Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya

Başkan Bayram Korkmaz, Eğer inanmışsanız üstün gelecek olan sizsiniz

AK Parti Mevlana Mahalle başkanı Bayram Korkmaz “Ümmetin Lideri ve Türkiye Cumhuriyeti Devlet Başkanı Recep Tayyip Erdoğan varsa müslümanlar güvende”dedi.

AK Parti Mevlana Mahalle başkanı Bayram Korkmaz “Ümmetin Lideri ve

 AK Parti Gaziosmanpaşa İlçe Başkanlığı/Mevlana Mahalle Teşkilatı Başkanı Bayram Korkmaz başkanlığında, AK Parti Gaziosmanpaşa ilçe başkan yardımcısı Ahmet Salmış, İlçe yönetim kurulu üyesi Meryem Esra Özarar Onur,teşkilat başkanı Yusuf Polat  ve  Mevlana Mahalle Yönetiminin katılımlarıyla  haftalık olağan toplantısını icra etti.

Toplantının basına açık bölümünde AK Parti Mevlana Mahalle başkanı Bayram Korkmaz, AK Parti Gaziosmanpaşa ilçe başkan yardımcısı Ahmet Salmış, İlçe yönetim kurulu üyesi  Meryem Esra Özarar Onur,teşkilat başkanı Yusuf Polat  söz alarak ilçe gündemini ve dünyadaki gelişmeler hakkında açıklamalarda bulundu.

 

AK Parti Mevlana Mahalle başkanı Bayram Korkmaz “Ümmetin Lideri ve Türkiye Cumhuriyeti Devlet Başkanı Recep Tayyip Erdoğan var oldukça ne İsrail’in ne de ABD’nin güçleri  Mescid-i Ak­sâ Kudüs’e, yâni Beytü’l-Makdisi Müslümanlardan almaya,koparmaya yetmez ve  muktedir olamayacaklar  diye açıklamalarda bulunmuştum.Kısa süre sonra bugün geldiğimi süreçte Cumhurbaşkanımız  Recep Tayyip Erdoğan İslam İşbirliği Teşkilatını topladı ve Kudüs’ün Filis’tin devletinin başkenti olduğunu ilan etti.Tarihi sürece bakıldığında geçmişte Filistin Selahatin Eyyübi ve Osmanlıda nasıl adil yönetildiği tarihi bir gerçektir.Hiç şüphe yok ki aynı süreç önümüzdeki zaman diliminde aynı olacaktır”dedi.

Başkan Bayram Korkmaz  tarihi süreç hakkında akifhabere basın açıklaması yaptı.

 

Bugün olduğu gibi o dönemde de İslam alemi derin bir sessizlik ve parça pinçik haldeydi. Bununla beraber 1099 yılında Haçlılar Kudüs’e varmadan önce islam dünyası medeniyetin zirvesini yaşıyordu. Refah içerisindeydi. Bu rahatlığa ve bölünmüşlüğe rağmen haçlı saldırılarına karşılık vermekten korkmadı.

“Mescid-i Aksa’yı gördüm düşümde,

Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu.

Varıp eşiğine alnımı koydum,

Sanki bir yeraltı nehri kaynıyordu.”

 

Rahmetli yazar,üstad  şair ve kanaat önderi Mehmet Akif Ersoy inan ne güzel söylüyor. Asırlar öncesinin duyarlılığıyla hislerimize tercüman oluyor. Çünkü peygamberler şehri Kudüs, müslümanların hakimiyetinde olmadığı her döneminde olduğu gibi yine kan ağlıyor. İçimizi kanatıyor. Bağrımızı yakıyor. İlk kıblemiz, bereket şehri, adalet yurdu huzursuz ve mutsuz. Biliyorsunuz Mekke ve Medine’yle birlikte 3. Kutsal şehrimizde katliamlar hız kesmeden devam ediyor. Kudüs ve çevresi tıpkı 1.Haçlı Seferi sonrası yaşadığı 88 yıllık hüznünü yaşıyor.Bugünde aynı durumda!

Ancak şu da bir gerçekki onları bir araya getiren, aynı hedefe kitleyen bir kahramanları vardı. Dünya lideri Reisimiz var.Geçmiştede Kudüs’ü tekrar fetheden ve bütün dinlere burada yaşama fırsatı veren örnek bir şahsiyet ve asil bir kumandanları vardı. Öyle bir şahsiyetki her yönüyle örnek bir müslüman, ilime saygılı bir alim. Mütavazılığı düstur edinen takva sahibi bir komutan. Amacı yalnızca Allah’ın rızasını kazanmak olan ismiyle günümüzde dahi mazlumların yolunu aydınlatan bir meşale. Evet onların inancın ve zaferin timsali Selahaddin Eyyübi’leri vardı. Peygamber emaneti ilk kıblemizin bulunduğu topraklarda, Hz. Ömer’in emaneti bir kentte Haçlıların dolaşmakta olmasını içine sindiremiyordu. O ilk kıbleyi ve Peygamberimizin mirac’a yükseldiği yerin işgal altında olmasını kabullenmiyordu. Çocuğunu kaybetmiş bir ana gibi oradan oraya koşturuyor, müslümanları cihata çağırıyordu. Gözünün pınarları hiç kurumuyordu. Kendini sürekli  kurtarılmasında sorumlu hissediyor, aklına kutsal emanet şehir geliyor ve sürekli gözyaşı döküyordu.

 

Üzüntüsünün nedenini soranlara “Kudüs ve Mescid’i Aksa Haçlıların işgalinde olduğu müddetçe ben nasıl olurda gülebilirim, istediğim gibi rahat yemek yiyebilirim ve hele nasıl gözüme uyku girebilir” diyordu.

 

Sadece gençliğini değil ömrünü Kudüs ve müslümanlar için çalışarak geçirdi. Azmiyle duyarlılığın, kahramanlığın ve mücadelenin timsali oldu. Çalışkan ve disipli idi. Kudüs aşkıyla hiç uyumadan çalışıyordu. Genç yaşta vezir oldu. Çok başarılıydı, iyi bir asker ve komutandı. Kısa sürede adalet anlayışı ve şöhreti Kuzey Afirika’yı Trablus’u, Yemen’i aştı. Adına hutbeler okunmaya başladı.  Bütün bunları barbarlığıyla, katliamlarıyla değil cesareti ve merhametiyle başarıyordu. Parçalanmış müslüman güçleri bir araya getirdi. Asaleti, cesareti ve kudretiyle kısa zamanda bütün islam coğrafyasında ün saldı. Hristiyanların günümüzde dahi adını duyduğunda ürktüğü bir isim haline geldi.

 

Ve sonunda beklediği gün geldi. Artık her şey tamamdı, bütün dünyaya hak dinin gücünü göstermenin zamanı gelmişti. Kendisi gibi şartlar da hazırdı, son kez duasını etti. Ardından ağır ağır hazırlandı, ordusunu toparladı, stratejisini belirledi ve ilk kıblenin yolunu tuttu. 1187’de Haçlıların önüne dikildi ve Hz. Ömer edasıyla “Benim Kudüs’e saygım sonsuzdur, mallarınızı, topraklarınızı sizlere başka şekilde telafi edeceğime söz veriyorum.” diyerek kan dökülmesin istedi. Bu talebi önce kabul edilmese de kısa süre sonra imanını, gücünü ve azmini gören Haçlılar şehrin anahtarını muzaffer komutana teslim ettiler. Mağlubiyeti kabul ettiler. Hak yine batılı cesaret ve imanla yenmişti. Hoşgörülü komutan daha kente girmeden barbarlığa alışkın olan Haçlıları şaşkınlığa uğrattı. Daha öncesinde kadınları ve çocukları dahi öldürerek şehre giren Haçlılara bir şey yapmadı. Kimsenin malına, canına ve ırzına dokunmadı. Şehri rahatça terk etmelerinin teminini sağladı.

 

Bu zafer çok önemliydi. Çünkü Müslümanlar, Haçlıların doğu sahiline gelişinden bu yana böyle bir zafer kazanmamıştı. Bu zafer mücahit komutan Selahattin Eyyübi’ye nasip oldu. Ordusu’yla Kudüs’e girdiği gün aynı zamanda Hz. Muhammed (S.A.V)’in Mekke’den Kudüs’e mücizevi çekilde götürüldüğü, müjdeler aldığı Mirac’ın yıldönümüydü. Bu galibiyetle Kudüs ait olduğu yere İslam’a döndürülmüştü. Muzaffer komutan ilk olarak sevinç gözyaşlarıyla Mescidi Aksa’ya geldi. Haçlılarca tahrip edilen Mescidi Aksa’yı kendi elleriyle süpürdü, gülyağıyla yıkadı. Artık Kubbetü’s Sahra’daki haç indirilmiş, 88 yıldır duyulmayan ezan sesi tekrar şehri nurlandırmıştı. Mescidi Aksa’da ik Cuma namazı kılınmış, şehirde müslümanların hakimiyetinde 8 asır sürecek olan barış dönemi başlamıştı. “Bizim vazifemiz düşmanın azlığını veya çokluğunu mukayese etmek değil, onun karşısına çıkmaktır.”

 

Mağlubiyetin şokundan çıkan Haçlılar müslümanları tamamen Kudüs’ten atmak için güçlü bir ordu toplamıştı. Sayıları çok fazla olan bu ordu karşısında mücadelede biraz terüddütlü kalan askerlere Selahattin Eyyübi şöyle seslenmişti. “Mademki ölümden korkuyoruz, niçin evlerimizde çoluk çocuğumuzla zevk-i sefa içinde yaşamıyoruz. Bizim vazifemiz düşmanın azlığını veya çokluğunu mukayese etmek değil, onun karşısına çıkmaktır.”

 

Ve nitekim imanlı komutanın ordusu kendisinden sayıca çok olan Haçlı ordusunu durdurmuştu. Anlaşmaya zorlamıştı. Netice alamayacağını anlayan Haçlılar geri dönmüştü. Böylece mücahit komutan üstünlüğünü bir kere daha ispat etmişti. Kudüs ve ortadoğu’daki islam varlığı’nın yok edilmesinin imkansızlığını ispatlamıştı. Ancak zaman içinde Kudüs’ün uzun soluklu barışı yine Haçlı zihniyetiyle bozuldu. Cennetmekan 2.Abdülhamid Han’ın varlığında hiçbir şey yapamayan Yahudi ve Haçlılar ona karşı birleşti. Tahttan indirilmesinin ardından da 1918’e kadar barış içerisinde yaşayan Kudüs’e girdiler. İngilizlerin buraya girmesindeki amacı Yahudilere bir devlet kurmaktı.

 

Ve nitekim 1948’te Ortadoğu’daki bütün huzuru bozan insanlığı hiçe sayan siyonist devlet İsrail kuruldu. Tabiki askeri bir galibiyetle kurulamayacağı bilinen bu devlet ayak oyunlarıyla kuruldu. Ardından da 64 yıldır bütün dünyanın gözü önünde yaptığı katliamlarla müslüman halkı göçe zorlamaya devam etti ve hala ediyor. Sürekli çıkardığı çatışmalarla Kudüs ve çevresinde tam bir yahudi hakimiyeti kurmaya çalışıyor. Küresel kuruluşların desteğiyle Kudüs’ün batısında hakimiyet kurduğu gibi doğusunda da 1967’de hakimiyet alanı sağladı. Günümüzde dağınık bulunan müslüman devletleri yine gaflet uykusundadır. Mısır’a saldırdığında işgal güçlerine karşı hiç müdahale etmeyen müslüman devletler Kudüs’ün ardından Gazze’de de mazlum halkı zor durumda bırakmışlardır. Batı Şeria’ya, Sina yarımadası’na, Golan tepeleri’ne kadar hakimiyet alanı sağlayan işgalci siyonist güçlerin Haçlı zihniyetinden çok da farkı yoktur.

 

Tarihte zaman değişiyor, şahıslar değişiyor fakat gerçekler baki kalıyor. Şunu da belirtmek isterimki Kudüs ve Filistin müdacelesi yalnızca Filistin halkının veya Arapların mücadelesi değildir. Bütün müslümanların ortak davasıdır. Vicdan sahibi insanların davasıdır. Ancak Kudüs’ün ve Mescidi Aksa’nın kurtarılması için mücadele eden tek bir demokratik ülke veya millet olmasa bile müslümanların bu davaya bireysel olarak dahi sahip çıkması gerekir. Nitekim Selahaddin Eyyübi Mescidi Aksayı bu şuurla, inançla Haçlılardan kurtarmıştı. İnancı galip gelmiş kutsal coğrafyanın kaybedilmesini içine sindirememişti, uykuları kaçmıştı. Gözpınarları kurumuştu. Bütün bu duyguların sebebi bir Filistinli veya Arap olmasından değil şuurlu, imanlı bir müslüman olmasındandır.

 

Ordusunun sayısı azdı, belki teknolojisi de geriydi. Ama inandı ve başardı. O emaneti idrak etmişti, geçici dünyaya heves etmemişti. Onun mücadele ettiğinde orada müslümanlara bugünkü şekliyle fiili bir müdahale yoktu, sürgün yoktu, şehit bebekler yoktu, her gün atılan bomba yoktu. Yine de mücadeleye koyulmuştu. Bugün aynı coğrafyada zulümler var, bir direniş var, şehitler var, katliamlar var. Ancak dünya müslümanlarının sesi kısık, mücadeleye desteği yok denecek kadar az.

 

Şu da bir gerçekki bölgede ve ülkemizde bu katliam ve haksızlıklar karşısında yeterli ses çıkmıyor. Birçok kişi ve kuruluş korktuklarını, gaflette olduklarını gizliyor Bazı kesimler ise daha da ileri gidip sorunu İsrail-Filistin mücadelesi olarak göstermek istiyorlar. Ancak iman hassasiyeti taşıyan yönetici ve müslümanlar bu zihniyete asla prim vermeyecek. Birlikte hareket etme arzusunu kaybetmeyecek. Hala “zaferle değil seferle emrolundum” anlayışının temsilcileri var. Siyonist İsrail’den korkmadan mücadele eden Selahaddin Eyyübi olabilme, en azından arkasından gidebilme azminde olanlar var. Hak olan kitabımız yüce Kuran-ı Kerim bizlere bu konuda bakın ne güzel mesaj veriyor: “Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye kapılmayın. Eğer inanmışsanız, üstün gelecek olan sizsiniz”dedi.