Anaokulundan Üniversiteye Eğitimde Şafak Vakti
Şafak Okulları Bilişim ve Teknoloji Lisesi Çanakkale Şehitlerini andı.
Program Saygı Duruşu ve İstiklal Marşının okunmasının ardından Şafak OkullarıBilişim ve Teknoloji Lisesi Öğrencisinin Kuranı Kerim Tilaveti okumasıyla devam etti.
Programın açılış konuşmasını yapan Şafak Okulları Bilişim ve Teknoloji Lisesi Müdürü Emre ERBAY Çanakkale Zaferinin vatanın bütünlüğü ve ulusun bağımsızlığı söz konusu olduğunda Türk milletinin neler yapabileceğinin en güzel kanıtı olduğunu söyledi.Müdür Selman Özyurt sözlerini şöyle sürdürdü “Çanakkale Zaferi ile birlikte, Şehitler günü olarak ta kutladığımız bu anlamlı zafer gününde, kutsal vatan topraklarını canları pahasına koruyarak şehitlik onuruna erişen aziz şehitlerimizi minnet ve şükranla anıyoruz. Aziz Şehitlerimiz yattıkları yerlerde şunu hissetmeliler ki temiz kanlarıyla suladıkları kutsal vatan toprakları, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonrada Türk Gençliği ve tüm Türk milleti tarafından en kutsal emanet olarak muhafaza edilecektir”dedi.
Öğrenciler tarafından hazırlanan mini tiyatro oyunu ise izleyenler tarafından büyük beğeni kazandı.
Programda lise öğrencilerin Çanakkale Zaferi’ni anlattığı piyeste izleyen göz yaşlarına hakim olamadı.Şafak Okulları Lisesi’nin düzenlediği programda öğrenciler Çanakkale Savaşları’nın nasıl planlandığından, henüz 15 yaşında çocukların nasıl cepheye katıldıklarına kadar her anı canlandıran bir piyeste oynadılar. Piyes sırasında öğrencilerin gösterdikleri performans salondan büyük beğeni topladı.
Şafak Okulları Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Şatıroğlu, yaptığı konuşmada: Tüm şehitlerimizi minnetle yad ediyoruz. Öğretmen ve öğrencileri hazırladıkları muhteşem gösteri için tebrik ediyorum. “Öğretmen ve öğrencilerimiz bizi Çanakkale’ye götürdüler. Biz 102 yıl önce tam 1 asır önce 250 bin şehit vererek bu vatan bizimdir. Bu vatanı kimseye çiğnetmeyiz. Burayı kimseye vermeyiz dedik. Vatan edinmek kolay değil. Bir yerin vatan olması için orayı imar etmek lazım, adalet götürmek lazım, ortak acıların ortak sevinçlerin olması lazım. Orada bir takım eserler dikmek lazım. 100 yıllardır yaşayan camileriniz köprüleriniz olması lazım. Ama her şeyden önce bir yerin vatan olması için vatan tehlikeye düştüğünde canını verecek evlatların olması lazım. Bizim atalarımız 102 yıl önce bunu yaptı. Canlarını bu vatan için verdiler. Kurtuluş savaşında canlarını verdiler. Osmanlıdan sonra yeni bir Türk devleti kurduk. Şehitlerimizden aldığımız mukaddes emaneti vatanımızı daha ileriye götürmek bizlere nasip olacaktır” dedi.
İSMAİL ŞATIROĞLU KİMDİR?
Şafak Okulları Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Şatıroğlu 1959 yılında Trabzon’un Çaykara İlçesinde doğdu.1965 yılında İstanbul Gaziosmanpaşa’ya yerleşti.İstanbul Vefa Lisesi mezunu olan İsmail Şatıroğlu bölgenin önemli iş adamlarından ve kanaat önderlerinden biridir.15 yıl gibi uzun bir süre Küçükköy Spor kulübünün başkanlığını yapmıştır. Ak Parti Gaziosmanpaşa kurucularından olan İsmail Şatıroğlu 10 yıl boyunca Gaziosmanpaşa Belediye Meclis Üyeliği yapmıştır.Trabzonlu olmaktan gurur duyduğunu her fırsatta dile getiren ve Gaziosmanpaşa Trabzonlular Derneğinin Kurucu Başkanı,Trabzonspor Kongre Üyesi olan İsmail Şatıroğlu aynı zamanda Trabzon Dernekleri Federasyonu 2.Başkanlığı görevini yürütmektedir.
Çok yönlü ve renkli kişiliğiyle siyaset camiasından ticari hayata, sosyal hayattan spor camiasına kadar bir çok alanda aktif görevlerde bulunan İsmail Şatıroğlu 2013 yılında kurduğu Şafak Okullarıyla da eğitim camiasına başarılı bir adım atmış,yenilikçi,çağdaş,milli ve manevi değerlerimizi ön plana çıkaran eğitim anlayışıyla Şafak Okullarını çok kısa bir sürede Anaokulu, İlkokul,Ortaokul,Anadolu Lisesi,Anadolu Sağlık Meslek Lisesi ve Anadolu Teknik Meslek Lisesiyle 4 kampüste 2000 e yakın öğrenciye eğitim veren güçlü bir marka haline getirmeyi başarmıştır.
Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi,
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde -gösterdiği vahşetle- “bu: bir Avrupalı! ”
Dedirir -yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünyâ, Yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer. (1)
Yedi iklîmi cihânın duruyor karşına da, (2)
Ostralya’yla berâber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ…
Hani, tâ’ûna da züldür bu rezîl istîlâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asîl,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise, hakkıyle sefîl,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz…
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel’undaki tahrîbe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.
Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer…
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vâdîlere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere,
Sürü hâlinde gezerken sayısız tayyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermîler…
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’â mı göğsündeki kat kat îman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te’sis-i İlâhî o metîn istihkâm.
Sarılır, indirilir mevki’-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkîf edemez sun’-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ’nın ebedî serhaddi;
“O benim sun’-i bedî’im, onu çiğnetme” dedi.
Âsım’ın nesli…diyordum ya…nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Yaralanmış tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, (3)
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd’i…
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
“Gömelim gel seni târîhe” desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb…
Seni ancak ebediyyetler eder istîâb.
“Bu, taşındır” diyerek Kâ’be’yi diksem başına;
Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan, (4)
Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan;
Sen bu âvîzenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvîzeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddîn’i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran…
Sen ki, İslâm’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın…Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât…
Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.

