. İlki, karbon elyafın rastgele yapılan yöntem olmadığını, binanın durumunun Deprem Yönetmeliğinin ilgili bölümüne göre değerlendirilmesi gerektiğini anlattı.

Bina büyüdükçe güçlendirmenin daha ekonomik hale geldiğini ifade eden İlki, “Karbon elyaf doğru yapıda, doğru şekilde tasarlanıp uygulandığı zaman depremde yıkılma riski olan binaları ayakta tutabilecek bir yöntem. Önemli olan bunun doğru projelendirilip doğru uygulanması. 1999 öncesi yapılan İstanbul’da çok sayıda bina var. Bizim müdahale etmemiz gerekenler bu yapılar. Bunların kayda değer bir bölümünde bu yöntemin çözüm getirilebileceğini düşünüyoruz.” dedi.

“Deprem hareketinde dayanım sağlıyor”

Arel Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mehmet Fatih Altan, karbon elyafın depremde kullanılan önemli güçlendirme yöntemlerinden birisi olduğunu söyledi.

Bunun binanın ayakta durmasını sağladığını belirten Altan, “Betonarme gevrek malzeme olduğu için gevrek kırılma yapıyor. Biz bunu kolonlara genelde yatay taşıyıcılardan çok düşey taşıyıcılara sarmayı planlıyoruz. Düşey taşıyıcılarda karbon elyafı sardığımızda ‘sünek kırılma’ dediğimiz elastikiyet veriyor. Yani deprem hareketinde dayanım sağlıyor.” değerlendirmesini yaptı.

Binaların güçlendirilmesi için karbon fiberin (elyaf) tek başına çözüm olamayabileceğinin altını çizen Prof. Dr. Altan, şunları kaydetti:

“Karbon fiber her binaya uygun olmayabilir. Buna dikkat etmek lazım. Belli kriterler olması lazım. Bir bina tek imalattır, hiçbir bina çift yapılmaz. Yani ikiz bina bile yapsan zeminin farklı olduğundan dolayı tek imalattır. O yüzden biz her binada çözümü ayrı ayrı düşünmekteyiz. Ayrı ayrı ele almaktayız. Bir binaya güçlendirme kararı verdiğimizde önce kendi statü projesini ele alırız, mimari projesini de önümüze koyarız. Tekrar o mevcut kolon kiriş ve taşıyıcılarını boyutlandırırız. Bunu yaparken o binaya ait hangi güçlendirme uygun ise onu uygularız. Eğer perde duvarda rijitlik bir eksiklik varsa perde duvar ekleriz. Bina güçlendirirken yanlış bir yöntem uygulanmamalı. Güçlendirme projesi temelden hatta zeminden başlar. Zeminden başlayarak çatıya kadar yapılmalı.”

Prof. Dr. Altan, 2000 yılı öncesi yapılarda etüt yapılmadığı için zeminlerin gevşek olduğundan güçlendirme yapılması gerekebileceğini dile getirdi.

Zemin güçlendirildikten sonra temellerin radye temele çevrilmesi gerektiğine dikkati çeken Altan, “Ben, ‘İki tane kolonu karbon elyafla sardım, ben binamı güçlendirdim.’ demek doğru olmaz. Çatlayan kolonlara karbon elyaf yapıyorlar, bu olmaz. Bu şekilde güçlendirmeleri biz duyuyoruz. Bunlar güçlendirme değil. Uzman inşaat mühendisleri tarafından ve resmi ruhsatlı projelerle güçlendirme yapılmalıdır.” dedi.

“Karbon elyaf yöntemi için doğru değerlendirme ve ön tespit gerekiyor”

Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) İnşaat Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Cem Yenidoğan da yaşadıkları binanın depreme karşı dayanıklı olup olmadığı sorusunun herkesin aklına geldiğini söyledi.

Bu kapsamda mühendislerin elinde bazı seçeneklerin olduğunu dile getiren Yenidoğan, “Bu noktada güçlendirmeyle ilgili bazı tespitlerde bulunmamız gerekiyor. Önce binanın bir araba gibi hangi performans hedeflerini sağlayıp sağlamadığına bakmanız gerekiyor. Bu kapsamda da yenilikçe teknolojiler kullanılabilir.” diye konuştu.

Dr. Yenidoğan, depremin ardından binaların güçlendirilmesi için karbon lifli polimerlerin (CFRP) gündeme geldiğini anlatarak, şöyle devam etti:

“Karbon lifli polimer dediğimiz bu malzemenin güçlendirme için uygulanması oldukça pratik bir yöntem. ‘Karbon elyaf her binaya uygulanır mı?’ diye sorduğunuzda öncelikle doğru bir değerlendirme ve ön tespitin yapılması gerekmektedir. Bazen tek başına uygulandığı durumlar da olabilir. Fakat bazen ‘melez’ yani ‘hibrit’ yöntem dediğimiz farklı güçlendirme tekniklerinin parçası olarak uygulandığı durumlar da ortaya çıkabilmektedir. ‘Her binada uygulanır’ diye toptancı bir bakış açısı ile kesin bir şey söylememiz mümkün değildir. Bizlerin yerinde gerekli incelemeleri ve denetimleri yapmamız gerekmektedir.”

“Karbon elyaf sadece bir kata yapılıyor demek çok doğru olmaz”

Karbon elyafın metrekare fiyatının değişebildiğini anlatan Dr. Yenidoğan, insanların bu tür malzemenin sadece kolon veya kirişlerdeki eksikleri gidermek için kullanıldığının düşünüldüğünü bildirdi.

“CFRP yöntemi binaya ek ağırlık getirmediği ve yaklaşık olarak çeliğe göre 10 kata yakın fazla dayanıma sahip olduğu için çok büyük bir avantaj sağlayacaktır.” diyen Yenidoğan, şunları kaydetti:

“Güçlendirme yaparken genelde maliyet yüzde 25 ile 40 arasında değişen bir miktarın üzerindeyse bazen binayı yıkıp güçlendirme yöntemlerine yönelmeden direkt yeniden yapmanız da önerilebiliyor. Ama binanızın bulunduğu yer, o anki imar ve iskanla alakalı konulardan dolayı da güçlendirme bazen bir zorunluluk olabilir. Ama karbon elyafı her yere yapabilir misiniz? Buna kesin bir şey söylemek mümkün değildir. Bina bazlı bir değerlendirme yapmanız gerekiyor.”

İstanbul otogarının depreme dayanıklı olmadığı uyarısı

İstanbul Arel Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mehmet Fatih Altan, Büyük İstanbul Otogarı’ndaki kolon, kiriş ve bunların taşıyıcı elemanlarının birleşim noktalarındaki etriye sıklığının “2018 Türkiye Deprem Bina Yönetmeliği”ne uygun olmadığının görüldüğünü belirterek, “Bu yönetmeliğe uygun hale getirilmesi lazım.” dedi.

Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat’taki depremlerin ardından İstanbul’da yapıların dayanıklılığı konusunda tartışmalar devam ederken her gün binlerce insanın kullandığı Büyük İstanbul Otogarı’nın son durumu gündeme geldi.

Esenler’de bulunan otogardaki birçok kolon ve kirişin sıvalarının döküldüğü, içerisinde bulunan demirlerin açığa çıktığı, bazılarının zamanla korozyona uğrayarak paslandığı görüldü.

Prof. Dr. Altan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, fotoğraflarda ve görüntülerde görüldüğü kadarıyla taşıyıcı niteliğindeki çelik çubukların, inşaat demiri denilen kısımların ve koruyucu beton tabakaların soyulmuş vaziyette görüldüğünü söyledi.

Demirin korozyona uğramaması için dışına 4-5 santimetre beton kaplama yapıldığını, böylece oksijenin demire ulaşmasının ve paslandırmasının önüne geçildiğini dile getiren Prof. Dr. Altan, “Bu beton tabakaya biz pas payı diyoruz. Bu tabaka buradan kaybolmuş durumda. Demirler gözle de görülebilir hale gelmiş. Bu durumdan dolayı da demir, oksijenle temas kurdukça oksitlenmektedir. Halk diliyle paslanmakta, korozyona uğramaktadır.” diye konuştu.

Prof. Dr. Altan, önlem alınmazsa korozyona uğrayan demirin çapının gün geçtikçe küçüleceğini ve taşıyıcılığını yitireceğini aktararak, yapılacak çalışmayla demirin bir an önce güçlendirilebileceğini, en azından beton kaplamasının yapılıp demirin hava ile temasının kesilmesi gerektiğini bildirdi.

“Yeni yönetmeliğe göre tekrar takviye edilmesi lazım”

Eski yapılarda birleşim noktalarına da dikkat ettiklerinin altını çizen Altan, “Kolon, kiriş ve bunların taşıyıcı elemanlarının birleşim noktalarındaki etriye sıklığının ‘2018 Türkiye Deprem Bina Yönetmeliği’ne uygun olmadığı görülmektedir. Bu yönetmeliğe uygun hale getirilmesi lazım. Yani yeni bir çalışma yapılırsa buraların elden geçip yeni yönetmeliğe göre tekrar takviye edilip, güçlendirilerek kullanışlı hale gelmesi lazım.” ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Altan, Büyük İstanbul Otogarı gibi yapıların zaman içinde aldığı dinamik yükler nedeniyle de yıprandığını söyledi.

Bakımı yapılmadığında bu özel yapılarda korozyonlarla karşılaşılabildiğini dile getiren Altan, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Deprem için şu anki durumuyla risk oluşturuyor. Biz, taşıyıcılarımızın projeye göre yapılıp, projeye göre de devam etmesini isteriz. Çünkü bir imalatın proje aşaması ve uygulama aşaması, bir de bakım aşaması vardır. Üçünü de tam yapmak lazım. Bu yapının proje ve uygulama aşaması geçmiş durumda. Bakım aşamasında problemler yaşanmakta. Bir an evvel rutin biçimde bakılarak, önce güçlendirilmesi ve iyileştirilmesi lazım. Sonra da bakımların rutin olarak devam etmesi lazım ki hizmet ömrü uzasın.”

İstanbul’da deprem tehlikesi zemin sıvılaşması ile de kendini gösteriyor

Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat’taki depremlerde meydana gelen yıkımın ardından beklenen olası Marmara depremi nedeniyle bütün gözler İstanbul’a çevrildi. Uzmanlar da özellikle “zemin sıvılaşması” açısından riskli olan ilçelerde inşa edilen binalarda, zemine uygun temel sistemi uygulanarak depreme karşı hazırlık yapılması konusunda uyarıda bulunuyor.

AA muhabirine kentteki zemin sıvılaşması görülen alanlara ilişkin açıklama yapan İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi  Prof. Dr. Süleyman Dalgıç, İstanbul’un birçok noktasında dere yatakları bulunduğunu, bu noktalara yapılmış çok sayıda da bina olduğunu kaydetti.

Prof. Dr. Dalgıç, dere yataklarının alüvyondan oluşan genç zeminlere dikkati çekerek, “Dere yataklarında deprem sırasında sıvılaşma riski ve taşıma gücü kayıpları gibi sorunlar oluşarak binalara zarar verebiliyor. Eğer bu alanlarda sondaj yapıp, ana kayaya ulaşıp, zemin iyileştirmesiyle binaları yapıyorsak, İstanbul’da vadi yatakları sorun değil. Ama direk bodrum kat yapmadan, zemin iyileştirmesi yapmadan binanızı yaparsanız aynı Maraş, Adıyaman, Antakya’da olduğu gibi bir hasarın ortaya çıkması mümkün.” değerlendirmesinde bulundu.

İstanbul’da sıvılaşmanın en çok dere yataklarında yaşandığının altını çizen Dalgıç, “İstanbul’da zeminde sıvılaşma özellikle Marmara Denizi kıyıları, boğaz kıyıları, Haliç kıyıları, Karadeniz kıyılarında var. Ayrıca Fatih’te dolgu ve alüvyon zeminler var. Bu nedenle Fatih’in kıyı kenarları biraz sorunlu. Bazı yerlerde 30 metrenin üzerinde dolgu zeminler var. Buralarda yapılmış eski binalar var. Bu binaların ilgili belediye tarafından denetlenmesi gerekiyor.” ifadelerini kullandı.

“Belediyelerde jeoloji mühendisleri sayısını arttırılması gerekiyor”

Prof. Dr. Dalgıç, İstanbul’da zemine uygun binaların yapılmasının, depremde yaşanacak riski en aza indireceğini belirtti.

Binaları yaparken zemin etütlerine dikkat edilmesinin önemli olduğunun altını çizen Dalgıç, “Binanın temel sistemine ne kadar dikkat edersek yapacağımız yapılar o kadar ayakta kalacaktır. Binaların zemin etütleri sonucunda temel sistemlerini inceliyoruz. Eğer binada radye temel yapılacaksa radye temel yapıyoruz. Bazen radye temel de yapmak yeterli olmuyor. Çok farklı zemin iyileştirme yöntemleri var. Riskli gördüğümüz yapılarda uygun temel sistemini uygulayarak depreme karşı kendimizi hazırlamış oluyoruz. Binayı yaparken zemin ile planı birlikte yapmamız lazım.” diye konuştu.

Prof. Dr. Dalgıç, binaların yapımında denetimlerin daha fazla artırılması gerektiğini de dile getirirken sözlerini şunları söyledi:

“Bina yapımında denetimler maalesef eksik. Yeni yapılan binalarda zemin etütlerini daha sıkı denetlememiz, gereken önemi vermemiz gerekiyor. Bu anlamda belediyelerdeki jeoloji mühendisleri sayısı yeterli değil. Belediyelerde jeoloji mühendisleri sayısını artırılması gerekiyor. Ayrıca yapı denetim firmaları yine yetersiz kalıyor. Firmaların bünyelerinde zemin etütlerini denetlemeleri için jeoloji mühendisi gerekiyor.”

“Binaları yaparken zemin ile yapı kalitesinin birbirleriyle uyumlu olması gerekiyor”

Kuzey Anadolu Fay Hattının Marmara Denizi’nin içerisinden geçtiğini ve İstanbul’a 15 kilometre uzaklıkta bulunduğunu anımsatan Dalgıç, “Bu nedenle bazı ilçelerimiz risk altında olabilir. Bunun için yapılarımızı riske karşı hazırlamamız, yeni yapıları buna göre yapmamız lazım.” diye konuştu.

Prof. Dr. Dalgıç, İstanbul’un zemin yapısının kötü olmadığını, insanlara bu durumun yanlış yansıtıldığının altını çizerek, şöyle devam etti:

“İstanbul’da bazı yerlerde vadi yatakları, alüvyon oluşumlar ve ‘Kuş dili’ dediğimiz kötü zemin özelliğindeki bir formasyonumuz var. Diğer formasyonlarımız uygun özelliktedir. Zemin etütlerinin de taşıma gücü, oturma gibi değerlerini belirliyoruz. Böylece İstanbul ölçeğinde yapılan veya yapılacak yapılarda deprem riskini en aza indirgemiş oluyoruz. Binaları yaparken zemin ile yapı kalitesini birbirleriyle uyumlu olması gerekiyor. İstanbul’da bu uyumu sağladığımız zaman çok az hasarla gelecek depremi atlatabiliriz.”

“İstanbul’un ‘riskli ve sağlam ilçeleri’ diye bir ayrımın olmaması gerekiyor”

İstanbul’un zemin yapısını ilçe bazında değerlendirmenin yanlış olduğunu anlatan Dalgıç, parsel bazında yapılacak zemin etütlerinde binanın oturacağı zemin yapısının net olarak ortaya çıktığını ifade etti.

Prof. Dr. Dalgıç, İstanbul’un her ilçesinde dere yatağı ve kaya zeminlerin bulunduğunu dile getirerek, şunları kaydetti:

“‘Kaya’ dediğimiz yerlerde bile alüvyon oluşukları, yamaç molozu oluşukları veya kayanın kendi içerisinde ayrışmış kesimleri, fay zonları, yeraltı suları var. Bir yere ‘sağlam’ diyoruz ama bu alanlarda kaya düşmeleri, kaya kaymaları olabilir. Dolayısıyla her parselin kendine has bir özelliği var. Bir ilçede zeminin bir tarafın zemini kötüyken bir tarafı iyi olabilir. Aynı parsel içerisinde zeminin bir tarafı kaya, bir tarafı kayaların ayrışmış durumları olabiliyor. Bu nedenle ilçenin tamamını ‘zemin kötü’ diye belirtmek yanlış. Örneğin Beylikdüzü’nün zemini ‘kötü’ demek yanlış bir bilgi. Beylikdüzü’nün belirli kısımlarında heyelan olayları var. Oranın kayma düzlemini bilirsek, kayma düzleminin altına ulaşacak fore kazıklar yaparsak o heyelanlı alanlarda da sorun olmayacaktır. Avrupa Yakası ‘kötü zemin’ olarak lanse ediliyor. Bu çok doğru değil. Bu nedenle İstanbul’un ‘riskli ve sağlam ilçeleri’ diye bir ayrımın olmaması gerekiyor.”

Binalardaki sinsi tehlike “korozyon” yapıyı depreme dayanıksız hale getiriyor

Uzmanlar, Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat’taki depremlerde meydana gelen yıkımın ardından beklenen Marmara depremi nedeniyle bütün dikkatlerin çevrildiği İstanbul’da 2000 yılı öncesinde inşa edilen yapıların birçoğunda korozyon görüldüğünü vurguluyor.

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) İnşaat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Gençoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, korozyonun betonarme yapılardaki çeliklerin paslanması ile oluşan dayanım kaybının nedeni olduğunu söyledi.

Korozyonun zamanla meydana gelen çevre etkilerine bağlı olduğunu belirten Gençoğlu, “Korozyona bağlı bir yapıda betonarme elemanların genelde içindeki donatının paslanmasıyla ‘beton örtüsü’ dediğimiz, üstündeki kabuk kısmı, donatının boyuna doğrultusunda çatlar ve boşluklar oluşur. Elimizle hafifçe vurduğumuz zaman ‘tok’ diye bir ses gelir. Buradan da kolonda veya kirişte aşırı bir korozyon olduğu anlaşılır.” diye konuştu.

Gençoğlu, korozyonun kısa sürede meydana gelmediğini, minimum 5-6 yıllık bir süreçle başladığını anlattı.

Korozyonun İstanbul’da da çok yaygın olduğuna dikkati çeken Gençoğlu, “2000 öncesi yapılarda zamana da bağlı çevre koruması iyi yapılmadığında çevredeki su ve neme karşı yapı elemanlarında gerekli izolasyon kullanılmadığında korozyon zamanla çok aşırı derecede oluyor. İstanbul’da korozyonu araştırdığımızda 2000 yılı öncesi inşa edilen binaların hemen hemen büyük bir kısmında çok yaygın vaziyette gördük. Ancak korozyon bütün binalarda görülebilir.” dedi.

Fotoğraf: Kadir Kemal Behar/AA

Suya ve neme karşı korunmanın önemi

Binaların izolasyonunun iyi yapılması gerektiğini dile getiren Gençoğlu, yapıların suya ve neme karşı korunmasının önemli olduğunu ifade etti.

Gençoğlu, binalarda ve özellikle bodrum katlarında havalandırmanın iyi olması gerektiğinin altını çizerek, “Binaların suya karşı çevre izolasyonuyla korunması gerekiyor. Korozyon bodrum kattan başlayarak üst katlara doğru da devam edebiliyor. Korozyon, betonarme yapıların maalesef göçme nedenlerinden gösterilebilir. Korozyona karşı ciddi tedbir almak lazım. Yapısal kimyasallar ile korozyonlu alanın temizlenip üzerinin özel betonlar ve harçlarla kapanması gerekiyor.” uyarısını yaptı.

“Korozyon başlamış binada 5 yılda taşınma gücünde yüzde 50 kadar azalma yaşanıyor”

İstanbul Arel Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Başkan Yardımcısı Dr. Sinan Cansız ise korozyonun beton içindeki demirin hava ile temas ederek oksitlenmesi sonucu meydana gelen aşınma miktarı olduğunu söyledi.

Binaların beton dayanımı zayıf olduğunda 3 santimetre beton ile kaplı da olsa oksijenin betondaki demire ulaşıp korozyona yol açabildiğini anlatan Cansız, “Korozyon nedeniyle demir çaplarında yıllık 0,25 milimetreye kadar azalma meydana geliyor. Bu azalmadan kaynaklı korozyon başlamış bir binada 5 yılda taşınma gücünde yaklaşık yüzde 50 kadar azalma yaşanıyor.” ifadelerini kullandı.

Dr. Cansız, yaşanan kayıpla korozyon nedeniyle binaların orta hasarlı konuma geldiğini vurgulayarak, şunları söyledi:

“Binalarda sadece betonun kaliteli olması korozyonun engellenmesine sebep değildir. Yapının nemli, su alan bir bölgede olması sebebiyle kolonlarında veya kirişlerinde şişmeler meydana gelirse çatlaklar oluşursa bu çatlaklardan oksijen nüfuz ediyor ve içindeki donatıyı paslandırıyor. Bu nedenle beton dayanımı C25-C30 mertebesinde olacak. İkincisi kabuk betonda herhangi bir çatlak olmayacak ki içine oksijen girmesin ve donatı korozyona uğramasın.”

Eski yapılar riskli

İstanbul’daki konutların yaklaşık 2,7 milyonunun 2000 yılı sonrasında inşa edildiğini aktaran Cansız, bunların birçoğunda korozyonun had safhaya ulaştığını vurguladı.

Cansız, kentteki eski yapı stokunun hızlı şekilde yenilenmesi gerektiğini dile getirerek, “İstanbul’da Bağcılar, Büyükçekmece, Bakırköy’de korozyona baktık. Eski yapıların yaklaşık yüzde 50’sinde korozyon var. Yeni yapılarda da yaklaşık yüzde 20 mertebesinde korozyon olduğunu gördük. Yeni yapılarımız yaklaşık 70 ile 80 yıl ömre sahip yapılar. Eğer bir yapıda korozyon başladıysa bu yeni yapı dahi olsa ömrünü 30-40 yıla düşürebilir.” değerlendirmesinde bulundu.

Yapıları korozyondan korumanın en temel yollarından birisinin su ile temasını kesmek olduğuna değinen Cansız, yapının taşıyıcı elemanlarındaki kabuk betonunun mutlaka çatlaksız bir şekilde onarılması gerektiğini sözlerine ekledi.

“Korozyonlu bölgenin tamiratı dikkatli yapılmalı”

İstanbul Aydın Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Öğretim Üyesi Dr. Hakan Koman da İstanbul’da 2000 öncesi binalarda deniz kumu kullanıldığını, bu durumun da “korozyon” oluşturduğunu söyledi.

Halk arasında “su korozyona neden oluyor” diye yanlış bilinen bir durumun olduğunu vurgulayan Koman, “Su, korozyonu hızlandırıcı bir etkendir. Hızlı klorür testi ile veya başka şekillerde korozyon ve hızı ölçülebilir.” dedi.

Koman, korozyona uğrayan yapılarda boyuna doğrusal çatlaklar görüldüğünü aktararak, şunları kaydetti:

“Korozyonlu bölgenin tamiratı dikkatli yapılmalıdır. İlk akla gelen donatılara kadar bölgeyi kırmak, donatıları temizlemek ve yüksek dayanımlı harçla tekrar kapatmaktır. İstanbul’daki binalarda deprem beklendiği için güçlendirme gündeme gelmiştir. Eğer korozyonlu donatıların bulunduğu bir elemanda güçlendirme amaçlı yeni ve temiz donatılar kullanılacaksa eski korozyonlular yenileri de korozyona uğratabilir. Bu sebeple ancak temizlendikten sonra uygulama yapılmalıdır.”

İstanbul son 7 yılda depreme dayanıklı 27 hastaneye kavuştu

Megakentin sağlık altyapısı son yıllarda yapılan yatırımlarla depreme ve çeşitli afetlere hazır hale getiriliyor. Bu kapsamda, kentteki sağlık tesislerinde yerinde dönüşüm çalışmaları yürütülüyor.

Ayrıca, hızla artan nüfusun sağlık hizmeti talebinin karşılanması, kapasitenin artırılması amacıyla kente, büyük sağlık kompleksleri olarak yapılandırılan şehir hastaneleri ile devlet hastaneleri kazandırılıyor.

Çalışmalarla deprem riskine karşı önlem alınmasının yanı sıra dijital altyapının oluşturulması, dünya genelinde görülen salgın hastalıklara karşı yeterli hizmetin sunulabilmesi ve gelişen teknolojiye uyum sağlanması da amaçlanıyor.

AA muhabiri, yerinde dönüştürülen ve sıfırdan inşa edilen sağlık kuruluşlarına ilişkin İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü verilerini derledi.

Sağlık tesislerinin yüzde 75’inin depreme dayanıklı olduğu öngörülüyor

İstanbul’daki sağlık tesislerinin yüzde 75’inin depreme dayanıklı olduğu öngörülüyor. Bu yüzdelik dilimdeki yapılar 2007’den sonra analiz, test ve kontroller ile inşa edilmiş binaları içeriyor.

Geriye kalan yüzde 25’lik kısmın ise 3-4 yıl içerisinde yenilenmesi hedefleniyor.

Öte yandan, İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü, deprem gibi afet durumlarında AFAD koordinasyonunda şehrin 25 farklı bölgesinde 25 afet ve sahra hastanesi kurmayı planlıyor.

Yerinde dönüştürülen ve sıfırdan inşa edilen hastaneler

Yerinde dönüşüm çalışmaları kapsamında, 2016’dan bu yana 8 hastanenin eski binası yıkılarak yerine yenisi inşa edildi.

Son yıllarda, aralarında şehir hastaneleri, Kovid-19 salgını sürecinde yapılan acil durum hastaneleri ile ağız ve diş sağlığı merkezinin (ADSM) bulunduğu 19 tesis ise sıfırdan inşa edilerek sağlık sisteminin hizmetine sunuldu.

Bu kapsamda Prof. Dr. Cemil Taşcıoğlu Şehir Hastanesi, Kartal Dr. Lütfi Kırdar Şehir Hastanesi, Göztepe Prof. Dr. Süleyman Yalçın Şehir Hastanesi, Zeynep Kamil Kadın ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Çatalca İlyas Çokay Devlet Hastanesi, Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Dr. İsmail Niyazi Kurtulmuş Hastanesi Ek Hizmet Binası ile Eyüpsultan Devlet Hastanesi’nin yeni bloku yerinde dönüştürüldü.

Sıfırdan inşa edilen hastaneler ve ADSM’ler ise şu şekilde:

“Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi, Marmara Üniversitesi Prof. Dr. Asaf Ataseven Hastanesi, Prof. Dr. Feriha Öz Acil Durum Hastanesi, Prof. Dr. Murat Dilmener Acil Durum Hastanesi, İstanbul Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Çekmeköy Devlet Hastanesi, Büyükçekmece Mimar Sinan Devlet Hastanesi, Mehmet Akif Ersoy Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi ek binası, Sultangazi Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Şile Devlet Hastanesi, Gaziosmanpaşa Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi Hastanesi, Sultanbeyli Devlet Hastanesi, Beylikdüzü Devlet Hastanesi, Sancaktepe Şehit Prof. Dr. İlhan Varank Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Tuzla Devlet Hastanesi, Seyrantepe Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Sultanbeyli ADSM, Eyüp ADSM, Küçükçekmece ADSM.”

Sağlık yatırımları kapsamında megakentin 2002’de 19 bin olan yatak kapasitesi bu yıl itibarıyla kamu, özel ve üniversite hastanelerine kazandırılan nitelikli yatak kapasitesiyle 48 bine yükseldi.

İstanbul’da tahliye kararı verilen hastaneler

Öte yandan, İstanbul’daki bazı hastanelerin, depreme dayanıklılık araştırması sonucunda tahliye edilmesi kararlaştırıldı.

Bu kapsamda, Kağıthane Devlet Hastanesi’nin tahliyesi tamamlanırken; İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa (İÜC) Cerrahpaşa Tıp Fakültesi ile ona bağlı Haseki Kardiyoloji Enstitüsü Hastanesi, Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin B ve C blokları, Süreyyapaşa Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin B ve C bloklarının faaliyet gösterecekleri hastanelere tahliye çalışmaları sürüyor.​​​​​​​

Megakentin 7 hastanesi sismik izolatörlerle donatıldı

Günümüzde İstanbul’da 100 yatak kapasitesinin üzerinde inşa edilen hastaneler, İstanbul Valiliği İstanbul Proje Koordinasyon Biriminin (İPKB) yönettiği İstanbul Sismik Riskin Azaltılması ve Acil Durum Hazırlık Projesi (İSMEP) kapsamında “afetlere dirençli şehir” misyonuyla yapı yönetmeliklerine uygun ve üstün teknikler kullanılarak yapılıyor.

Afet anlarında hizmetin kesintisiz sürmesi gereken yerlerin başında gelen sağlık kuruluşlarının bu şekildeki inşası, deprem riski yüksek İstanbul için önem taşıyor.

Bu düşünceden hareketle kentin 5 hastanesi, 9 şiddetinde bir depreme dahi dayanıklılık sağlayan sismik izolatör teknolojisiyle donatıldı.

Bu sağlık tesisleri arasında yer alan Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’nde 2068, Kartal Dr. Lütfi Kırdar Şehir Hastanesi’nde 855, Marmara Üniversitesi Prof. Dr. Asaf Ataseven Hastanesi’nde 827, Göztepe Prof. Dr. Süleyman Yalçın Şehir Hastanesi’nde 503, Prof. Dr. Cemil Taşcıoğlu Şehir Hastanesi’nde 503, Çekmeköy Devlet Hastanesi’nin 150 Yataklı Ek Binasında 173 sismik izolatör bulunuyor.

İnşası süren Esenyurt Devlet Hastanesi ek binası 198, Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi ek binası ise 190 izolatöre sahip olacak.

İstanbul’da 3 bin 500 metruk bina tehlike arz ediyor

Beyoğlu’nda dün 5 katlı tarihi metruk binanın çökmesi, kentteki yaklaşık 3 bin 500 metruk binanın durumunu gündeme getirdi.

Sanat tarihçisi Süleyman Faruk Göncüoğlu, AA muhabirine, sadece Türkiye’nin değil, dünyanın en önemli şehirlerinden biri olan İstanbul’da metruk binaların tarihi yapıysa restore edilmesi, değilse de yıkılıp yeniden yapılması gerektiğini söyledi.

Metruk binaların bu haliyle tehdit oluşturduğunu vurgulayan Göncüoğlu, “İstanbul’daki metruk binalar genelde Eminönü, Karaköy, Beşiktaş, Kadıköy ve Üsküdar gibi yaşamın daha canlı olduğu yerlerde bulunuyor. Buralarda herhangi bir metruk binanın çökmesi veya yanması, hasarın yanı sıra can kaybına da sebebiyet verebilir.” dedi.

Hukuki düzenleme yapılması ihtiyacı

Göncüoğlu, metruk binaların dayanıklı olmadığına dikkati çekerek “İstanbul bir deprem bölgesidir. Buradaki artçı sarsıntılarda bile ilk zarar görecek yapılar metruk binalardır. Bu yüzden bir an önce metruk binalarla ilgili hukuki düzenleme yapılması, yönetmelik çıkarılması gerekiyor.” ifadesini kullandı.

Metruk binaların dönüştürülmesinde yaşanan sıkıntılara da değinen Göncüoğlu, mirasçıların çoğalmasından dolayı gayrimenkullerin paylaşılmasının zor olduğunu ve bu yüzden pek çok yapının bu şekilde bakımsızlığa terk edildiğini belirtti.

“Sahibinin işlem yapmadığı tescilli metruk yapılarda problem çıkıyor”

Mimar Serkan Akın da kentlerdeki metruk yapıların bazılarının sahiplerine ulaşılabildiğini, kimilerinin sahiplerine ise ulaşılamadığını söyledi.

İçişleri Bakanlığının metruk yapılarla ilgili genelgesinin bulunduğunu dile getiren Akın, “Metruk yapılar, genelde kültür varlığı olarak tescil edildiği ve mal sahipleri tarafından ranta dayalı başka bir inşaat yapma talepleri resmi olarak kabul görmediği için terk edilen yapılardır. Metruk yapı olup kültür varlığı olarak tescili bulunmayan yapıların kamu tarafından tedbir amaçlı yıkılmasında bir problem yok ancak kültür varlığı olarak tescilli metruk yapıların mevzuata ve restorasyon kuramlarına göre belgelenmeden önce yıkılmaları mümkün değil. Dolayısıyla metruk yapıların kültür varlığı olarak tescil edilmiş ve mal sahibi tarafından hiçbir işlem yapılmayanlarında problem çıkıyor.” diye konuştu.

Kamunun ve özelde koruma bölge kurullarının, bu yapıların belgelenmesi ve ilgililerin can ve mal güvenliği açısından tedbir alınması kararı verdiğini anlatan Akın şunları kaydetti:

“Mevcut mevzuata göre bundan başka yapılabilecek bir şey yoktur. Ancak kamu, başka bir irade göstererek bu yapıların kamulaştırılması, proje ve restorasyon bedellerinin karşılanarak tapuya şerh konulması, bu yapıların satışlarının bedeller ödenmeden mümkün olamayacağına dair önleyici tedbirlerle bir şeyler yapabilir, cezai müeyyideler artırılabilir ya da kamu fonları bu tür yapıların restorasyonu için kullanılabilir.”

Akın, Beyoğlu’nda çöken metruk binayla ilgili olarak da “Bu yapı özelinde Koruma Kurulundan beklenen karar da molozların kaldırılması olacaktır. Herkes bir şekilde Koruma Kuruluna suçu atmış ama Koruma Kurulu zaten projeleri onaylamış, belediyesinden mal sahibi ruhsat da almış. Koruma Kurulu daha ne yapacak? Yapacağı tek şey, molozların kaldırılmasını ve yapının korunabilen parçalarının da saklanmasını söylemesidir. Başka bir şey demeyecektir.” değerlendirmesinde bulundu.

Hukukçular kentsel dönüşümde vatandaşların yasal haklarını anlattı

Vatandaşların oturdukları konutun riskli yapı olup olmadığı ve bu kapsamdaki yasal hakları konusunda araştırma içine girdiğine dikkati çeken hukukçular, kentsel dönüşüm konusunda vatandaşların yasal haklarını, AA muhabirine anlattı.

İstanbul 2 Nolu Barosu avukatlarından Helin Görgül, binanın belli yerlerinden alınan beton örneklerinin özel laboratuvarlarda incelenmesiyle yapının depreme karşı dayanıklı olup olmadığının belirlendiğini söyledi.

Riskli yapı tespiti için çoğunluğa gerek olmadığını, yapı maliklerinden birinin kendisi, avukat, vasi gibi kanuni temsilcileriyle başvuruda bulunabileceğini belirten avukat Görgül, “Bir apartmandaki daire sahiplerinden herhangi birinin başvurusu risk analizi için yeterli olup, 3’te 2 çoğunluk kararına ihtiyaç yok. Risk tespiti konusunda malikler veya kanuni temsilcileri, bakanlıkça lisans verilen ve listesi Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının resmi internet sitesi ile www.kentseldonusum.gov.tr adresinde güncel olarak yayımlanan kurum veya kuruluşlara başvurabilir.” dedi.

Masraflar kime ait?

Riskli yapı tespiti masraflarının maliklere ait olduğunu anlatan avukat Görgül, “Riskli yapı tespiti ile yıktırma işlemlerinin bakanlık veya belediye tarafından yapılması halinde, masraflardan malikler hisseleri oranında sorumludur. Riskli yapı tespitinin masrafları, bakanlıkça veya idarece ilgilisine yapılacak tebligatı takip eden bir aylık süre içinde ödenir. Süresinde ödenmeyen masraflar, tespit bakanlıkça yapılmışsa vergi dairesince, idarece yapılmış veya yaptırılmış ise 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilir.” diye konuştu.

Riskli yapı tespiti yaptırmak zorunlu mu?

Helin Görgül, risk tespiti yaptırılma zorunluluğu bulunmadığını ancak yapıların risklilik durumunun bir an evvel tespit edilmesinin can güvenliği bakımından önem arz ettiğini söyledi.

Görgül, halk arasında bilinen “Kentsel Dönüşüm Kanunu” adıyla bilinen 6306 sayılı kanunun tanıdığı imkanlardan yararlanabilmek için bakanlıkça lisans verilen kurum veya kuruluşlara risk tespitinin yaptırılmasının şart olduğunu kaydetti.

Riskli yapının yıkım yerine güçlendirilmesi

Avukat Görgül, riskli yapının yıktırılması yerine güçlendirilmesinin istenilmesi halinde ise öncelikle güçlendirmenin teknik olarak mümkün olduğunun tespit ettirilmesi gerektiğini söyledi.

Güçlendirmenin mümkün olması halinde “bütün kat maliklerinin beşte dördünün (4/5) yazılı rızasının olması” gerektiğinin altını çizen Görgül, bu mümkün olmadığı halde ilgili mahkemece “yapının güçlendirilmesinin zorunlu olduğu” şekilde güçlendirme kararı alınması ve güçlendirme projesinin hazırlatılarak imar mevzuatı çerçevesinde ruhsat alınması gerektiğini kaydetti.

Riskli yapı raporuna itiraz süreci

Riskli yapı raporuna 15 gün içinde yapının bulunduğu yerdeki tapu müdürlüğü veya belediyeye verilecek bir dilekçe ile yapılabileceğini anlatan avukat Görgül, “İtirazları, 4’ü üniversitelerce ve 3’ü bakanlıkça belirlenen 7 üyeden oluşan teknik heyet inceler. Teknik heyetin, riskli bina raporunu uygun bulması halinde rapor kesinleşir ve yıkım süreci başlar. Binanın riskli olmadığına karar verilmesi halinde ise tapuya konulan ‘riskli yapıdır’ şerhi kaldırılır.” dedi.

Dava açılması yıkımı engeller mi?

Yıkım kararının tebliğinden itibaren maliklerin, 30 gün içinde yürütmenin durdurulması için dava açma hakkı olduğunu kaydeden Görgül, yürütmenin durdurulması veya iptali kararı verilmediği sürece, sadece dava açılmış olmasının idarece yapılan işlemlerin yürütülmesine engel teşkil etmediğini belirtti.

Yıkım sonrası uygulama nasıl olur?

Riskli yapının yıkımı gerçekleştikten sonra bina yaptırılmasına, payların satışına, kat karşılığı veya hasılat paylaşımı ve diğer usullere ilişkin paydaşların en az 3’te 2 çoğunluğu ile karar verilebileceğini belirten avukat Görgül, şunları söyledi:

“Çoğunlukça alınan karar, karara katılmayan hak sahiplerine noter aracılığıyla tebliğ edilir. Yapılan tebliğde, 15 gün içinde kararın ve teklifin kabul edilmemesi halinde arsa paylarının, bakanlıkça yetkilendirilen ilçe belediyesince rayiç değerden az olmamak üzere anlaşma sağlayan diğer paydaşlara açık artırma usulü ile satılacağı, paydaşlara satış gerçekleştirilemediği takdirde ise yapılan anlaşmaya uyularak işlem yapılmasını kabul etmek şartıyla üçüncü şahıslara satılacağı bildirilir.”

Kiracılar, sağlam binada oturup oturmadıklarının tespitini isteyebilir

İstanbul Barosu Kat Mülkiyeti Hukuku Komisyonu Kurucu Başkanı Şeref Kısacık da kiracıların mülk sahiplerinden can ve mal güvenlikleri açısından sağlam bir binada oturup oturmadıklarının tespitini isteyebileceğini söyledi.

Kentsel dönüşüm konusunda ilk aşamada Çevre Şehircilik ve İkilim Değişikliği Bakanlığının sitesinde yer alan ve bu tespitleri yapmaya yetkili kurumlara başvuru yapılması gerektiğini anlatan Kısacık, şöyle konuştu:

“Süresinde itiraz edilemezse eğer çıkan rapor kesinleşerek işleme alınır. Kamu kurumları ilk etapta 60 günden az olmamak üzere binanın tahliyesi ve yıkımı için süre verir. Verilen sürede bina tahliye edilerek yıkılmadığı takdirde ise 30 günden fazla olmamak üzere mülk sahiplerine yeni bir süre verilir. İkinci süre sonunda da tahliye ve yıkım gerçekleşmez ise kamu tarafından binanın elektrik, su ve doğalgazı kesilerek tahliye ve yıkımı gerçekleştirilir. Kamu tarafından yapılan yıkım masrafı da mülk sahiplerinden alınmak üzere tapuya şerh olarak konulur.”

“Müteahhidin piyasadaki iş yapma gücünü öğrenin”

Gayrimenkul Hukuku Derneği Başkanı Ali Güvenç Kiraz da vatandaşların kentsel dönüşüm sürecinde ilk olarak ön inceleme sürecine dikkat etmeleri gerektiğini söyledi.

Vatandaşlara bu süreçte ilk olarak belediyeden imar durumunu ve arsalarında tevhit şartı gibi sorun teşkil eden herhangi bir unsurun olup olmadığını öğrenmelerini tavsiye eden Kiraz, çıkabilecek bir sorun nedeniyle sürecin 1-2 yıla kadar uzayabileceğini anlattı.

Tapu ve imar durumu öğrenildikten sonra müteahhitle görüşme yapılması gerektiğine dikkati çeken Kiraz, şu tavsiyelerde bulundu:

“Müteahhidin kredibilitesini, piyasadaki iş yapma gücünü öğrenin. Müteahhitle sağlam, hukuki ve teknik şartnamesi düzgün olan bir sözleşme imzalayın. Beton kalitesi, kullanılacak malzemelerin kaliteleri, zemin yapısı vesaire bütün hepsinin, mutlaka bir inşaat mühendisi denetiminden geçen teknik şartname ile kayıt altına alınması gerekir. Yine sözleşmede süre, cezai şartlar, müteahhide pay devirleri, müteahhidin sıkıntıya düşmesi halinde yapabileceği hususlar, cezai şartlar, garantörlük gibi önemli hususlar da mutlaka yer almalı.”

İstanbul’daki 545 tarihi yapı depreme dayanıklı şekilde restore edildi

Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat’taki depremlerin ardından toplam 11 ilde meydana gelen yıkım bütün dikkatleri İstanbul’a çekerken kentteki tarihi yapıların depreme dayanıklılığı da gündeme geldi.

İstanbul'daki 545 tarihi yapı depreme dayanıklı şekilde restore edildi

Büyük bir yıkıma neden olan 17 Ağustos 1999’daki Marmara depreminin ardından vakıf eserlerini güçlendirme ve restorasyon çalışmalarını depreme dayanıklılığa göre şekillendiren Vakıflar Genel Müdürlüğü, 2002’den bu yana İstanbul’da 300 tarihi yapının restorasyonunu tamamladı, 214’ünün ise proje çizimini yaptı.

300 yapı esaslı ve basit onarım kapsamında ihya edildi.

Vakıflar Genel Müdürlüğü çalışmaları kapsamında cami, külliye, medrese, çeşme, müze, kütüphane, imaret, hazire ile türbe gibi eserler “Tarihi Yapılar için Deprem Risklerinin Yönetimi” kılavuzluğunda aslına uygun ihya edilmeye devam ediliyor.

Bu kapsamda restorasyon ve güçlendirme çalışmaları tamamlanan bazı ecdat yadigarları eserler şöyle sıralandı:

“Sümbül Efendi Külliyesi, Nusretiye Camii, Süleymaniye Camii, Nuruosmaniye Camii, Mihrimah Sultan Camii (Edirnekapı), Fatih Camii ve 1. Mahmut Kütüphanesi, Mısır Çarşısı, Yıldız Hamidiye Camii, Beşiktaş Şeyh Yahya Efendi Camii ve müştemilatları, Fatih Ayasofya Medresesi, Sarıyer Ali Kethüda Camii, Eminönü Yeni Camii, Eminönü Rüstem Paşa Camii, Teşvikiye Camii, Fatih Mahmut Paşa Camii, Fatih Molla Gürani Camii, Eyüp Sultan İmareti, Fatih Molla Fenari İsa Camii, Fatih Fethiye Camii.”

Restorasyon ve güçlendirme çalışmaları için yaklaşık 1 milyar 316 milyon lira harcandığı belirtildi.

Restorasyon işlemleri Bilim heyeti tarafından yapılıyor

Vakıflar Genel Müdürlüğüne bağlı tüm eserlerin restorasyon projelerinin hazırlanması ve uygulanması, genel müdürlükçe oluşturulan, içerisinde restorasyon ve eski eser konusunda uzman mimar, inşaat mühendisi, sanat tarihçisi, malzeme konusunda uzman kimyagerlerin bulunduğu Bilim Heyeti tarafından yapılıyor.

Vakıflar Genel Müdürü Sinan Aksu, konu ile ilgili yaptığı bilgilendirmede, tüm restorasyonların inşaat ve deprem mühendisliği açısından incelendiğini, gerekmesi durumunda güçlendirme projelerinin hazırlandığını belirtti.

Aksu, “Hazırlanan güçlendirme projeleri Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı ilgili Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulları tarafından onaylanmakta ve uygulamaya geçilmektedir. Güçlendirme, projelerinin koruma kuramına uygun olması ve eski esere minimum müdahale edilmesi Venedik Tüzüğünün gereği olarak yapılmaktadır.” ifadelerini kullandı.

Bu kapsamda yapılan çalışmalarla İstanbul Vakıflar 1. Bölge sorumluluğunda olan 27 eserin restorasyonu, 9 eserin ise proje temini sürüyor.

İBB Miras güçlendirme çalışmalarına devam ediyor

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Miras ekipleri, aralarında Yerebatan Sarnıcı, Hasanpaşa Gazhanesi ve Troleybüs Kuvvet Merkezi ile türbe, çeşme ve hazirelerin yer aldığı 245 tarihi yapının restorasyonunu bitirdi.

Mimar, mühendis, sanat tarihçisi, arkeolog, konservatör ile restoratör gibi uzman ekiplerle İstanbul’daki kültür varlıklarının bakım ve onarımını yapan İBB, Botter Apartmanı, Bukoleon Sarayı ile Yedikule Gazhanesi gibi yapıların restorasyon uygulamasında güçlendirme yöntemi olarak tarihi duvarlar için lifli polimer donatılı (FRP) sargılama yöntemi kullandı.

İstanbul Kara Surları ve Yerebatan Sarnıcı gibi yapıları depreme karşı dayanıklı hale getirmek için çelik gergi uygulandı.

Anadolu Hisarı Kalesi, Rumeli Hisarı Kalesi, Botter Apartmanı ve İstanbul Kara Surları dahil 33 tarihi yapı üzerindeki restorasyon çalışmaları ise sürüyor.

İstanbul’daki 1 milyon 250 bin binanın yüzde 70’i yorgun

İstanbul’daki yapı stoku ile yenilenmesi gereken binalara ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulunan eski İBB Deprem ve Doğal Afet Komisyonu Başkanı ve mühendis Kadem Ekşi, Türkiye’de fay hatlarının üzerinde yer alan 45’e yakın il bulunduğunu, bu nedenle dirençli kentler oluşturulması gerektiğini söyledi.

İstanbul’un Türkiye nüfusunun 7’de 1’ini barından bir şehir olduğunu kaydeden Ekşi, şunları belirtti:

“İstanbul’da 1 milyon 250 bin binamız var. Bunların yüzde 70’i, 2000 yılından önce yapıldı. Bu yapıların yüzde 70’i yorgun. Binaların beton dayanım ve performansları, demir donatıları, korozyon temel ve taşıyıcı sistemlerinin örselenmesi, izolasyon problemleri nedeniyle binaların zayıflaması bizi ciddi olarak düşündüren bir noktaya doğru taşıdı. Yapılan çalışmalarda İstanbul’da hangi mahallemizde, hangi sokakta, hangi yapılarımızın deprem direnci zayıf olarak çökme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu artık biliyoruz. Bu veri ve data elimizde güncel.”

Ekşi, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığından aldığı verilere göre, kentte 7,1 milyon bağımsız birim bulunduğunu aktararak, “Bunların 1,2 milyonunun yenilenmesi ya da güçlendirilmesi gerekiyor. Ayrıca kentte 50 bin göçmeye matuf binamız olduğunu biliyoruz. 230 bin bağımsız birime karşılık gelen bu yapıları hızla güçlendirmemiz ya da yıkıp yenilememiz gerekiyor. Bunların dirençleri zayıf ve yatay kuvvetlere karşı dayanıksız. Beklenen 7,5 büyüklüğündeki bir depremde bu yapıların aynen Kahramanmaraş gibi yerle yeksan olacağı ifade ediliyor.” değerlendirmesini yaptı.

İstanbul’da 1,3 milyon konut dönüştürülmeyi bekliyor

Kentsel Dönüşüm ve Hukuk Platformu Başkanı Prof. Dr. Gürsel Öngören, AA muhabirine, Kentsel Dönüşüm Yasası ilk çıktığında dönüşmesi gereken konut ve iş yeri sayısının 20 milyon olarak belirlendiğini, bunun 3’te1’inin dönüştürülmesinin hedeflendiğini söyledi.

On bir yıl sonunda kentsel dönüşümün yüzde 15’inin başarıldığını belirten Öngören, toplumda deprem konusundaki duyarlılığın çok uzun sürmediğini, bu konunun gündemde belirli bir süre sonra ana önceliğini yitirdiğini ifade etti.

Prof. Dr. Öngören, deprem konusundaki hassasiyetin sürdürülebilir kılınması gerektiğini, 2007’deki deprem yönetmeliğinden sonra yapılan binaların güvenli olduğunu, depremde yıkılan binaların yüzde 94’ünün 2007’den önce yapılan eski binalardan oluştuğunu belirtti.

İstanbul’un nüfus olarak Türkiye’nin yüzde 20’sine tekabül ettiğini aktaran Öngören, şöyle devam etti:

“Uzmanlara göre, İstanbul’da 3,6 milyon konut var. Bunun yaklaşık 1,3 milyonunun dönüştürülmesi lazım. 2012’den bu yana bu bina stokunun yüzde 15’ini dönüştürdük. Uygulamada bazı sorunlar yaşadık, bina bazında dönüşümler yaptık. Bu kentsel dönüşüm değil, bina yenileme oldu. Bunun altyapıya bir faydası olmadığı gibi bir de yük getirdi. Binada 12 daire varken dönüşümden sonra 36 daire oldu. Bu nedenle ekstra bir yük bindi. Sadece binayı depreme dayanıklı hale getirdik. Bu nedenle geçmişten ders almalıyız. Öncelikli olarak ‘Kentsel Dönüşüm Eylem Planı’mızı revize etmemiz gerekiyor. Bunun için doğru senaryoya ve bunu karşılayacak bir finans örgütlenmesine ihtiyacımız var. “

“İstanbul ya Silivri ya da İzmit tarafına doğru genişlemeli”

Prof. Dr. Öngören, İstanbul’da şehrin batı ve doğu yönünde gelişeceğini anlattı.

Kuzey ormanlarının İstanbul’un ciğerleri olduğuna dikkati çeken Öngören, “O yüzden İstanbul ya Silivri ya da İzmit tarafına doğru genişlemeli. Türkiye’de arazinin yüzde 72’si hala devlete ait. Bunları arsalar haline getirip, yeni uydu kentler için alanlar oluşturmalıyız.” diye konuştu.

“Yeni kentsel dönüşüm destek paketi açıklandı”

Prof. Dr. Öngören, son yaşanan depremlerden sonra “Afet Yeniden İmar Fonu” kurulduğunu dile getirerek, şunları söyledi:

“Bundan sonra oluşturulan bu merkezi fona devamlı finansman toplanması gerekiyor. Bu finansmanlarla rezerv alanlar belirlenecek. Şehrin gelişim çizgisine uygun, ormanları, meraları yok etmeden, mümkün olduğu kadar fay hatlarından uzakta yeni uydu mahalle, belde ve ilçeler kurulmalı. Tabii insanları oralara taşınmaya ikna edecek cazibe alanları oluşturmalıyız. Buralar, okul, metro, yeşil alan, kültürel etkinlik imkanları olduktan sonra ancak cazip hale getirilebilir. O zaman insanlar çürük binalardan bu cazibe alanlarına taşınır.”

Devletin kentsel dönüşümü desteklemeye devam ettiğini belirten Öngören, çok önemli yeni bir kentsel dönüşüm destek paketi açıklandığını anımsattı.

Prof. Dr. Öngören, “Daire başına 600 bin liralık destek, 1 milyon 250 bin liraya çıkartıldı. İnşaat şirketlerine ise 48 aya kadar vadeli 100-250 milyon lira kredi tutarı oluşturuldu. Bu desteklerin kentsel dönüşüme yararlı olacağına inanıyorum.” değerlendirmesini yaptı.

Kentsel dönüşümde bu zamana kadar “vatandaş kendisi yapsın” bakışıyla konuya yaklaşıldığını dile getiren Öngören, gerek İstanbul’da gerekse Anadolu’da çok başarılı kentsel dönüşüm uygulaması yürüten belediyeler olduğunun altını çizdi.

“Beton tek tercihimiz olmamalı”

Öngören, planlı bir Kentsel Dönüşüm Eylem Planı ile Türkiye’deki çürük binaların 5 yıl içinde dönüştürülebileceğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

“Uygulamada, çalışmayan modülleri değiştirmeli, daha işlevsel modüller koymalıyız. Kentsel dönüşüm zor bir şey değil, milletimiz ve devletimiz el ele verdiği sürece bunu başaracağımıza inanıyorum. Önemli olan doğru kurgularla bunu yapmamız lazım. Mesela yeni şehirler kurarken binaları 100-200 yıl yaşayacak şekilde kurgulamalıyız. Avrupa’da 20 yıl için değil 100 yıl için bina yapılıyor. Ona uygun malzemeler kullanıyor. Beton tek tercihimiz olmamalı. Çok farklı yapısal malzemeler var artık. Bunları organize edersek aynı zamanda farklı iş alanları da açmış olacağız. Beton bizim zorunluluğumuz değil.”

İstanbul’da Marmara’ya yakın yapılar depremde risk altında

Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat’taki depremlerin ardından, beklenen Marmara depremi nedeniyle bütün dikkatler İstanbul’a çevrildi. Kentte 2000 yılı öncesinde inşa edilen çok sayıda yapı bulunuyor. Bu yapıların bir kısmı ise Marmara Denizi’ne yakın ilçelerde yer alıyor.

Uzmanlar, çoğu eski deprem yönetmeliğine göre yapılmış olan binaların, zayıf zemin yapısından dolayı olası bir depremde hasar görmemesi için mevcut deprem yönetmeliğine uygun şekilde hızla yenilenmesi gerektiği konusunda uyarıda bulunuyor.

AA muhabirine açıklamada bulunan İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) İnşaat Mühendisliği Geoteknik Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Ümit Karadoğan, İstanbul’un tarih boyunca depremlerin yaşandığı bir şehir olduğunu söyledi.

İstanbul’da geçmişte meydana depremler nedeniyle ciddi yıkımların yaşandığını belirten Karadoğan, “İstanbul’da 200-250 yıllık periyotlarda büyük depremler oluyor. İstanbul’da son dönemlerde bir depremin yaşanacağı uzmanlar tarafından öngörülüyor.” dedi.



Fotoğraf: Kadir Kemal Behar/AA

Beklenen deprem nedeniyle tüm gözlerin İstanbul’a çevrildiğini dile getiren Karadoğan, sözlerine şöyle devam etti:

“Bu nedenle İstanbul’un zemin yapısı gündeme geldi. İstanbul çok değişken bir zemin yapısına sahip, bölge bölge değişebiliyor. Avcılar, Küçükçekmece, Büyükçekmece alüvyon zeminlerden oluşuyor. Bu nedenle bu yerler sıkıntılı yerler. Anadolu Yakası’nda Maltepe ve Kartal’ın sahil tarafları zemin açısından sıkıntılı. Kuzeye gittikçe zemin daha çok kayalardan oluşuyor. Fatih’te, Eminönü bölgesi hariç zemin sağlam. Eminönü’nde dolgu zemin bulunuyor ama Ayasofya, Süleymaniye’nin olduğu bölüm kayalardan oluşuyor, buralarda zemin güçlü. Ama bir ilçeye tamamen iyi demek doğru değil. Her ilçenin zemin yapısına parsel parsel bakmak gerekiyor. Bir yerin zeminin iyi olması depreme hazırlıklı olma acısından yeterli değil.”

“İstanbul’un Marmara’ya sınır olan yerleri alüvyon topraktan oluşuyor”

Zemin yapısı nedeniyle İstanbul’da Marmara Denizi’ne yakın ilçelerde toprak yapısının zayıf olduğunu vurgulayan Karadoğan, “İstanbul’un Marmara’ya sınır olan yerleri alüvyon topraktan oluşuyor. Bu nedenle kıyı tarafları birinci derecede depremden etkilenecek yerler. Buradaki yapıların mevcut deprem yönetmeliğine uygun şekilde gözden geçirilmesi, güçlendirilmesi veya yeniden yapılması gerekiyor. Uygun zemin etüdü yapılarak doğru şekilde buraya konutları yapmamız lazım.” ifadelerini kullandı.

“Kentsel dönüşümün özellikle Marmara’ya kıyısı olan yerlerde hızlandırılması lazım”

İstanbul Arel Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Recep Özay ise İstanbul’un Tuzla’dan Gümüşyaka’ya kadar uzanan sahil kesimindeki çoğu yerin, yumuşak zeminden oluştuğunu belirtti.

Sahil kesimlerinde ayrıca korozyonun da fazla olduğunun altını çizen Özay, “Örneğin Zeytinburnu ve Yeşilköy’de korozyon etkili. Avcılar’da ise zemin yumuşak, kil tabakası var. Beylikdüzü civarında 2000 öncesi eski yapılarda zemin etüdü yok. Büyükçekmece’nin ise zemini sıkıntılı. Fatih’in Samatya ve Yedikule mahallerinde zemin yönünden sıkıntılar var.” diye konuştu.

Özay, Büyükçekmece’den Silivri’ye kadar uzanan yazlıkların tehlike altında olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:

“Buralarda kontrolsüz bir şekilde 60’lı, 70’lı yıllarda yapılmış çok katlı binalar var. Binaların temel sistemleri aşırı korozyondan zarar görmüş, malzeme ve zemin yönünden kötü durumda. Buradaki binaların çok acil riskli bölge ilan edilmesi lazım. Anadolu Yakası’nda Tuzla’da zemin problemli yerler var. Ancak burada yapı stoğu çok eski değil. Kadıköy Fenerbahçe, Kurbağalıdere civarı zemin kötü. Eski binalarda zemin etüdü yok, üst yapı ve malzeme de ömrünü tamamlamış. Kentsel dönüşümün özellikle Marmara’ya kıyısı olan yerlerde hızlandırılması lazım. İstanbul’un birçok noktasında binalar eski yönetmeliğe göre yapıldı. Özellikle 70’li, 80’li yıllarda yapılan binalarda zemin raporu ve zorunluluğu yoktu. Binalar yumuşak zemin üzerine geleneksel kurallar çerçevesinde yapıldı.”

Deprem bölgesinde yapılacak konutların benzeri Üsküdar’da yıl sonunda tamamlanacak

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın deprem bölgesinde zemin artı 3 katlı evlere örnek gösterdiği Üsküdar Kirazlıtepe ve Ferah mahallelerindeki kentsel dönüşüm çalışmalarının bu yılın sonunda tamamlanması planlanıyor.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) ve Üsküdar Belediyesi tarafından 2018’de Kirazlıtepe ve Ferah mahallelerinde başlatılan, 180 bin 550 metrekare alana sahip zemin artı 3 kattan oluşan yapılardaki kentsel dönüşüm çalışmaları devam ediyor.

Toplamda 2 bin 18 bağımsız birimin yer aldığı projede 1876 konut, 142 dükkan bulunuyor. Ayrıca proje kapsamında 24 derslikli okul, aile sağlığı merkezi, muhtarlık, cami ve lojmanı yapılıyor. Proje kapsamında çalışmaları tamamlanan 504 konut, 47 dükkan ise hak sahiplerine teslim edildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın deprem bölgesinde zemin artı 3 katlı evlere örnek gösterdiği bu iki mahalledeki kentsel dönüşümün 2023’ün sonunda tamamlanması planlanıyor.

“31 parseldeki 525 bin metrekarelik bir alan daha kentsel dönüşüme girdi”

Üsküdar Belediyesi Kentsel Dönüşüm Müdürü Bayram Kaya, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kirazlıtepe ve Ferah mahallelerinde ruhsatsız kaçak yapıların bulunduğunu, en büyük probleminin de imar sorunu olduğunu söyledi.

Üsküdar Belediyesinin, 2016’da bölgenin imar problemini çözdüğünü belirten Kaya, “2017’de bölgede saha tespit çalışmalarına başladık. Toplamda 566 bina, 1595 bağımsız birim bulunmaktaydı. Karşımızda da 785 hak sahibi vardı ama bunların kendi içinde mirasçıları, hissedarları, ortakları, 2 binin üzerinde bir muhatabımız söz konusuydu.” dedi.

Kaya, Ocak 2018’de bölgenin riskli alan ilan edildiğini dile getirerek, “Proje toplamda 7 parseli kapsıyor. Kirazlıtepe ve Ferah mahallelerinde kentsel dönüşüm yaptığımız bu alan 180 bin 550 metrekareden oluşuyor. Toplamda bu bölgede 2 bin 18 bağımsız birim yer alıyor. 1876’sı konut, 142 ticarethane. Projenin birinci etabını tamamladık, vatandaşlara teslim ettik.” bilgisini verdi.

Kentsel dönüşümün vatandaşlar tarafından kabul görmesi nedeniyle Ferah ve Kirazlıtepe’de eklenenlerle birlikte Mehmet Akif Ersoy ve Küplüce mahallelerinin katılmasıyla 31 parselde 525 bin metrekarelik bir alanın daha kentsel dönüşüme girdiğini belirten Kaya, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Yeni alanda 5 binin üzerinde bağımsız birim inşa edeceğiz. 85 bin metrekarelik bir alanda inşa faaliyetlerine başladık. Burada 50 blokta 1153 bağımsız birim üretiyoruz. Cumhurbaşkanımızın bahsettiği deprem bölgesinde de yapılması planlanan yapılar zemin artı 3 normal kat, burada gördüğümüz gibi olacak. Bu yerinde dönüşüm modelidir. Bu dönüşüm projesi bir gönül belediyeciliğinin sonucudur. Biz önce vatandaşın gönlüne, sonra evine girdik ve yapıları tahliye edip, yıktık. Bu dönüşüm sürecini sağladık.”

“Bazı kişiler kentsel dönüşümü siyasi malzeme olarak kullandı”

Kentsel dönüşüm kapsamında Bosna Bulvarı üzerinde bir rezerv alanı oluşturduklarını anlatan Kaya, bu kapsamda 173 bağımsız birim ürettiklerini ve vatandaşların kentsel dönüşüm bitene kadar burada ağırladıklarını ifade etti.

Kaya, Kirazlıtepe ve Ferah mahallelerindeki kentsel dönüşümün daha önce tamamlanabileceğini vurgulayarak, “Bazı kişiler kentsel dönüşümü siyasi malzeme olarak kullandı. Biz burada ‘Kentsel dönüşüm projelerini durdurmalıyız, durduracağız’ diyen bir zihniyete karşı mücadele gösterdik. Eğer vatandaşlarımızla anlaşmış olsaydı bugün binaları bitmişti. Attığımız her adım, yaptığımız her iş dava konusu oldu. Ama yılmadık, yıkılmadık, süreci devam ettirdik ve vatandaşlarımızı uzlaştık. 2023’ün sonunda Kirazlıtepe ve Ferah mahallelerimizdeki yapıları vatandaşlarımıza teslim edeceğiz.” ifadelerini kullandı.

Ayrıca kentsel dönüşüm projesinin Üsküdar Belediyesi, İBB, TOKİ ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı arasında imzalanan protokolle başladığını anımsatan Kaya, sözlerini şöyle tamamladı:

“Bu alanda gördüğünüz uygulamaların finansal kaynağını Çevre Şehircilik Bakanlığı, TOKİ inşaat süreçlerinin yapımını sağlıyor. Üsküdar Belediyesi olarak biz vatandaşlarla görüşme, uzlaşma, sahadaki yapılan tahliye ve yıkım süreçlerini, sahanın yapımı hazır hale gelmesi ve ruhsat süreçlerini uyguladık, yapıyoruz. İBB ise bu bölgenin altyapı ve yol çalışmalarını gerçekleştirecekti. Ancak gerçekleştirmediler. Yaptığımız görüşmeler sonucunda uygulamayı yapmayacaklarını ifade ettiler. Buna istinaden de TOKİ altyapı ve yolları yapıyor.”

Bağcılar’da kentsel dönüşüm talebi 4 kat arttı

Bağcılar Belediyesi’nden yapılan açıklamaya göre, daha önce çeşitli nedenlerle kentsel dönüşüme başvuru yapmayan ilçe sakinleri, 6 Şubat’ta Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından riskli yapı tespiti ve dönüşüm için Bağcılar Belediyesi Kentsel Tasarım Müdürlüğüne müracaatta bulunuyor.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Bağcılar Belediye Başkanı Abdullah Özdemir, ilçede kentsel dönüşümü çözmek için projeler ürettiklerini anlattı.

İlçe sakinlerinin mülklerini dönüşüme sokmak için belediye ile irtibata geçtiklerini aktaran Özdemir, “Deprem öncesi günlük 15 olan müracaat sayısı şimdi 60’a çıktı. Göreve geldiğimiz 15 Nisan 2022’den itibaren yaklaşık bir yıl içinde 864 bağımsız bölümün yıkım işlemini gerçekleştirdik. Önümüzdeki günlerde 1223 bağımsız bölümün daha yıkımını yaparak yeni Bağcılar’ı birlikte inşa etmek istiyoruz. Bu amaçla şu anda 19 mahallemizde yıkımlar aktif olarak devam ediyor.” ifadelerini kullandı.

Kağıthane’deki kentsel dönüşüm projesinde anahtar teslimi başladı

Altyapı ve Kentsel Dönüşüm Hizmetleri Genel Müdür Yardımcısı Sezayi Köse, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, Kahramanmaraş merkezli depremlerin, kentsel dönüşümün ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdiğini söyledi.

Bakanlık tarafından 2012’de çıkarılan 6306 sayılı yasa gereğince hızlı bir dönüşümün belediyeler ve vatandaşlar elinde yürütüldüğünü belirten Köse, “İstanbul’da şu ana kadar 695 bin bağımsız birimi vatandaşlar, belediyeler ve bakanlığın eliyle dönüşüm için tamamladık. Yaklaşık 3 milyon vatandaşımızın bu noktada can güvenliğini ve mal güvenliğini sağlamış olduk.” dedi.

Köse, kentsel dönüşüm kapsamında çalışmaların hızlı bir şekilde devam ettiğini dile getirerek, “Çalışmaları, yaşadığımız deprem vesilesiyle de daha da hızlandırmamız gerektiğini görmüş olduk. Şu anda fiili olarak devam eden İstanbul geneli projelerimizde 93 bin bağımsız birimli kentsel dönüşüm sürecimiz devam ediyor.” diye konuştu.

Kağıthane Yahya Kemal Mahallesi’nde 2019’da istinat duvarının kaymasıyla 2 binanın çöktüğünü, bölgede bulunan 134 binanın yıkılıp kentsel dönüşüme girdiğini aktaran Köse, şöyle devam etti:

“Burada zeminden, yapı stokundan kaynaklı bütün binalarımızın riskli olduğunu tespit ettik ve kısa bir sürede vatandaşlarımızla el birliğinde bulunarak, belediyemizin desteğiyle kentsel dönüşüm sürecini başlattık. TOKİ ile beraber hızlıca projelendirme sürecini Altyapı ve Kentsel Dönüşüm Hizmetleri Genel Müdürlüğümüzle yürüttük. Burası 688 konut, 57 ticari ünite olmak üzere toplamda 745 bağımsız birimlik bir projeden oluşuyor. Bu projenin şöyle bir özelliği de var. Tamamı burada bulunan vatandaşlarımıza, hak sahiplerine teslim ediliyor. Teslim süreçlerimiz bu hafta başladı. Hızlı bir şekilde bu bölgede kentsel dönüşüm süreci tamamlanmış olacak.”

“Fikirtepe’de anahtar teslimlerine başlayacağız”

Silivri depreminden sonra ağır hasar alan Kağıthane’deki yapılara ilişkin projelerin olduğunu aktaran Köse, “Süreci TOKİ tarafından yürütülüyor. Bunun yanında Pendik’te, Üsküdar’da, Fikirtepe’de projelerimiz var. Fikirtepe’de anahtar teslimlerine başlayacağız. Bağcılar’da yaklaşık 900 bağımsız birimlik projede anahtar teslimlere başladık. Bu ay itibariyle vatandaşlarımız güvenli konutlarına kavuşmuş olacak.” şeklinde konuştu.

İstanbul’un kentsel dönüşümü 10-20 yıl sürebilir

Anadolu Yakası İnşaat Müteahhitleri Derneği (AYİDER) Başkanı Melih Tavukçuoğlu, AA muhabirine, dönüşümün hızlıca yapılması için kamunun öne çıkması gerektiğini söyledi.

İstanbul gibi büyük bir şehrin dönüşümü için özel fon temin edilmesi gerektiğine dikkati çeken Tavukçuoğlu, “Vatandaşa ana parayı ödemek koşuluyla faizsiz borç verilebilir. Bu dönüşüm yerel müteahhitlerle kısa sürede yapılacak bir konu değil. Dışardan sıfır ya da çok düşük faizli nakit bulmamız lazım.” diye konuştu.

Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat’taki depremlerin olduğu bölgede 13 milyon insan yaşadığını, buranın ayağa kalkması için yaklaşık 100 milyar dolarlık bir bütçenin öngörüldüğünü anlatan Tavukçuoğlu, “İstanbul çok daha zor bir şehir olduğu için bunun en az 2-3 misli yani 300 milyar dolar gibi bir nakit lazım. Bu sayede İstanbul’u caddesi, okulu, hastanesi ile yenileyebiliriz.” ifadelerini kullandı.

“İstanbul’da risksiz bina, yüzde 10-20”

Tavukçuoğlu, İstanbul’da arsa kıtlığına dikkati çekerek, mevcutların da çok pahalı olduğunu anlattı.

Eski binalar yenilediğinde fiyatların astronomik şekilde arttığını, bunun da insanların yeni ev sahibi olmasını zorlaştırdığını söyledi.

Türkiye’de 1950’li yılların sonuna doğru betonarme binaların yapılmaya başlandığını hatırlatan Tavukçuoğlu, şöyle devam etti:

“Ancak apartman hayatına geçtiğimiz bu yıllarda beton ve inşaat kalitesi çok zayıftı. Bugünkü demir ve beton kalitesi yoktu. Bu binaların ekonomik ömürlerini tamamladığını varsayıyoruz. Maalesef 40-50 yıllık bu binaların büyük bir kısmı da mimarlık ve mühendislik hizmeti almamıştır. Bu şekildeki binaları ayakta tutmamız çok zor. Ancak 1999 depreminden sonra bu iş çok ciddiye alındı. Son depremden sonra eminim başta biz müteahhitler olmak üzere herkes işini daha ciddiye alıp, çok daha hassas ve titiz çalışacağız. Bundan sonra yapacağımız binalar 80-100 yıl dayanacaktır. Olası İstanbul depreminde, 1999’dan sonra yapılan binalarda çok büyük problemler yaşayacağımızı düşünmüyorum. İnsanlarımız bu binalardan sağ çıkarlar. Ancak 40-50 yıllık binalarda bunu söylemek mümkün değil. İstanbul’da risksiz diyeceğimiz binalar yüzde 10 ila 20 arasındadır. “

“İnsan gücümüz, bilgimiz, birikimimiz var”

Depremden sonra hazırlanan kentsel dönüşüm destek paketinin önemini vurgulayan Tavukçuoğlu, konut başına verilen 600 bin liralık kredinin 1 milyon 200 bin liraya çıkarıldığını, müteahhitler olarak bunun 2,5 milyon liraya çıkarılmasının daha uygun olduğunu düşündüklerini kaydetti.

AYİDER Başkanı Tavukçuoğlu, maddi imkan sağlandığı takdirde kentsel dönüşümün çok kolaylıkla yapılacağının altını çizerek, “Bizim insan gücümüz, bilgimiz, birikimimiz var. Biz, bu dönüşümü yaparız. Nasıl ki deprem bölgesinde devletimiz inisiyatif aldı, ikinci aya girmeden 50 bin konutun ihalesi yapılıp, inşaata başlandıysa kentsel dönüşümü de bu şekilde yaparız. Bize kaynak lazım. Parayı devletimiz bulsun biz müteahhitleri davet etsin, ‘yapacağın yer burası, hadi başla’ dediği anda 10-20 yıl arasında İstanbul’u yenileriz.” diye konuştu.

“Evim küçülecek” düşüncesiyle kentsel dönüşümden kaçınılıyor

Kentsel dönüşümde herkesin elini taşın altına koyması gerektiğini anlatan Tavukçuoğlu, şöyle devam etti:

“Evi 100 metrekare olan bir vatandaşa müteahhit bu evi 75 metrekare olarak yenileyelim, yüzde 25 ile de koyduğum sermayeyi karşılayayım’ diyoruz. Ancak vatandaş, ‘Hayır, sen bana yine 100 metrekare daire ver’ diyor. Benim paramla binasının yenilenmesini istiyor. O yüzden ilerleyemiyoruz. Elli yıllık, 100 metrekarelik bir binayla yeni yapılmış 75 metrekarelik bir bina arasında yine 1’e 3 değer farkı var. Evini yenilendikten sonra 3 misli pahalıya satabilir. Ancak vatandaş bunu düşünemiyor, ‘Benim evim küçülecek 3 odadan 2 odaya düşecek’ diyor. Düşsün ama fiyatı artıyor. Ayrıca depreme dayanıklı binalarda yaşayacak. Bunu göz ardı ediyor.”

Tavukçuoğlu, Türkiye Cumhuriyeti’nin güçlü bir devlet olduğunu belirterek, “Ülkem bir deprem bölgesi, ben şehirlerimi yenilemeye çalışıyorum, 50 bin insanımı kaybettim. Bana fon verin” dendiğinde dünyadan ve Avrupa’dan bu kaynağın bulunabileceğini dile getirdi.

Gerek vatandaşın gerekse devletin imkanlarıyla evlerin bir an önce yenilenmesi gerektiğini vurgulayan Tavukçuoğlu, “Depremin ne zaman geleceğini bilemiyoruz. O yüzden bir an önce bu yeni ve sağlam konutlara geçmeliyiz.” diye konuştu.

İstanbul’da “Kentsel Dönüşümde Yarısı Bizden Kampanyası”nda binalar inceleniyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da 21 Nisan’da düzenlenen “Kentsel Dönüşüm Projeleri Anahtar Teslim ve Temel Atma Töreni”nde müjde olarak açıkladığı “Kentsel Dönüşümde Yarısı Bizden” kampanyasına başvurular devam ediyor.

Bakanlık ekiplerince İstanbul’da riskli yapılarını dönüştürmek için kampanyaya başvuran kişilerin binaları inceleniyor.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Altyapı ve Kentsel Dönüşüm Hizmetleri Genel Müdürü Vedad Gürgen, ekiplerin Kartal Hürriyet Mahallesi’ndeki 5 katlı Erdoğan Apartmanı’nda yaptığı çalışmayı yerinde inceledi.

Gürgen, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, kampanyaya vatandaşın ciddi bir teveccühü olduğunu, sayının sürekli arttığını dile getirdi.

Başvurulara ilişkin, “Şu an itibarıyla 74 bininci müracaatımızı almış durumdayız. Toplam sayımız da 412 bin bağımsız bölümü geçti.” bilgisini veren Gürgen, bugün İstanbul’da ciddi bir dönüşümün en önemli adımlarından birini attıklarını ifade etti.

Vedad Gürgen, Marmara’daki fay hattının bir gün kırılacağının herkesçe bilindiğini, İstanbul’un ciddi bir depremle karşı karşıya geleceğini vurgulayarak, bunun üstesinden gelebilmenin tek yolunun da kentsel dönüşüm projesi olduğunun altını çizdi.

Yaklaşık 10 yıldan beri Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatları doğrultusunda kentsel dönüşümü hızlı bir şekilde tamamlamak için uğraştıklarını aktaran Gürgen, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un yeni vizyonuyla beraber “Yarısı Bizden” projesinin yaklaşık ikinci haftasında olduklarını hatırlattı.

Gürgen, proje kapsamındaki çalışmalar hakkında bilgi vererek, “Sahada 250 çalışanımız, 60 mobilize ekibimiz, 14 sabit birimlerimizle beraber tespitlerimizi yapıyoruz. Vatandaşımızın talebi doğrultusunda evlerine geliyoruz, kendileriyle görüşüyoruz. Ölçümlerimizi gerçekleştiriyoruz. Mevcut projenin ne olduğunu, kendilerine ne sunabileceğimizi gösteriyoruz. Eğer kendileri de uygun görürse sahada yapmış olduğumuz bu kısa tespitlerin sonucunda hemen ofis çalışmalarına başlıyoruz.” diye konuştu.

Erdoğan Apartmanı malikleri de kabul ederse binanın projesini hazırlanma, yıkım ve anahtar teslim sürecini de beraber gerçekleştirmek istediklerini belirten Gürgen, “Elbette ki depremler olacak, bu fay hattı kırılacak ama bunun afete dönüşmemesi, insanlarımızın enkaz altında kalmaması, hiçbir vatandaşımızın enkaz altında çocuğunu, annesini, babasını, komşusunu arar durumda olmaması için biz bu projeyi gerçekleştirmek zorundayız.” değerlendirmesini yaptı.

“Kampanyaya ilk biz başvurmuşuz”

Erdoğan Apartmanı sakinlerinden Orhan Erdoğan da binayı 1988’de kendi imkanlarıyla yaptıkları anlattı.

Apartmanın kolonlarında sıkıntı olduğunu, çatlaklar meydana geldiğini belirten Erdoğan, “1999 depreminde bayağı çatlama oldu. Bunları sıvayla 8-10 kere onardık. Müteahhit getirdik, baktırdık. Müteahhitler ‘4 şiddetinde deprem olursa bina yere iner.’ dediler. Bu şartlarla kendimizin yapma imkanı yoktu, müteahhide veremiyorduk. Devletin sunduğu imkanlar bize cazip geldi.” ifadelerini kullandı.

Orhan Erdoğan, apartmandaki herkesin kampanya için onay verdiğini aktararak, “Kampanya ilk başladığında, o akşam ilk biz başvurmuşuz. Bu sabah bakanlıktan geldiler. Biz de çok memnun olduk.” dedi.

Ümraniye Belediyesi ekiplerince İnkılap Mahallesi Latife Sokak’ta 1989 yılında inşa edilen ve geçen yıl haziran ayında hakkında “riskli yapı tespit raporu” verilen 4 katlı bina, kentsel dönüşüm kapsamında yıkıldı.

Zabıta ekipleri, iş makineleri ile yıkılan binanın bulunduğu sokağı trafiğe kapatarak çevre güvenliğini sağladı.

Ümraniye Belediye Başkanı İsmet Yıldırım, basın mensuplarına, ilçenin 37 mahallesinde eski binalarla ilgili çalışmaların devam ettiğini söyledi.

Göreve geldiğinden beri ilçede 650 binanın yıkılarak yeniden yapıldığını aktaran Yıldırım, “Şimdi İnkılap Mahallesi’ndeyiz. Burası eski bir mahalle, bu eski bina yıkılması gereken riskli bir binaydı. Yapılan yeni binada, deprem dahi olsa hiçbir risk olmadığını söylemek mümkün. Sayın Cumhurbaşkanı’mızın da açıkladığı Kentsel Dönüşümde Yarısı Bizden Kampanyası sayesinde, yarısı devletten yarısı vatandaştan riskli yapıları yenilemek istiyoruz. İyi de kredi imkanları var. Çok sayıda da başvuru alıyoruz.” diye konuştu.

Ümraniye’deki riskli binaların yüzde 65’i depreme dayanıklı hale getirildi

Ümraniye Belediye Başkanı İsmet Yıldırım, temelleri 3 Mayıs’ta Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un da katıldığı programla atılan Hekimbaşı kentsel dönüşüm konutları şantiye sahasında AA muhabirine, ilçedeki kentsel dönüşüm çalışmaları hakkında açıklamalarda bulundu.

6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun kapsamında 2012’den bu yana Ümraniye’de ciddi bir çalışma yapıldığına işaret eden Yıldırım, Ümraniye Belediyesinin “Gönüllü Kentsel Dönüşüm Hareketi” ve “Kentsel Dönüşüm Bilinçlendirme Programı”na ilişkin bilgi verdi.

Bu çalışmalar kapsamında 6 bin 200’e yakın bina ve 22 bin bağımsız bölümün sahipleriyle toplantı yapıldığını anlatan Yıldırım, şöyle devam etti:

“Vatandaşlarımıza riskler ve kentsel dönüşüm yasası anlatıldı. Bizim kentsel dönüşüm ofisimiz var. Ayrıca arkadaşlarımız mahallelere giderek yerinde bilgilendirme çalışmaları yapıyor. Ümraniye’mizde 6306 sayılı yasaya göre 90 bin kişi kendi yapısıyla dairesiyle alakalı neler yapacağını biliyor. 2012’den beri ise Ümraniye’mizde yaklaşık 3 bin 200 bina -bu da hemen hemen 12 bine yakın bağımsız bölüme tekabül ediyor- yenilenmiş oldu. Ümraniye’nin 1999’dan önce yapılan bina stokunun şu anda yüzde 65’i depreme dayanıklı şekilde yenilenmiş durumda. 2012’den beri de Ümraniye’mizde vatandaşlarımıza 70 milyona yakın kira ödemesi yapıldı. Devam eden binaların da kira ödemesi yapılıyor. Bir de bizim kentsel dönüşüm kapsamında olan beş büyük mahallemiz var, buraların da yenilenmesi lazım.”

“Kampanya kapsamında 6 bin 226 bağımsız birim için başvuru yapıldı”

İsmet Yıldırım, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı “Yarısı Bizden” Kampanyasına ilçede gösterilen ilgiye değinerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kampanyayla eski, ruhsatlı ya da ruhsata aykırı yapıların depreme dayanıklı şekilde dönüştürülmesi hedefleniyor. Bir binada olan daire sahiplerinin 30 mayısa kadar müracaat etmeleri gerekiyor. Evraklar tamamlandığında üçte iki çoğunluğa ulaşılması lazım. Örneğin 10 dairelik bir binanın maliyeti 10 milyon ise bunun 5 milyonunu vatandaşımız kendisi verecek, 5 milyonu ise devlet tarafından karşılanacak. Vatandaşın ödeme güçlüğü varsa ayrıca kredilendirme yapacak devletimiz. Bu kredilendirme de düşük bir oran olan 0,79 faizle vadeli şekilde olacak. Ayrıca bir yıl da ödemesiz olacak. Kampanya kapsamında Ümraniye’de 6 bin 226 bağımsız birim için başvuru yapıldı ve bu da 25 bin kişiyi etkiliyor. Bunu her devlet yapamaz.”

“Böyle bir imkan, devlet kuşu olarak kimsenin başına konmaz”

Konut sahiplerinin “Yarısı Bizden” kampanyasına mutlaka başvurmalarını isteyen Yıldırım, şunları kaydetti:

“Böyle bir imkan, devlet kuşu olarak kimsenin başına konmaz diye düşünüyorum. Afet riski altındaki bu binalarımızın yenilenmesi için vatandaşlarımızdan ricam aralarında anlaşarak ofislerimize ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı İl Müdürlüğüne müracaatlarını yapsınlar. Şu ana kadar bitirilen ve başvurusu yapılan kentsel dönüşüm çalışmaları tamamlandığında Ümraniye’de daire olarak 220 bin bağımsız bölüm, 30 bin de iş yeri, bir program dahilinde 5 yıl içinde depreme dayanıklı, güvenli konutlar haline gelecek.”

Hekimbaşı’da temeli atılan kentsel dönüşüm alanındaki çalışmalara da değinen Yıldırım, 111 yapıda 178 bağımsız birimin bulunduğu 40 bin metrekarelik alanda, ikisi ticari 20 bloğun inşa çalışmalarının sürdüğünü belirterek, 591’i konut 619 bağımsız birimin tamamlanmasıyla 2 bin 400 vatandaşın güvenli yerleşime sahip olacağını anlattı.

Tuzla’da 20 site kentsel dönüşüm kapsamında yenilenecek 

Tuzla Belediyesinden yapılan açıklamaya göre, 5 bin vatandaşın yaşadığı sitedeki binaların yıkılıp yenilerinin inşa edilmesi hedeflenen proje kapsamında ayrıca 1999 Gölcük Depremi sonrası orta hasarlı olan ve deprem riski taşıyan binaların yıkım çalışmaları devam ediyor.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı, ilçede 10 yılı aşkın süredir deprem dönüşümü için çalışmalar yapıldığını belirtti.

Yazıcı, Van Depremi’nden sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından hayata geçirilen yeni yasaların avantajları ile sürdürdükleri çalışmaların “İlk Evim İlk İş Yerim Projesi” ve “Kentsel Dönüşümde Yarısı Bizden Kampanyası” ile hız kazandığını aktardı.

Tuzla’da 20’den fazla sitenin dönüşümü için karar alındığını ifade eden Yazıcı, rezerv alanlarla ilgili çalışmalar yapıldığını, 10 bine yakın bağımsız bölümle ilgili site sakinleriyle görüşüldüğünü kaydetti.

Başakşehir Ziya Gökalp Mahallesi’nde kentsel dönüşüm başladı

Ziya Gökalp Mahallesi’ndeki 6 blok halinde 426 daire ve 24 ticari üniteden oluşacak Yuvam Başakşehir Evleri’nin temel atma töreni, Başakşehir Belediye Başkanı Yasin Kartoğlu, Başakşehir Kaymakamı Uğur Turan, Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Koordinatör Başhekimi Prof. Dr. Nurettin Yiyit ile bazı AK Parti teşkilatı ile müteahhit firma yöneticileri ve hak sahiplerinin katılımıyla gerçekleşti.

Belediye Başkanı Kartoğlu, törendeki konuşmasında, 60 bin metrekare alanda yükselecek Yuvam Başakşehir Evleri’nin depreme dayanıklı tünel kalıp sistemiyle inşa edeceğini, yeşil alanları, kapalı ve açık otoparklarının yanı sıra ticari alanlarıyla sakinlerine sadece bir evin değil prestijli bir yaşamın da anahtarını sunacaklarını söyledi.

Başakşehir’in dört bir yanında kentsel yenileme çalışmalarının kararlılıkla yürütüldüğünü dile getiren Kartoğlu, projeyle 20 yılı aşkın süredir çözülemeyen konut sorunuyla ilgili ilk adımın atıldığını kaydetti.

Deprem ve doğal afet riskini en aza indirmek için daha titiz davrandıklarını vurgulayan Kartoğlu, şöyle devam etti:

“6 Şubat’ta 11 ili etkileyen depremlerin ardından binaların depreme dayanıklı şekilde yenilenmesi bir kez daha gündeme geldi. Kentsel yenileme çalışmalarını hızlandırmamız gerektiğini bir kez daha anlamış olduk. Kabul etmek zorundayız ki Türkiye fay hattında olan bir ülke. Eğer fay hattındaysak yapılacak tek şey, binaları yenilemek. İstanbul’la ilgili yapılan çalışmalar, bizim depremden sonra direkt gündemimize geldi. İstanbul’da riskli bina oranının yüzde 60 seviyelerinde olması her birimizi çok korkuttu.”

İlçedeki diğer kentsel dönüşüm projeleri

İlçedeki her 100 konuttan 87’sinin depreme karşı güvenli olduğunu bildiren Kartoğlu, “2009’da riskli bina stokumuz yüzde 50’ydi. Riskli bina stoku oranımızı yüzde 50’lerden yüzde 13’e kadar düşürdük. 2 yıl içinde bu oranı yüzde 8’e düşürmeyi hedefliyoruz. En büyük hayalimiz Başakşehir’de riskli binaların tamamının yenilenmesi ve tüm komşularımın evlerinde güvenle yaşamasıdır.” ifadelerini kullandı.

Başakşehir’de riskli ve rezerv yapı alanlarına ilişkin çalışmaların devam ettiğini belirten Kartoğlu, Ziya Gökalp Mahallesi’nde 2, Şahintepe Mahallesi’nde 6, Güvercintepe Mahallesi’nde de 1 olmak üzere toplam 9 kentsel yenileme projesiyle ilgili görüşmeleri tamamladıklarını, inşaat çalışmalarına en kısa zamanda başlamayı hedeflediklerini anlattı.

Kartoğlu, bu sürece tüm mahalle sakinlerinin dahil olmasını isteyerek, riskli binaların hızlıca yenilenmesinin önemini vurguladı.

Kentsel dönüşüm çalışmaları Bağdat Caddesi’nin silüetini değiştirdi

Kadıköy’den başlayıp sahile paralel olarak Maltepe’ye kadar giden 14 kilometre uzunluğundaki Bağdat Caddesi, şehrin en uzun ve eski yerleşim yerleri arasında bulunuyor. Bir dönem konak ve az katlı binaların yer aldığı cadde ve buraya çıkan sokaklar, son yıllarda kentsel dönüşüm çalışmalarıyla çok katlı binaların yükseldiği, inşaat yoğunluğunun arttığı bir bölge haline dönüştü.

Kentsel dönüşüm çalışmaları kapsamında binaların yıkılıp yeniden yapıldığı Bağdat Caddesi ve buraya çıkan sokaklarda, inşaatlar devam ediyor. İş makinelerinin ve hafriyat kamyonlarının yoğun çalışması bölgede, kendine özgü tasarımlarıyla dikkati çeken binaların yerine çok katlı apartmanlar, iş merkezleri ve birbirine benzeyen dış cephe kaplamalı yapılar yükseliyor.

İnşaat çalışmaları nedeniyle bölgedeki trafik düzeni de bozulurken, sokak hayvanları da zarar görüyor.

Hafriyat kamyonları nedeniyle yol ve kaldırımlarda hasarlar oluşurken, araçların inşaat sahalarına giriş çıkışları nedeniyle trafik olumsuz etkileniyor. Duba ve ahşap bariyerlerle bazı sokaklar keyfi olarak trafiğe kapatılırken, kaldırım ve yollara inşaat malzemelerinin koyulması da bölge sakinlerinin tepkisine yol açıyor.

Kadıköy’de Bağdat Caddesi ve çevresinde yaşayan vatandaşlar ve esnaf, kentsel dönüşüm çalışmalarının bölgede yol açtığı değişim ve oluşturduğu sorunlarla ilgili AA muhabirine açıklamalarda bulundu.

“Kentsel dönüşüm yapılmalı ama ortaya çıkan manzaradan memnun değilim”

Suadiye Mahallesi sakinlerinden Betül Akdeniz, bir zamanlar sayfiye yeri gibi olan bölgede herkesin birbirini tanıdığını aktardı.

Nezih, eski bir İstanbul muhiti caddede kentsel dönüşümden kaynaklı nüfusun ve araç sayısının arttığını, bunun bölgenin yapısını da bozduğunu dile getiren Akdeniz, şöyle konuştu:

“Dönüşüm çalışmalarıyla ayrıca bölgede araç sayısı da arttı. Sokağa bir araç bırakıldığında bütün trafik durabiliyor. İnşaat araçları da elbette gerekli ama sokaklar küçük ve park sorunu var. Burası eski İstanbul yerleşim yeriydi, bu kadar inşaatı, nüfusu kaldıramaz. Kentsel dönüşüm yapılmalı ama bu yapılırken ortaya çıkan manzaradan memnun değilim.”

“Kendi araçlarımızla girip çıkamıyoruz”

Bölgede esnaflık yapan Melisa Günay ise inşaat faaliyetleri nedeniyle bazı sorunlarla karşılaştıklarını söyledi.

İnşaat çalışmaların olduğu saatlerde trafik problemi yaşadıklarını belirten Günay, “Trafik olduğu zamanlarda kendi araçlarımızla girip çıkamıyoruz. Ayrıca oluşan gürültü ve inşaat tozu da önemli bir sorun olarak karşımıza çıkıyor.” dedi.

Günay, ayrıca normal araç trafiğinin yanı sıra büyük inşaat araçları nedeniyle sokak hayvanlarının da tehlike altında olduğunu kaydetti.

“İnşaat çalışmalarının erken saatte başlamasına izin verilmemeli”

Esnaf Mustafa Keşoğlugil, kamyon ve hafriyat araçlarının bölgede trafiği tıkamasından şikayet ederek, şöyle konuştu:

“Gürültü, toz, toprak eksik olmuyor. Evimin bulunduğu Çiftehavuzlar’da sabah 07.00’de hafriyat kazısı başladı. Hasta ve yaşlılar var. Hiç olmazsa 09.00’a kadar bıraksalardı da uyusaydık. İnşaat çalışmalarının erken saatte başlamasına izin verilmemeli. Zaman zaman belediye denetliyor ama zabıta gittiğinde çalışmalar tekrar devam ediyor. Kadıköy’de belediye buna engel olamıyor. Evet bu inşaatların yapılması gerekiyor ama kurallara da uyulmalı. Kadıköy’deki bu sıkıntılar herhalde inşaatlar bitene kadar devam edecek.”

Hafriyat ve inşaat araçlarının yüksek tonajlı olması nedeniyle yol ve kaldırımların da zarar gördüğünü anlatan Keşoğlugil, belediyenin yol ve kaldırım tamiratlarını sıkı bir şekilde takip etmesi gerektiğini belirtti.

İki hafta önce yapılan kaldırım zarar gördü

Suadiye ve Kadıköy’de kentsel dönüşüm alanında faaliyet gösteren bir müteahhitlik firması sahibi Mürsel Pusal, binaların yıkımı ve hafriyat çalışmaları sırasında sıkıntı yaşadıklarını dile getirdi.

Bulundukları yerin bir kavşak olması nedeniyle birçok hafriyat kamyonu ve iş makinesinin geçtiğini ve bunun da trafiğe ve yollara zarar verdiğini belirten Pusal, bürokratik işlemlerden dolayı binaların yapım süresinin uzadığını anlattı.

Kentsel dönüşümün beraberinde bazı sorunlar da getirdiğini dile getiren Pusal, “Belediyelerin ruhsat ve diğer izin gerektiren işlem süreçlerini hızlandırması gerekiyor. Bulunduğumuz yerdeki kaldırım henüz iki hafta önce yapıldı. Burada hatalı bir park olduğu için sabahtan bu yana beton mikserleri ve hafriyat araçları kaldırımın üzerinden geçmek zorunda kaldı. Bölgede yeterli bir altyapı da bulunmuyor. Yol ve kaldırımların da genişlemesi gerekiyor. Yeraltı otoparklarıyla park sorunları çözülmeli. Büyükşehir ve ilçe belediyelerinin altyapı sorunlarını çözmesi gerekiyor.” şeklinde konuştu.

Üsküdar kentsel dönüşüm çalışmalarıyla öne çıkıyor

Üsküdar Belediyesinden alınan bilgiye göre, ilçede 6 binin üzerinde yapı, 30 binin üzerinde bağımsız birim dönüştürüldü.

Kirazlıtepe ve Ferah mahallelerinde yer alan “Çamlıca Camii Çevresi Kentsel Dönüşüm Projesi” kapsamında 180 bin 550 metrekare alan 8 Ocak 2018 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla riskli alan ilan edildi.

Toplam 7 parselden oluşan riskli alanda 566 bina ile 1595 bağımsız birim bulunuyordu.

Bu alanda kentsel dönüşüm faaliyetleri Üsküdar Belediyesi, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) koordinasyonunda yapılıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da örnek gösterdiği kentsel dönüşüm projesinin ilk etabında 504 konut ve 47 ticari bağımsız birim; ikinci etapta 706 konut ve 75 ticari bağımsız birim, 1 cami ve 2 lojman; üçüncü etapta ise 666 konut, 20 ticari bağımsız birim, 2 bin 500 araçlık otopark, 24 derslikli okul, bilgi evi, muhtarlık ve aile sağlığı merkezi inşa edilecek.

Projede yer alan toplam 1876 konut ve 142 ticari olmak üzere 2 bin 18 bağımsız birim, okul, cami ve lojmanı, bilgi evi, muhtarlık, aile sağlığı merkezi, parklarıyla birlikte yapılacak.

Zemin üstü 3 kattan oluşan binaların yatay mimari modeliyle inşa edildiği, yerinde ve gönüllü dönüşüm örneği sergilenen projede, bütün bağımsız birimler hak sahiplerinin olacak.

Mahalle dokusunun korunması için yapılar duvarla çevrilmezken eski binalarının olduğu yerden bağımsız birimlerini alan hak sahiplerinin komşuluk ilişkilerinin sürdürülmesi hedefleniyor.

İlk etapta çalışmaları tamamlanan bağımsız birimler hak sahiplerine teslim edildi, 2. ve 3. etapların ise yıl sonuna kadar bitirilmesi öngörülüyor.

Dört mahallede devam eden proje

Vatandaşın talebi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatıyla Küplüce, Kirazlıtepe, Ferah ve Mehmet Akif Ersoy mahallelerinde yaklaşık 525 bin metrekare alan söz konusu projeye dahil edildi.

Belirlenen yeni sınırlarda 1218 bina ve 5 bin 31 bağımsız birim bulunuyor.

Bu alanın tamamında hak sahiplerinin tespitinin hızla tamamlanmasının ardından uzlaşma ve anlaşma süreçlerine geçildi.

Kentsel dönüşüm uygulaması için gerekli 3’te 2 çoğunluğun sağlandığı 1151 ada rezerv alan ilan edilerek tahliye ve yıkım süreçlerine başlandı.

Uygulama çalışmalarına başlanan 85 bin 221 metrekare yüz ölçümüne sahip alandaki toplam 137 bina ile 546 bağımsız birim yıkıldı. Emlak Konut tarafından 2 etap halinde yapılan alanda toplam 50 blokta 1116 konut ile 37 ticari ile toplam 1153 bağımsız birim inşa edilecek. Bu alandaki çalışmaların 2024’de tamamlanması hedefleniyor.

Burhaniye Kentsel Dönüşüm Projesi

İlçedeki “Burhaniye Kentsel Dönüşüm Projesi” kapsamında ise 11 bin 264 metrekare yüz ölçümlü, 725 Ada, 29 ve 30 parseller üzerinde 10 bina ile 53 bağımsız birim bulunuyor.

Burhaniye Mahallesi’ndeki yerler, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca rezerv alan ilan edildi. Bu rezerv alanda da 3’te 2 çoğunluk sağlanarak 9 blok, 124 bağımsız birim inşa edilecek.

Hak sahipleriyle uzlaşma, yapıların tahliye ve yıkım süreçleriyle ilgili işlemler devam ediyor.

Silivri depreminde hasar alan 11 bloklu site dönüştürülüyor

26 Eylül 2019’da meydana gelen Silivri merkezli 5,8 şiddetindeki depremde bir bloku ağır hasar gören Kandilli Özevim Sitesi de kentsel dönüşüm projesi kapsamında yenileniyor.

Kandilli Mahallesi’ndeki sitenin Asma Sokak 35 numarada kayıtlı 7’nci blokunun ağır hasarlı tespit edilmesi ile yasal işlemlerin ardından tahliye ve yıkım süreçlerine geçildi.

Özevim Sitesi bünyesindeki diğer 10 blok incelenerek riskli yapı tespitleri gerçekleştirildi. Ardından 11 bina, 258 bağımsız birimin tahliye ve yıkım süreçleri tamamlandı. 937 ada 3 ve 8 parseller üzerinde bulunan, toplam 15 bin 869 metrekare alana sahip taşınmaz rezerv alan ilan edildi.

Rezerv alan ilan edilen taşınmazın zemin etüt ve proje çalışmaları tamamlanıp TOKİ Başkanlığınca kentsel dönüşüm uygulama ihalesi yapıldı. İnşaat faaliyetlerine başlanan alanda, kentsel dönüşüm uygulamasıyla tamamı hak sahiplerine ait olacak şekilde 11 blokta 293 konut üretiliyor. Özevim Sitesi’nin dönüşümünün 2024’ün sonuna doğru tamamlanması öngörülüyor.

Kolonları çatlayan, balkonları çöken 10 bloklu site

Üsküdar’daki bir diğer kentsel dönüşüm alanı Bulgurlu Mahallesi’nde bulunan Altınköy 2 Sitesi olarak belirlendi.

A9 blok bodrum kat kolonlarında derin çatlaklar olduğu, pas paylarının döküldüğü, donatılarının korozyona uğradığı ve deprem anında oluşacak kuvvetleri karşılayamayacağı tespiti üzerine tehlike arz eden taşınmazla ilgili işlemler Üsküdar Belediyesince yapıldı. Burada da riskli yapı tespit edilip yıkıldı.

Aynı sitedeki 6’ıncı blokta 5 Nisan 2021’da balkon çökmesi üzerine belediye tarafından yapı mahallindeki incelemeler neticesinde parseldeki binaların “yıkılmaya ve çökmeye meyilli” olduğu tespit edildi. Olası can ve mal kaybını önlemek adına hızla tahliye işlemleriyle riskli yapı tespitleri gerçekleştirildi. Daha sonra sitedeki 10 bina, 320 bağımsız birimin tahliye ve yıkım süreçleri tamamlandı. 91 ada 5 parsel sayılı, toplam 10 bin 774 metrekare alana sahip taşınmaz rezerv alanı ilan edildi.

Böylece taşınmazın, zemin etüt ve proje çalışmaları tamamlanarak Emlak Konut tarafından kentsel dönüşüm uygulama ihalesinin ardından inşaata başlandı. Tamamı hak sahiplerine ait olacak şekilde 10 blokta 320 konut üretilen Altınköy 2 Sitesi’nde devam eden çalışmaların 2024’ün sonuna doğru bitirilmesi hedefleniyor.

Patlama meydana gelen bina

Valide-i Atik Mahallesi Abacıdede Sokak’ta, 232 ada, 32 parselli, ikinci katında 7 Şubat 2022’de patlama meydana gelen bina kentsel dönüşüm kapsamına alındı.

Patlama sonucunda taşıyıcı sistemi ağır hasar alan binanın tahliye ve yıkım süreçleri aynı gün hızla gerçekleştirildi. Patlamanın olduğu gün binanın raporları düzenlenirken 13 bağımsız bölümü bulunan yapı alanında zemin etüt çalışmalarıyla birlikte proje çalışmaları gerçekleştirildi.

Emlak Konut tarafından kentsel dönüşüm uygulamasına başlanan binanın bu yılın içerisinde tamamlanarak hak sahiplerine teslim edilmesi planlanıyor.

Belediyenin öz kaynaklarıyla yürüttüğü çalışmalar

Erguvan Evleri Projesi ise sosyal imkanları ve proje konsepti bakımından Üsküdar Belediyesinin öz kaynaklarıyla yapılan örnek bir proje olarak biliniyor.

Toplam 36 yapı, 90 bağımsız birimi yıkılan Erguvan Evleri Projesi tamamlanırken 13 bina, 336 konut hak sahiplerine teslim edildi.

İlçe belediyesinin öz kaynaklarıyla yürüttüğü diğer kentsel dönüşüm çalışmaları Yavuztürk Mahallesi’nde 3 adada gerçekleştiriliyor.

Hisseli parsel statüsünde olan 3 bin 289 metrekare alanda tüm maliklerle anlaşma sağlanarak yapılar tahliye edilip yıkıldı. Çalışmalara başlanan bu kentsel dönüşüm projesi kapsamında 3 blok, 72 bağımsız birim üretilecek. Projenin gelecek yıl içinde tamamlanması hedefleniyor.

1640 adada hisseli parsel statüsünde olan 3 bin metrekare alanda da tüm maliklerle anlaşma sağlanarak yapıların tahliye ve yıkımı tamamlandı. Yıl sonuna kadar tamamlanması hedeflenen bu proje kapsamında da 3 blok ve 73 bağımsız birim inşa edilecek.

Aynı mahallede, 1027 adada ve 1266 metrekare alanda tüm maliklerle anlaşma sağlanarak yapıların tahliye ve yıkımı gerçekleştirildi. 2024’te tamamlanması planlanan bu proje kapsamında 2 blok, 43 bağımsız birim üretilecek.

Kentsel dönüşümü bekleyenlere geçici konutlar da yapıldı

Kentsel dönüşüme giren alanlardaki vatandaşların geçici konut ihtiyacını karşılamak için de Üsküdar’da 5 blok, 173 konut, 8 ticari bağımsız birim inşa edildi.

“Depo konut alanı” olarak adlandırılan proje kapsamında 29 bağımsız birim, 6 Şubat’ta meydana gelen Kahramanmaraş merkezli 11 ili etkileyen depremlerde evsiz kalanların geçici konut ihtiyacını karşılamak için kullanılıyor.

Vatandaş beğendi, Cumhurbaşkanı Erdoğan talimat verdi

Üsküdar Belediyesi Kentsel Dönüşüm Müdürü Bayram Kaya, AA muhabirine “Çamlıca Camii Çevresi Kentsel Dönüşüm Projesi” alanında yaptığı açıklamada, 6306 sayılı kanun kapsamında “riskli alan”, “rezerv yapı alanı” ve “riskli yapı” şeklinde uygulamalar yapılabildiğini söyledi.

“Çamlıca Camii Çevresi Kentsel Dönüşüm Projesi” alanının da “rezerv yapı alanı” olduğunu belirten Kaya, “Cumhurbaşkanımızın deprem bölgesine örnek olarak gösterdiği projemiz burası. Bu projenin beğenilmesi ve vatandaşların talebi üzerine Cumhurbaşkanımız dönüşüm faaliyetlerinin başlaması için talimatlarını vermişti. Emlak Konut ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığıyla birlikte süreçleri yürütüyoruz. Bununla birlikte riskli yapı ve farklı alanlarda rezerv yapı alanlarımız var. Uygulamalarımız tüm hızıyla devam ediyor.” dedi.

Kaya, Silivri merkezli depremin ardından İstanbul’da kentsel dönüşümün ivme kazandığını, Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından başvurularda artış olduğunu dile getirdi.

Bu acı felaketten sonra vatandaşların depremin sıcaklığıyla taraflarına çokça müracaatlar yaptığına dikkati çeken Kaya, “Gelin binamızı inceleyin, dönüştürelim, gibi talepler arttı. Biz de saha çalışmalarını hızlandırdık. Lisanslı kuruluşlarla yaptığımız görüşmelerde onlarda da ciddi bir iş artışı görüyoruz. Şu an bir ivme kazanmış durumda. Beklenen bir İstanbul depremi var. İnşallah ona hazırlıklı bir şekilde binalarımızı güvenli hale getiririz.” şeklinde konuştu.

Bahçelievler’de 1999 öncesinde yapılan binaların yüzde 35’i yenilendi

Bahçelievler Belediye Başkanı Hakan Bahadır, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kentsel dönüşüme çok önem verdiklerini belirtti.

2019 yılında Silivri açıklarındaki depremin ardından birkaç gün uyuyamadığını dile getiren Bahadır, “Bunun ardından belediyedeki arkadaşlarımızla oturduk ve konuştuk. Bahçelievler’de çok iyi yapılaşma olmamış. Ben bunda da suçlu aramıyorum. Bu sorun İstanbul’un her yerinde var.” diye konuştu.

Bahadır, belediye olarak aldıkları kararla plan notlarında bazı değişikliklere gittiklerini, imar müdürlüğünün kentsel dönüşüm şefliğini kentsel dönüşüm müdürlüğüne çevirerek, giriş katta hizmete başlattıklarını anlattı.

Böylece vatandaşların belediyeye girdiğinde karşılarında kentsel dönüşüm tabelasını görmesini amaçladıklarına dikkati çeken Bahadır, “Burada insanlara kentsel dönüşüm bilincini oluşturmayı amaçladık. Bunun yanında ilçe genelinde 4 tane kentsel dönüşüm ofisi açtık. Burada da amacımız vatandaş okula, evine, işine, kahveye, camiye giderken görsün, ‘Benim arsam, evim, kötü bir binam var. Ne yapmam, ne etmem lazım?’ diye sorsun.” ifadelerini kullandı.

Bahadır, Bahçelievler’de insanlara kentsel dönüşüm bilincini vermede gayet başarılı olduklarının altını çizerek, şöyle devam etti:

“Bakış açımız ‘Çürük evde oturma, sağlam ama küçük evde otur.’ Bunun için bu sistemleri başlattık, plan notlarını değiştirdik. Bizim 11 mahallemiz var, 11 mahallemizin 10 mahallesinde toplamda birleşmeler olduğu halde daha fazla kat artışı ve metrekare artışı verdik. Yüzde 15 metrekare artışı sağladık. Örneğin apartman 1000 metrekare ise 1150 metrekare yapma. Bitişik nizam olan bölgede 1150 metrekare sığmıyor diyelim. O zaman bir yukarı, bir yukarı çıkma hakkı verdik, 10 kata kadar çıkma hakkını verdik. Mesela Merkez Mahallesi’nde bunu veremedik. Çünkü orada Bakırköy ile beraber, mevzi imar planı diye planlar var. Değişmesi 7 ile 8 yılı bulur. Bizim o kadar vaktimiz yok. Orada da yüzde 10’u bulan bir metrekare artışı verdik. Orada kat artışı veremiyoruz.”

İnsanlara kentsel dönüşüm için adeta yalvardıklarını, “Gelin çürük evde oturmayın, küçük de olsa sağlam binada oturun.” dediklerini aktaran Bahadır, “Şu anda amacım sadece insanları çürük, depreme dayanıksız evden, daha doğrusu ölümden, yaralanmaktan, ezilmekten, sakat kalmaktan kurtarıp sağlam bir yerde oturtabilmek. Ayrıca İstanbul’da ‘Yarısı Bizden’ kampanyasına en çok başvuru bizim ilçemizden oldu. Vatandaşımıza, ‘Yarısı Bizden kampanyasına başvurdunuz, gelin, bir an önce kentsel dönüşüme binalarınızı sokun’ diyoruz.” ifadelerini kullandı.

Bahadır, kentsel dönüşümde yetkili kurumların elinden geleni yaptığını ancak vatandaşın çürük evini devletin ve belediyenin almasını, kendisine sıfır, aynı büyüklükte, otoparklı ve havuzlu bir yer yapmasını beklediğini kaydetti.

Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir durumun olmadığının altını çizen Bahadır, vatandaşların birleşmesinin kentsel dönüşümde çok önemli olduğunu söyledi.

“Acil dönüştürülmesi gereken bina sayımızda 150 civarında”

Devletin kentsel dönüşüm için kiradan taşınma yardımına kadar her türlü desteği vatandaşa verdiğini dile getiren Bahadır, “Bahçelievler’de 1999 yılından önceki binaların yaklaşık yüzde 35’i yenilendi. İlçede 23 bine yakın binamız var. Yaklaşık 8 bin 900’ü yenilendi. Acil dönüştürülmesi gereken bina sayımızda 150 civarında.” değerlendirmesini yaptı.

Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremlerinin ardından belediyenin çağrı merkezini vatandaşlarını yoğun bir şekilde aradığını ve 4 bin müracaatın olduğunu aktaran Bahadır, “Biz de arkadaşlarımızla ekip kurduk. Onlara gerekli cihazları verdik. Her binaya 2 kişi komisyon halinde gidip baktılar, gerekli raporları sundular.” diye konuştu.

Sancaktepe’de kentsel dönüşüm için her binanın MR’ı çekildi

Sancaktepe’de, Akpınar Mahallesi Eriklipınar mevkii, Fatih Mahallesi Maltepe Cezaevi önü, Mevlana Mahallesi Öztepe mevkii, Osmangazi Mahallesi Tavşantepe mevkii, Yenidoğan Mahallesi Hilal Rezerv Yapı Alanı ve Yenidoğan olmak üzere 6 bölgede kentsel dönüşüm çalışmaları devam ediyor.

Sancaktepe Belediye Başkanı Şeyma Döğücü, AA muhabirine yaptığı açıklamada, depremle alakalı afet eylem planı hazırladıklarını söyledi.

Kentsel Dönüşüm Strateji Belgesi üzerinde de yoğun çalışmalar gerçekleştirdiklerini ifade eden Döğücü, bu kapsamda Sancaktepe’de toplam 35 bin 500 bina ve 172 bin 530 bağımsız bölüm bulunduğunu anlattı.

Döğücü, bütün veriler üzerinde tek tek çalışıldığını ifade ederek, “Her binanın MR’ı çekildi. İlçemizin şu anda kentsel dönüşümle ilgili ne yapılması gerektiği, hangi binanın yapı stoklarının ne durumda olduğu hepsi belirlenmiş, Bakanlığımıza sunulmuş durumda. Dolayısıyla buralarda neler yapılacağıyla ilgili önerilerimizi de belirledik.” diye konuştu.

İlçede yapılan çalışmalarda 8 sıkıntılı bölge belirlendiğine dikkati çeken Döğücü, bunlarda da mülkiyet problemlerinin bulunduğunu dile getirdi.

Döğücü, “Bunların büyük bir bölümünü biz tamamladık, tapularını teslim ettik. Ama üçüncü şahıslar, tapusu bir başkasında görünüp ama üzerinde oturanların başkaları olduğu yerlerle ilgili çalışmalarımız var. Buralarla ilgili de bakanlığımızla yakın çalışıyoruz. Fatih Mahallemizdeki çalılık bölgemiz rezerv alan ilan edilerek tapular hak sahiplerine teslim edildi ve şu anda orada dönüşümler başlıyor.” ifadelerini kullandı.

Dönüşüm çalışmalarını yaparken plan notlarını da kolaylaştırdıklarını vurgulayan Döğücü, ifraz şartı için 750 metrekare şartı olduğunu ancak bunu rahatlattıklarını kaydetti.

Sancaktepe Belediye Başkanı Döğücü, dere boylarındaki yerlerle alakalı çalışmaları eski yoğunluğunu koruyabilecek kolaylığa getirdiklerini dile getirdi.

Vatandaşların oturulamayacak haldeki evlerini yıkıp bir an evvel yenisini yapabilmeleri için çalıştıklarının altını çizen Döğücü, “Bundan sonra hızlı bir şekilde bu dönüşümün yapılacağına inanıyoruz. İlçemizde toplu konutlarla alakalı bir 60 dönümlük yerimiz var. Bakanlığımızla orayı konuştuk. Oraya bir sosyal konut projemiz de var. Hemen hemen 1500’e yakın sosyal konutumuzu oraya yapacağız.” dedi.

İlçede 3 bin 12 riskli bina var

Depreme hazırlık yapılabilecek alanlarda mümkün olduğu kadar tüm çalışmaları yaptıklarına işaret eden Döğücü, şunları kaydetti:

“Akpınar Mahallesi Eriklipınar mevkii, Fatih Mahallesi Maltepe Cezaevi önü, Mevlana Mahallesi Öztepe mevkii, Osmangazi Mahallesi Tavşantepe mevkii, Yenidoğan Mahallesi Hilal Rezerv Yapı Alanı ve Yenidoğan’da oluşan bölgelerimiz var. Mesela Akpınar Mahallesi Eriklipınar mevkii 397 bin 811 metrekare yüz ölçümü olan bir yer. Burada tapu sahipleriyle inşaat alanlarını belirledik. Onların dağıtımını yapıyoruz. Mevlana Mahallemizde yine Öztepe mevkiimiz var. Bunların hepsinde oturanlar ayrı, tapu sahipleri ayrı. Sorun oradan kaynaklanıyor. Bu şekilde olan yerlerimiz var. Buraları rezerv alanlar ilan ederek veya transferlerini yaparak bakanlığımızla birlikte tamamlayacağımıza inanıyoruz ve bunu yapmamız lazım. Kentsel Dönüşüm Strateji Belgemiz kapsamında belirlediğimiz, tespit edilen 3 bin 12 adet binamız yani 10 bin 650 adet bağımsız bölümümüz riskli yapı ve bunların yenilenmesi gerekiyor.”

Zeytinburnu’nda plan notlarıyla örnek kentsel dönüşüm süreci yaşanıyor

Zeytinburnu Belediyesinin hazırladığı dönüşümü kolaylaştırıcı düzenlemelerin desteklediği imar plan notu ve vatandaşların başvurabildiği Kentsel Dönüşüm Danışma Merkezi ile örnek bir süreç yaşanıyor.

Zeytinburnu Belediye Başkanı Ömer Arısoy, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 2019’daki yerel seçimlerinde göreve gelmelerinin hemen ardından yapılan meclis toplantısında Kentsel Dönüşüm Müdürlüğü birimini oluşturup çalışmalara başladıklarını söyledi.

Bu konuda attıkları büyük bir adımın da Kasım 2021’de yürürlüğe giren kentsel dönüşüme yönelik imar plan notları olduğunu belirten Arısoy, “Meclisten geçirdiğimiz imar plan notu, Zeytinburnu’ndaki dönüşümün önündeki engelleri hafifletmek üzere birçok ilçeye de model ve örnek olmuş çalışma. Bu çalışma, Zeytinburnu’nda teşviki iki parselin birleşmesinden başlayıp 500 metre kareye kadar olan parsellerde yüzde 15, sonrasında parsel birleşmelerine bağlı olarak yüzde 20, 25, 30 ve en son 3 bin metrekare ve daha fazlası için yüzde 35 imar artışı getiren bir düzenlemeydi. Ayrıca imar hakkı transferi, imar kayıplarını revize eden ve gideren büyük bir çalışmaydı.” diye konuştu.

Plan notundan sonra 2022’de son 5 yılın en yüksek ruhsat verme sayısına ulaştıklarını dile getiren Arısoy, Zeytinburnu’nda Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ve TOKİ eliyle yürüyen çalışmaların devam ettiğini anlattı.

İlçede süren kentsel dönüşüm çalışmalarından bahseden Arısoy, “Beştelsiz Kentsel Dönüşüm Projesi, Telsiz Kentsel Dönüşüm Projesi ve en son geçen hafta tahliyesine başladığımız Arnavut Mahallesi’nde önemli çalışmalar yürütülüyor. Bunlarla beraber Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ve TOKİ işbirliğiyle doğrudan veya bizim plan sorunlarını çözerek hak sahipleri tarafından kendiliğinden yıkılıp yeniden yapılanlarla birlikte bugüne kadar 3 bin konuta yakın dönüşüm sağlandı.” ifadelerini kullandı.

“Dönüştürdüğümüz her binaya zafer olarak bakıyoruz”

Zeytinburnulu vatandaşların 6 Şubat’taki Kahramanmaraş merkezli depremlerden sonra kentsel dönüşüme yoğun ilgi gösterdiğine dikkati çeken Arısoy, bu kapsamda Kentsel Dönüşüm Danışma Merkezi’ni hayata geçirdiklerini dile getirdi.

Arısoy, merkeze gelen vatandaşların haklarını, sorumluluklarını, binasını nasıl dönüştürebileceğini, sayısal verilerle yıkıp yeniden yaptığında nasıl bir bina ortaya çıkacağını öğrenebildiğini belirtti.

Merkezin kentsel dönüşüm çalışmaları tamamlanana kadar hizmet vermeye devam edeceğini anlatan Arısoy, şöyle devam etti:

“Parsel bazlı veya birleşerek ada bazlı dönüştürdüğümüz her binaya zafer olarak bakıyoruz. Hemşehrilerimizin ilgisi bu zamana kadar çok güzel gidiyor. Parsel bazlı bina yenilenmelerinde biraz önce bahsettiğim kentsel dönüşüm imar planı notları sayesinde çatı arası piyesini tama dönüştürmek veya iki parselin birleşmesinden başlayıp 750 metrekareyi bulması halinde 14 kata kadar imar izni veren bir çalışmayla kendiliğinden ve yerinde dönüşümü teşvik etmeye çalışıyoruz. Bu zamana kadar iyi mesafe aldık ama hepinizin bildiği gibi bu konuda uzlaşmak oldukça zor. Hemşerilerimize her türlü desteği vermeye devam ediyoruz.”

Zeytinburnu’nda 15 bine yakın bina bulunduğunu dile getiren Arısoy, bunların büyük kısmının 2000 yılı sonrası yenilendiğini ancak dönüştürmeleri gereken çok sayıda binanın olduğunu söyledi.

“Son bina dönüşene kadar gayretlerimiz sürecek”

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının yürüttüğü “Yarısı Bizden” kampanyası kapsamında ilçede yaklaşık 6 bin başvuru olduğunun altını çizen Arısoy, bu kampanyanın cumhuriyet tarihinin en büyük teşviki olduğunu belirtti.

Arısoy, Kentsel Dönüşüm Kanunu ile kira yardımı, ruhsat ve iskan harçlarından muafiyet gibi unsurların daha önce de olduğuna dikkati çekerek, “Bizim hemşerilerimizden tekrar ricamız kendi binalarını dönüştürmek üzere mutlaka komşularıyla uzlaşsınlar. Mutlaka üçte iki çoğunluğu sağlasınlar. Kentsel Dönüşüm Danışma Merkezimiz, bina bazlı veya ada bazlı dönüşüm için her tür desteği veriyor. İnşallah son depreme karşı, dönüştürülmesi gereken son bina dönüşene kadar bu konudaki gayretlerimiz sürecek.” diye konuştu.

Olası bir depreme karşı daha hızlı hareket etmeleri gerektiğini belirten Arısoy, teşvikler sonrası vatandaşlardan şartları zorlamalarını istedi.

Arısoy, hayat mekanları olan evleri dönüştürmenin herkesin borcu olduğunu dile getirerek, “Devletimiz, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımız ile Zeytinburnu Belediyesi olarak el birliğiyle bütün imkanları seferber ettik. Şimdi artık hemşerilerimizin şartları olabildiği kadar zorlayarak binalarını dönüştürmek için adım atmalarını bekliyoruz. Belli bir mesafe aldık ama daha çok hızlanmamız lazım. Hemşehrilerimizin daha çok uzlaşmaya ihtiyacı var.” diye konuştu.

Ataşehir Belediyesi kentsel dönüşümü risk değerlendirme bürosuyla hızlandıracak

İlçe statüsüne 2008 yılında kavuşan Ataşehir, İstanbul’un hızlı gelişen ve yüksek katlı binaların hakim olduğu bölge olarak biliniyor.

Ataşehir Belediyesinden alınan bilgiye göre, 6 Şubat’ta meydana gelen toplam 11 ili etkileyen depremlerin ardından ilçe sakinleri binalarının riskli olup olmadığına ilişkin sorularını artırdı. Belediyeye yıkım ruhsatı alabilmek için yapılan müracaat sayısı yüzde 150 arttı. Belediye tarafından verilen riskli yapı onayları da 2,5 kat arttı.

Bölgede birçok riskli ve rezerv yapı alanı var

İlçede Örnek, Esatpaşa, Barbaros, İçerenköy, İnönü, Yenişehir ile Yenisahra mahalleleri gibi birçok bölgede riskli ve rezerv yapı alanları bulunuyor. Bu mahallelerde vatandaşın kaygılarını dinlemek ve yol göstermek amacıyla Ataşehir Belediyesi ekiplerince 6 Şubat sonrasında bilgilendirme toplantıları yapıldı.

Binalarının riskli olup olmadığına dair bilgi almak, güçlendirme ve yenileme işlemlerini yaptırmak isteyen Ataşehirlilerin kentsel dönüşüm taleplerindeki yoğunluk nedeniyle Ataşehir Belediyesi Kentsel Dönüşüm Müdürlüğü bünyesinde Risk Değerlendirme Bürosu kuruldu.

Bu sayede İstanbul Büyükşehir Belediyesinin (İBB) ön inceleme işlemleri, Ataşehir Belediyesi tarafından da yapılarak ortaya çıkan işlem yoğunluğunun azaltılması ve sürecin hızlandırılması hedeflendi.

Ağustos ayında ücretsiz uygulanmaya başlanacak ön inceleme çalışmaları neticesinde riskli yapılar tespit edilip karot alınması önerilecek. Vatandaşların İBB’ye yaptıkları başvuruların ardından 10 kata kadar yüksek yapılar, ilçe belediyesi ekiplerince yerinde incelenecek. İBB’de imar planı çalışmaları devam eden İçerenköy, Mustafa Kemal, Aşık Veysel, Yeni Çamlıca, Mimar Sinan ve Mevlana mahallelerinin planlarının tamamlanması halinde bölgedeki riskli yapıların dönüşümü daha da hızlanacak.

Bakanlığın kentsel dönüşüm toplantıları takip ediliyor

Ataşehir Belediyesi ekipleri, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının kentsel dönüşüm çalışmalarını desteklemek için yaptığı kanun ve yönetmelik değişiklikleriyle ilgili toplantıları da takip ediyor.

Ankara ve İstanbul’da gerçekleşen toplantılara katılan Belediye Başkan Yardımcısı Cenan Arslan, bu toplantılarda alınan kararlar neticesinde mevzuatlarda yapılacak değişiklikler sayesinde İstanbul ve Ataşehir’deki kentsel dönüşüm çalışmalarının artacağını belirtti.

“İstanbul artık yeniden yapılanmalı”

Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi ise kentte meydana gelebilecek deprem riskine karşı tüm devlet kurumlarının halkla el ele verip kentsel dönüşüm çalışmalarına öncelik gösterilmesi gerektiğini dile getirdi.

İlçenin yeniden yapılanması için göreve başladıkları ilk günden itibaren çalıştıklarını ifade eden İlgezdi, “İstanbul artık yeniden yapılanmalı. Kentsel dönüşümü ne kadar hızlı ve iyi yapabilirsek, evlerimizde o kadar rahat ve huzur içinde uyuruz.” ifadelerini kullandı.

Çekmeköy Belediyesi “devlete yük olmadan” eski binaları yerinde dönüştürüyor

2009 yılında ilçe olan İstanbul’un yeni ilçelerinden Çekmeköy’de bina stoku, çoğunlukla yakın zamanda inşa edilmiş yapılardan oluşuyor. Eski kooperatif yapıları ise kentsel dönüşüm projesi kapsamında yenileniyor.

Çekmeköy Belediyesinden alınan bilgiye göre, ilçedeki 22 bin 893 binanın yüzde 23’ü 2000 yılından önce, yüzde 77’si 2000 yılından sonra inşa edilmiş yapılardan oluşuyor.

İlçedeki binaların yüzde 72’sinin 1-4 katlı, yüzde 26’sının 5-8 katlı, yüzde 2’sinin ise 9-12 katlı olduğu biliniyor.

Yapıların 89,95’i betonarme, yüzde 0,3’ü prefabrik, yüzde 0,05’i çelik, yüzde 0,2’si yığma, yüzde 8,5’i ahşap, yüzde 1’i de tünel kalıp sistemiyle inşa edildi.

Riskli yapılar 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun kapsamında maliklerin başvurusu üzerine kentsel dönüşüme alınıyor. Kentsel dönüşümden faydalanmak isteyen vatandaşların anlaştıkları müteahhitlerle belediyeye başvurmalarının ardından binalarının yeniden inşa sürecine başlanıyor.

Çekmeköy’de son 10 yılda 2 bin 846 bina riskli yapı olarak tespit edildi. Bu binaların 2 bin 764’ü yıkıldı, 89 yapının süreçleri devam ediyor.

Toplam 545 bina ise riskli yapı sürecine dahil olmadan taşınmaz sahiplerinin müteahhitlerle anlaşması sonucu yıkılıp dönüşüme dahil oldu. Bu yapılarla birlikte son 10 yılda toplam 3 bin 309 bina yıkıldı ve yeniden yapım sürecine girdi. Ayrıca deprem yönetmeliklerine uyan 7 bin 954 binaya da yapım ruhsatı verildi.

İmar ve mülkiyet sorunları çözüldü

İlçedeki kentsel dönüşüm çalışmalarını AA muhabirine anlatan Çekmeköy Belediye Başkan Yardımcısı Ömer Yazıcı, ilçenin belde belediyelerinin 2009 yılında kapatılmasıyla kurulan yeni ilçelerinden biri olduğunu söyledi.

Yazıcı, 141 kilometrekare alanıyla İstanbul’un Anadolu Yakası’nda yüz ölçümü en büyük üçüncü ilçe olan Çekmeköy’ün 17’si mahalle, 4’ü köy statüsünde olmak üzere 21 mahalleden oluştuğunu ve yaklaşık 296 bin nüfusa sahip olduğunu belirtti.

Toplam 11 ili etkileyen 6 Şubat’taki depremlerin ardından kentsel dönüşümün öneminin bir kez daha gündeme geldiğine dikkati çeken Yazıcı, ilçelerinde bu çalışmalara hız verildiğini ifade etti.

İmar ve mülkiyet sorunlarını çözmüş bir ilçe olduklarını anlatan Yazıcı, “2009 yılından bugüne dek biz ne TOKİ ne de buna benzer bir devlet kurumuna yük olmadan, yapılan imar planlarıyla ve vatandaşın kendi teveccühüyle ‘yerinde dönüşüm’ dediğimiz, depreme dayanıklı olmayan eski binaların yenilenmesini sağladık. Yaklaşık 2 bin 850 bina yıkılarak yenilendi. Bunların içerisinde 950 ticarethane, 8 bin 800 daire var. Ticarethanelerle beraber 9 bin 750 hanemiz, 14 yıllık periyotta yıkılarak daha modern, gerek yönetmelik ve kanunlara uygun gerekse daha ergonomik şartlarda yenilendi. İnsanların huzurlu bir şekilde ailesiyle oturacağı, depreme dayanıklı yapılaşmanın sağlanması gerçekleşmiş oldu.” diye konuştu.

“Binanın ömrü boyunca müktesebat kabul edilmesi”

Yazıcı, 2009 öncesi toplu konut projelerinin kooperatif zihniyetiyle yapıldığını, ilçenin merkezini oluşturan 5 mahallenin de çoğunlukla bu şekilde kooperatiflerce inşa edilmiş bölge olduğunu belirten Yazıcı, şöyle devam etti:

“Bu bölgede eski dönemde yapılan ruhsatlı binalar vardı. Bugün yıksalar aynısını yapamayacağı gerekçesiyle insanlar buna tevessül etmiyordu. Belediye Başkanımız Ahmet Poyraz’ın talimatıyla 2,5 yıl önce başladığımız bir işlem vardı. Bu da insanlar kurumlardan bir yapı ruhsatı aldığında bu ruhsat doğrultusunda yapılmış olan bir binanın ömrü boyunca müktesebat kabul edilmesi. Yani binaların eskiyip modernize olmak için yenilenmesi gerekli olduğunda aynı haktan ne artış ne de azalma olması. Bu minvalde bir çalışma başlatıp bizim Belediye Meclisi’nden geçtikten sonra Büyükşehir’den onaylattık. Bu onaylattığımız işlem diğer 38 ilçenin plan notlarına da emsal teşkil edip onlara da eklendi. Vatandaşlar binaları eski olduğunda, inşaat alanında bir azalma olmamasından dolayı daha rahat müteahhit firmalarla anlaştı, depreme dayanıklı olmayan binaların yenilenmesiyle ilgili bir ivme kazanılmış oldu.”

Eski sitelerde açık hava toplantıları yapıldı

İlçede 2002 öncesi yapılmış kentsel dönüşüme girebilecek 33 sitede açık hava toplantıları yaptıklarını aktaran Yazıcı, yaklaşık 258 blok ve 60 bin 540 bağımsız birimden oluşan bu sitelerde 21 bin nüfusun yaşadığını bildirdi.

Yazıcı, riskli yapılarda oturan insanları ziyaret edip, binalarının performans analizlerinin yaptırılması konusunda anlatımda bulunduklarını, incelemelerin ardından da riskli görülen binaların hak sahiplerinin isteğiyle yıkılıp yeniden yapıldığını sözlerine ekledi.

Anadolu Ajansı