Ulusal Akif Haber- Sorumlu Yazı işleri Müdürü- Mehmet Toprak
7595 sayılı “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” ile birlikte süreç yeni bir hukuki çerçeveye kavuşmuş, TBMM’de 467 oyla kabul edilen düzenleme 18 Ağustos 2026 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Öncelik Türkiye’nin bütünlüğüdür
Terörsüz Türkiye hedefinin başarısı, her şeyden önce Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısının, egemenlik haklarının ve anayasal düzeninin korunmasıyla mümkündür.
Bu süreçte devletin güvenliği ile demokratik özgürlüklerin, hukuk ile kamu düzeninin ve devletin gücü ile millet iradesinin birbirinin alternatifi olarak görülmemesi gerekir. Güçlü devlet ile güçlü demokrasi birbirini tamamlayan unsurlardır.
Bu nedenle Türkiye’nin önündeki hedef, terörü sona erdirirken hukuk devletini ve toplumsal bütünleşmeyi güçlendiren bir düzen kurabilmektir.
Yeni kanun da belirli şartlara bağlı, geçici ve istisnai hukuki mekanizmalar öngörmektedir. Düzenlemenin genel af niteliğinde olmadığı, mevcut soruşturma, kovuşturma ve mahkûmiyetlerin hukuki sonuçlarını koruduğu açıkça belirtilmektedir.
Daha da önemlisi, düzenlemenin uygulanması PKK/KCK’nın silahlarını teslim etmesi ve fiilî varlığını sona erdirdiğinin güvenlik kurumlarınca tespit edilmesi, ardından bu tespitin Millî Güvenlik Kurulu tarafından teyit edilmesi şartına bağlanmıştır.
Bu yaklaşım, sürecin temel ilkesini ortaya koymaktadır: Terörün sona ermesi ve silahın tamamen devreden çıkması esastır.
Şehitlerimizin hatırası ortak vicdanımızdır
Türkiye’nin terörle mücadele tarihinin en hassas konusu şehitlerimiz ve gazilerimizdir.
Bu nedenle yeni dönemin en önemli toplumsal sorumluluklarından biri, terörle mücadelede hayatını kaybedenlerin hatırasını korumaktır.
Kanun, örgüt faaliyeti kapsamında işlenen kasten öldürme suçlarının faillerini ve belirli ağır suçları kapsam dışında bırakmaktadır. Dolayısıyla düzenlemenin şehitlerimizi ve gazilerimizi incitecek bir sonuca dönüşmemesi, toplumdaki güven duygusunun korunması bakımından temel bir hassasiyettir.
Terörün sona ermesi, şehitlerimizin fedakârlıklarının unutulması değil; onların uğruna mücadele ettiği Türkiye’nin daha güvenli, daha huzurlu ve daha güçlü hale gelmesi anlamına gelmelidir.
“Terörsüz Türkiye” hedefinin kalıcı başarıya ulaşabilmesi için sürecin günlük siyasi rekabetin konusu olmaktan mümkün olduğunca çıkarılması ve ortak bir milli hedef olarak ele alınması büyük önem taşımaktadır.
Çünkü terör hiçbir siyasi partinin değil, Türkiye’nin tamamının karşı karşıya kaldığı bir tehdittir. Terörün sona ermesinden de Türkiye’nin tamamı yararlanacaktır. Bu açıdan mesele iktidarın veya muhalefetin değil, devletin ve milletin ortak meselesidir.
Farklı siyasi görüşlere sahip vatandaşların aynı hedef etrafında buluşabilmesi, Türkiye’nin demokratik olgunluğunun da göstergesi olacaktır.
Bu süreçte eleştiri hakkı, Meclis denetimi ve demokratik tartışma elbette korunmalıdır. Ancak eleştiri ile ortak milli hedefi sabote etmek arasında da önemli bir fark vardır. Türkiye’nin ihtiyacı, tartışmadan kaçınmak değil; tartışmayı ortak geleceği güçlendirecek bir zeminde yürütmektir.
Asıl kazanç: Türkiye’nin enerjisini geleceğe çevirmek
Terörsüz Türkiye’nin stratejik değeri, yalnızca güvenlik alanında ortaya çıkmayacaktır.
Terör tehdidinin kalıcı biçimde ortadan kalkması, Türkiye’nin kaynaklarını ve insan enerjisini eğitime, teknolojiye, üretime, ekonomik kalkınmaya ve gençlerin geleceğine daha fazla yönlendirmesine imkân sağlayabilir.
Güvenliğin güçlenmesi yatırım ortamını olumlu etkileyebilir.
Toplumsal huzurun artması ekonomik dinamizmi destekleyebilir.
İç cephesi tahkim edilmiş bir Türkiye, dış politikada da daha fazla hareket alanına sahip olabilir.
Bölgesel krizlerin çevrelediği bir coğrafyada Türkiye’nin kendi içinde güçlü, toplumsal olarak bütünleşmiş ve ekonomik açıdan dirençli olması, yalnızca iç güvenlik açısından değil, milli güç açısından da stratejik bir avantajdır.
Ortak paydamız Türkiye
Böyle hassas bir dönemde herkese önemli bir sorumluluk düşüyor: Kutuplaştırıcı değil birleştirici, dışlayıcı değil kuşatıcı, öfkeyi değil ortak geleceği öne çıkaran bir dil kullanmak.
Çünkü Türkiye’nin ihtiyacı yeni ayrışma hatları değil, ortak paydaları güçlendirmektir.
Bu nedenle TBMM’nin süreçte etkin rol üstlenmesi de önemlidir. Sürecin demokratik meşruiyetinin ve toplumsal sahiplenmesinin güçlenmesi, kalıcı sonuç alınmasının en önemli şartlarından biridir.
Tarihi fırsatı doğru yönetmek
Türkiye bugün tarihi bir eşikte bulunuyor.
Terörsüz Türkiye hedefi başarıya ulaşırsa bunun kazananı herhangi bir siyasi parti değil, 86 milyon vatandaşımız olacaktır.
Kaybeden ise yalnızca terör örgütleri değil; Türkiye’nin enerjisini, kaynaklarını ve insan gücünü onlarca yıl tüketen şiddet ve istikrarsızlık düzeni olacaktır.
Bu nedenle meseleye kısa vadeli siyasi hesaplarla değil, gelecek nesillerin perspektifiyle bakmak gerekiyor.
Türkiye’nin enerjisini artık terörle mücadeleye değil; eğitime, bilime, teknolojiye, üretime, refaha ve küresel rekabette daha güçlü bir Türkiye inşa etmeye yöneltme zamanı gelmiştir.
Terörsüz Türkiye, geçmişin acılarını unutmak değil; o acıların bir daha yaşanmamasını sağlayacak bir gelecek kurmaktır.
Bu nedenle bu süreç bir siyasi projenin ötesinde, Türkiye’nin ortak gelecek projesi olarak ele alınmalıdır.
Başarı ölçüsü de son derece nettir:
Silahların susması, terörün sona ermesi, hukukun üstünlüğünün güçlenmesi, toplumsal bütünlüğün pekişmesi ve Türkiye’nin enerjisini kendi geleceğine yöneltmesi.
Bunu başarabilirsek, kazanan yalnızca bugünümüz değil, gelecek kuşaklarımız olacaktır.
Terörsüz Türkiye, güçlü Türkiye’nin; güçlü Türkiye ise ortak geleceğimizin anahtarıdır.
Türkiye, yaklaşık yarım asırdır terörle mücadelenin ağır siyasi, ekonomik, sosyal ve insani maliyetlerini taşıyor. Binlerce vatandaşımızı, askerimizi, polisimizi ve güvenlik görevlimizi kaybettik. Milyarlarca dolarlık kaynak güvenliğin sağlanmasına ayrıldı; Türkiye’nin enerjisinin ve dikkatinin önemli bir bölümü, kendi geleceğini inşa etmek yerine terör tehdidini bertaraf etmeye yöneldi.

