Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya

Siyaset ders ve tedbir alma sanatı

Siyasette ölçü; bizim adamımız olmamalı!

Siyasette ölçü; bizim adamımız olmamalı!
Ulusal Akif Haber- Sorumlu Yazı işleri Müdürü- Mehmet Toprak
AK Parti’nin kuruluşundan bugüne kadar parti içinde ve bürokraside yaşanan “liyakat” ile “sadakat/atama” dengesi veya çatışması, Türk siyasetinde sıkça analiz edilen ve tartışılan konuların başında gelmektedir.
Özellikle 2013 yılındaki Gezi Parkı eylemleri, 17-25 Aralık süreci ve nihayetinde 15 Temmuz 2016 darbe girişimi, parti liderliğinin “liyakat” kriterinden ziyade “sadakat” ve “güvenilirlik” kriterine ağırlık vermesine yol açtı. Görevlere bizim adamımız söylemi hakim oldu. Parti içinde liyakatiyle yükselmek yerine, belirli güç odaklarına veya ilişki ağlarına sırtını dayayarak makam elde eden figürlerin varlığı, bizzat AK Parti tabanında ve eski kurmayları arasında da rahatsızlık yaratmıştır.

Son yıllarda yaşanan ekonomik zorluklar ve kurumsal yıpranmalar, kamuoyunda ve parti tabanında “işin ehline verilmemesi” sorununa bağlanmaktadır. Parti içinde hâlâ sessiz bir çoğunluk oluşturan liyakat sahibi, emektar kadrolar ile kısa yoldan güç elde etmiş “atama” figürler arasındaki örtülü çekişme devam etmektedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da zaman zaman “özeleştiri” mahiyetinde dile getirdiği “metal yorgunluğu” veya “kadro yenilenmesi” ihtiyaçları, bu iç çatışmanın dışa vurumu olarak yorumlanmaktadır.

AK Parti’nin özellikle son yıllardaki kongre süreçlerinde ve taban tartışmalarında en çok öne çıkan özeleştiri maddelerinden biridir. Parti içinden sızan kulis bilgilerine ve basına yansıyan değerlendirmelere göre, uzun yıllar boyunca parti teşkilatlarında emek vermiş ancak güçlü bir “arkası” veya tanıdığı olmayan nitelikli kişilerin dışarıda bırakılması ciddi bir kırılma yaratmaktadır. Bakanlık, belediye veya bürokrasi kadrolarına yapılan atamalarda profesyonel yetkinlik yerine “siyasi yakınlık” ve güçlü kişilerin referanslarının esas alınması, parti içindeki dürüst ve liyakatli emektarlar arasında “emeğin değil, sadece bağlantıların önemli olduğu” algısını pekiştirmektedir.


Yerel belediyeler düzeyinde

  • Daha görünür ve doğrudan hissediliyor. Belediye meclis üyelikleri, iştirak şirketleri, daire başkanlıkları ve sözleşmeli personel alımlarında “tanıdık dayatması” çok daha sık gündeme geliyor. Yerel teşkilatlar, il/ilçe başkanları ve belediye başkanları arasındaki ilişki ağları daha dar olduğu için akraba, eş-dost veya “referansı güçlü” isimlerin yerleştirilmesi hem daha kolay hem de daha hızlı oluyor.
  • Siyasi maliyeti daha hızlı sandığa yansıyor. 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde birçok büyükşehir ve ilçede yaşanan oy kayıplarının kulislerde “torpil”, “işin ehline verilmemesi” ve “ahbap-çavuş ilişkileri”yle ilişkilendirilmesi bunun somut örneği. Vatandaş belediyenin hizmet kalitesini (çöp, yol, park, ihale) doğrudan yaşadığı için liyakatsizlik algısı daha hızlı tepkiye dönüşüyor.
  • Kontrol edilmesi de görece daha kolay. Genel Merkez zaman zaman belediye iştirak şirketlerindeki personel alımlarını sınırlandırma, akraba atamalarını yasaklama gibi adımlar atabiliyor. Ancak uygulama yerel dirençle karşılaşabiliyor.

Merkezi bürokrasi ve bakanlık atamalarında

  • Daha yapısal ve uzun vadeli yıkıcı sonuçlar doğuruyor. Bakan yardımcılıkları, genel müdürlükler, müsteşarlıklar, bağımsız kurullar ve kritik kamu kurumlarındaki atamalarda “güvenilirlik/sadakat” kriterinin liyakatin önüne geçmesi, kurumsal kapasiteyi ve karar alma süreçlerini zayıflatıyor. Bu düzeydeki yanlış tercihler, ekonomi politikalarından güvenlik bürokrasisine, regülasyonlardan kamu hizmetlerinin kalitesine kadar çok daha geniş bir etki alanı yaratıyor.
  • Daha az görünür, daha az hesap verebilir. Yerel düzeydeki torpil genellikle mahallede, ilçede konuşulurken; merkezi atamalardaki “evet-efendimci” veya “referanslı” kadrolar daha kapalı bir çevrede kalıyor. Bu da özeleştiriyi ve düzeltmeyi zorlaştırıyor.
  • Sistemik risk üretiyor. Liyakat sahibi uzmanların pasifize edilmesi veya tasfiye edilmesi, doğru bilginin yukarıya ulaşmasını engelliyor; “evet-efendimci” kuşatma ise hataların erken fark edilmesini zorlaştırıyor. Bu durum, özellikle ekonomi ve bürokrasi yönetiminde uzun vadeli yıpranma yaratıyor.

Özet değerlendirme

  • Görünürlük ve seçmen tepkisi açısından yerel belediyeler daha baskın.
  • Kurumsal kapasite, karar kalitesi ve uzun vadeli siyasi maliyet açısından merkezi bürokrasi ve bakanlık atamaları daha yıkıcı sonuçlar doğuruyor.

İkisi de birbirini besliyor: Yerelde güçlenen ilişki ağları zamanla merkeze taşınıyor; merkezdeki sadakat önceliği de yerelde “benim adamım” anlayışını meşrulaştırıyor. AK Parti tabanında ve eski kurmaylar arasında sıkça dile getirilen “metal yorgunluğu” ve “kadro yenilenmesi” ihtiyacı da aslında bu iki düzeydeki birikmiş sorunların ortak ifadesi. Sizin kendi gözlemlerinizde (yaşadığınız şehir, takip ettiğiniz teşkilat veya belirli bir dönem) hangisinin daha belirgin olduğunu düşünüyorsunuz? Daha spesifik bir örnek üzerinden de konuşabiliriz.

2024 yerel seçimlerindeki oy kayıplarına dair güncel ve doğru verilere bakıyorum.31 Mart 2024 yerel seçimlerinde AK Parti’nin oy kayıplarına dair somut örnekler şöyle özetlenebilir (resmi/AA verilerine dayalı kesin sonuçlar):Türkiye geneli

  • AK Parti oy oranı %35,49 (yaklaşık 16,3 milyon oy).
  • CHP %37,77 ile birinci parti oldu.
  • 2019 yerel seçimlerine göre AK Parti’nin oy oranı önemli ölçüde geriledi (2019’da yaklaşık %44 civarındaydı).
  • Büyükşehir sayısı: 12 (önceki dönemlerde daha yüksekti), toplam il/büyükşehir belediyesi 24’e düştü. İlçe belediyelerinde de yüzlerce kayıp yaşandı.

Büyükşehirlerde belirgin kayıplar

Şehir
AK Parti Adayı & Oran
CHP Adayı & Oran
Fark / Not
İstanbul
Murat Kurum %39,59
Ekrem İmamoğlu %51,14
~11,5 puan fark; İmamoğlu yeniden kazandı
Ankara
Turgut Altınok %31,68
Mansur Yavaş %60,44
~29 puan fark; çok net yenilgi
İzmir
Hamza Dağ %37,06
Cemil Tugay %48,97
CHP’nin elinde kaldı
Bursa
Alinur Aktaş ~%38,3
Mustafa Bozbey %47,62
CHP’ye geçti
Balıkesir
Yücel Yılmaz ~%40,5
Ahmet Akın %51,10
CHP’ye geçti
Adana
Fatih Mehmet Kocaispir ~%37,4
Zeydan Karalar %46,57
CHP’ye geçti
Antalya
Hakan Tütüncü ~%40
Muhittin Böcek %48,71
CHP’ye geçti
Denizli
Osman Zolan ~%38,9
Bülent Nuri Çavuşoğlu ~%48
CHP’ye geçti
Eskişehir
İdris Nebi Hatipoğlu ~%37,8
Ayşe Ünlüce ~%51
CHP’ye geçti

Diğer dikkat çeken noktalar

  • Manisa, Aydın, Tekirdağ gibi illerde de CHP güçlü sonuçlar aldı.
  • AK Parti’nin elinde kalan önemli yerler arasında Konya (~%49), Erzurum (~%50), Trabzon (~%51), Gaziantep (~%39), Kocaeli (~%46), Sakarya (~%47) gibi iller vardı; ancak birçok Anadolu ve Ege/Marmara şehrinde kayıp yaşandı.
  • Yeniden Refah Partisi’nin %6,19 oy alması, muhafazakâr tabanın bir kısmının AK Parti’den kaydığını gösterdi (özellikle bazı illerde ikinci parti oldu).