Ulusal Akif Haber- Sorumlu Yazı işleri Müdürü- Mehmet Toprak
İnsan faaliyetlerinin (aşırı betonlaşma, rant odaklı projeler, ekosistem dengesinin bozulması) su yolları ve yataklarının yapılaşmaya açılması doğanın kuralları karşısında kaçınılmaz sonuçlar doğurduğunu ve doğal afetler, seller ya da çevre krizleriyle bunun bedelinin ödendiği görüldü.
- Ekosistem Dengesi: Doğanın milyonlarca yılda kurduğu hassas dengenin insan eliyle bozulması, felaketlere zemin hazırlar.
- Bilimsel Kurallara Uyulmaması: Kaçak yapılaşma, uygunsuz yerleşim ve doğaya zarar veren projeler (örneğin dere yataklarının imara açılması, kontrolsüz HES projeleri veya büyük altyapı hamleleri) riskleri artırır.
- Sonuçların Ağır Bedeli: Doğa; sel, deprem, toprak kayması veya kuraklık gibi olaylarla kurallarına aykırı davranıldığında yıkıcı sonuçlar gösterebilir.
İstanbul‘da 14-15 Ekim 2026 tarihlerinde yaşanan, metrekareye yer yer 242-261 kilogramı bulan Cumhuriyet tarihinin ve son 84 yılın en yüksek sağanak yağışlarından biri, kentin kronik sorunlarını ve sorumluluk tartışmalarını yeniden gündeme getirmiştir. Hukuki, siyasi ve teknik açıdan sorumluluk tek bir kuruma ait olmayıp, çok boyutlu ve zincirleme bir yapıya sahiptir.
- İdari ve Hukuki Sorumluluk (“Hizmet Kusuru”)
Yaşanan afet sonucunda kaskosu olmayan veya hasar gören araç/mülk sahipleri için hukukçular, altyapı yetersizliği ve gerekli önlemlerin zamanında alınmaması gerekçesiyle “hizmet kusuru” kapsamında idari yargı yoluna başvurulabileceğini belirtmektedir. Bu kapsamda hukuki muhataplar:
- İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ve İSKİ: Şehirdeki ana arterlerin, mazgalların, rögarların ve ana derelerin ıslahı, bakımı ve yağmur suyu tahliye sistemlerinin kapasitesinin artırılması doğrudan büyükşehir belediyesinin ve bağlı kuruluşu İSKİ’nin sorumluluğundadır. Kamuoyunda altyapı yetersizliği eleştirileri doğrudan yerel yönetime yöneltilmektedir.
- İlçe Belediyeleri: Ara sokakların temizliği, yerel yağmur kanallarının bakımı ve imar izinlerinde çevre düzenlemelerine dikkat edilmesi ilçe belediyelerinin sorumluluk alanındadır.
- İmar Politikaları ve Geçmiş Dönem Kusurları
Uzmanlar ve teknik heyetler, sel felaketlerinin bu denli yıkıcı olmasının arkasında on yıllara yayılan hatalı imar politikaları olduğunu vurgulamaktadır:
- Dere Yataklarının Yapılaşması: İstanbul genelinde bulunan 63 ana derenin ve su havzalarının yapılaşmaya açılması, suyun doğal akış ve tahliye yollarını tıkamıştır. Bu durum geçmişten bugüne gelen merkezi ve yerel yönetimlerin ortak planlama hatalarından kaynaklanmaktadır.
- Aşırı Betonlaşma: Toprağın suyla buluşmasını engelleyen kontrolsüz betonlaşma yüzünden, düşen yağış yeraltına sızamamakta ve doğrudan yüzey akışına geçerek sele dönüşmektedir.
- Kurumsal Sorumluluk Talepleri ve Çağrılar
Siyasi partilerden gelen açıklamalarda, sorumluluğun tek bir kuruma yıkılamayacak kadar büyük olduğu ve kriz anında tüm devlet mekanizmalarının ortak hareket etmesi gerektiği belirtilmiştir.
- Adli Soruşturmalar (Can Kayıpları)
Felakette hayatını kaybeden 2 vatandaşımızla ilgili olarak adli makamlar doğrudan devreye girmiştir:
- Fatih’te Elektrik Akımı: Balat’taki Çukurbostan Parkı’nda 14 yaşındaki bir çocuğun su birikintisinde elektrik akımına kapılarak vefat etmesi üzerine adli soruşturma başlatılmıştır. Bu olayda elektrik dağıtım şirketinin veya ilgili parkın bakımından sorumlu idarenin ihmali incelenmektedir.
- Sarıyer’de Can Kaybı: Ayazağa’da sel sularını aşmaya çalışırken düşerek hayatını kaybeden vatandaşla ilgili de ihmal olup olmadığına dair soruşturma yürütülmektedir.
İstanbul’da dün etkili olan sağanak yağışta hayatını kaybeden 14 yaşındaki genç hafız Mahmut’un 5 ay önce de babasını kaybettiği öğrenildi.
Önce babasını toprağa veren, şimdi de kendisi hayata veda eden gencin vefatı, ailesini ve tüm Türkiye’yi üzdü.
Fatih’te elektrik akımına kapılan 14 yaşındaki Mahmut’un hikayesi yürek yaktı
Kent genelindeki sağanak yağış sırasında elektrik akımına kapılarak hayatını kaybeden 14 yaşındaki Mahmut Işıldak’ın 6 ay önce hayatını kaybeden Ömer Faruk Işıldak Hoca’nın oğlu olduğu ve hafızlık yaptığı ortaya çıktı.
Hem hafızdı hem de yetim.
İstanbul’da dün rekor yağışın ardından gerçekleşen selde elektrik akımına kapılarak hayatını kaybeden 14 yaşındaki Mahmut Işıldak’ın kimliğine ilişkin acı bir detay ortaya çıktı.
HASTANEDE HAYATINI KAYBETTİ
Fatih’te Balat Mahallesi Çukurbostan Parkı’nda Mahmut Işıldak, su birikintisine bastığı anda elektrik akımına kapıldı.
Bilinci kapalı olarak hastaneye kaldırılan çocuk, yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetti.
VALİLİKTEN AÇIKLAMA
Olaya ilişkin İstanbul Valiliği’nden yapılan açıklamada, “Fatih ilçesi Balat Mahallesi Çukurbostan Parkı’nda meydana gelen olayda 14 yaşındaki M.I. isimli çocuk, su birikintisine bastığı anda elektrik akımına kapılmıştır. Bilinci kapalı olarak hastaneye kaldırılan çocuk, yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetmiştir. Olayla ilgili soruşturma başlatılmıştır” ifadeleri yer aldı.
ÖMER FARUK IŞILDAK HOCA’NIN OĞLU
14 yaşında hayatını kaybeden Mahmut’un 6 ay önce kalp krizi sonucu vefat eden Ömer Faruk Işıldak Hoca’nın küçük oğlu olduğu ortaya çıktı.
HAFIZLIK YAPIYORDU
6 ay önce babasını toprağa veren aile şimdi de 14 yaşındaki evladının acısıyla sarsıldı.
Ölümüyle ilgili soruşturma başlatılan Mahmut’un hafız olduğu da ortaya çıktı.
Babası ile fotoğrafları ortaya çıkan Mahmut’un ölümü, duyanları yasa boğdu.
İsmailağa Camii, Mahmut’un ölümüyle ilgili taziye mesajı yayınlayarak aileye baş sağlığı dileklerinde bulundu.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde dere yataklarındaki yapılaşma mantığı, günümüzdeki kontrolsüz ve yoğun betonlaşma pratiğinden tamamen farklı bir temele dayanıyordu. Osmanlı kent dokusunda mimari ve şehircilik, doğayla inatlaşmak yerine topoğrafyaya ve suyun akışına uyum sağlama (tabiata tabi olma) felsefesiyle şekillenmişti.
Osmanlı döneminde dere yatakları ve su havzalarındaki yerleşim ve yapılaşma yaklaşımı şu temel kurallara göre yürütülüyordu:
- “Su Havzası” ve “Dere Koruma” Yasakları
Osmanlı’da şehrin temiz su ihtiyacını karşılayan dereler, bentler ve su yolları stratejik birer millî güvenlik unsuruydu. Özellikle İstanbul’un su ihtiyacını karşılayan Belgrad Ormanları, Halkalı ve Kâğıthane gibi su havzalarında yapılaşma kesinlikle yasaktı.
- Padişah fermanlarıyla bu bölgelerde ev yapmak, bağ-bahçe açmak, hatta hayvan otlatmak ve ağaç kesmek dahi ağır cezalara tabi tutulmuştu.
- Amaç; hem suyun kirlenmesini önlemek hem de toprağın su emme kapasitesini koruyarak sel riskini azaltmaktı.
- Ahşap Mimari ve Geçirgen Zemin Avantajı
Osmanlı mahalle yapısında evler taş temel üzerine ahşap (karkas) olarak inşa edilirdi.
- Sokaklar genellikle Arnavut kaldırımı denilen, taşların arasına harç konulmadan, kum üzerine dizildiği bir teknikle yapılırdı.
- Bu sayede şiddetli bir yağmur yağdığında toprak ve sokaklar birer sünger görevi görür, suyun yer altına sızmasına izin verirdi. Günümüzdeki gibi asfalttan ya da betondan oluşan ve suyu asla emmeyen devasa “geçirimsiz yüzeyler” yoktu.
- Vadi Tabanlarına Ev Yapmama Geleneği
Geleneksel Osmanlı mimarisinde evler genellikle vadilerin ve dere yataklarının tabanına değil, yamaçlara kurulurdu.
- Dere kenarları ya tamamen boş bırakılır ya da sadece tarım yapılan bostanlar, mesire alanları, değirmenler veya geçici pazar yerleri olarak kullanılırdı.
- Dere yataklarına kalıcı, betonarme yapılar dikilmediği için taşkın anında su kendi doğal yatağında yayılır ve can/mal kaybına yol açmadan denize ulaşırdı.
- İstisnalar ve Sarayların Yaşadığı Sel Tecrübeleri
Osmanlı’da dere yataklarına inşa edilen ender yapılar genellikle padişahların veya devlet ricalinin yazlık binaları, kasırları ve av köşkleriydi. Doğa kuralları o dönemde de değişmediği için, bu istisnai yapılar büyük bedeller ödemiştir:
- 1563 Büyük İstanbul Seli: İstanbul tarihinin en büyük sel felaketlerinden biridir. Halkalı Deresi’nin taşması sonucu, dere yatağına yakın konumda olan İskender Çelebi Sarayı sular altında kalmıştır. O sırada orada avda olan Kanuni Sultan Süleyman, sarayın aniden suyla dolması üzerine uzun boylu bir askerin sırtına bindirilerek çatının altındaki yüksek bir bölmeye (veya bir dolabın üzerine) çıkarılmış ve boğulmaktan zor kurtulmuştur.
- Bu selden sonra su kemerlerinin tahrip olması üzerine Mimar Sinan, su yollarını ve kemerleri (örneğin Mağlova Kemeri) sel sularının basıncına dayanacak şekilde ayaklarını piramit şeklinde genişleterek yeniden inşa etmiştir.
Özetle; Osmanlı’da dere yatakları imara ve kalıcı yerleşime açılmaz, şehrin su havzaları fermanlarla titizlikle korunurdu. Günümüz İstanbul’undaki sel felaketlerinin temel nedeni, Osmanlı’dan kalan bu tarihsel ve coğrafi “doğaya uyum sağlama” disiplininin modern dönemdeki aşırı nüfus ve kontrolsüz betonlaşma baskısıyla tamamen terk edilmiş olmasıdır.
Fotograflar biri Osmanlı Kosova ve diğeri İstanbul!



