Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya

Başbakan 2016 Yılı Bütçe görüşmeleri nedeniyle TBMM Genel Kurulunda konuştu

Başbakan Ahmet Davutoğlu, “İdarede vesayeti, sokak çetelerini, paralel yapıları, gayrimeşru bütün aktörleri reddediyoruz. Biz gücümüzü, karanlık yapılardan değil, milletten alıyoruz” dedi.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, "İdarede vesayeti, sokak çetelerini, paralel yapıları, gayrimeşru

 Başbakan Davutoğlu, TBMM Genel Kurulu’nda 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı üzerinde hükümet adına söz aldı.

Başbakan Davutoğlu, görüşmelerde eleştiri, öneri ve uyarılarıyla bütçeye katkıda bulunan herkese teşekkür etti.

Hocalı katliamının yıl dönümü olduğunu anımsatan Davutoğlu, Hocalı şehitlerini rahmetle andı.

Başbakan Davutoğlu, “Vatanları vatanımızdır, vatanımız vatanlarıdır, kaderleri kaderimizdir, kaderimiz kaderleridir. Her zaman omuz omuza olacağız” dedi.

Davutoğlu, selefi olan, rahmete kavuşan başbakanlar ile Necmettin Erbakan’ı hürmetle yad ettiğini bildirdi.

“Hayırlar fethola, şerler defola” diyerek söze başlayacağını belirten Davutoğlu, “Kadim geleneğimize uyarak, her işte olduğu gibi burada da söze başlarken Bismillah diyelim. Rızık kapımızı besmeleyle açarız. Bütçe de bütün milletin rızık kapısıdır. Bereketli, hayırlı olsun, geleceğe dönük olarak güzel hizmetlerin vesilesi olsun” diye konuştu.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, bütün dünyanın bugün tarihi bir kırılmanın eşiğinde olduğuna işaret ederek, ciddi bir dönüşüm sürecinde olduklarını belirtti.

Bir taraftan modern dönemin en kapsamlı ekonomik kriziyle boğuştuklarını anlatan Davutoğlu, 2008’de yaşanan ekonomik krizin bütün şiddetiyle, dehşetiyle kıtaları, ülkeleri kıskacına aldığını vurguladı.

Diğer yandan yüzyıl önce çizildiği düşünülen Ortadoğu ve Balkanlar düzenin çatırdadığını kaydeden Davutoğlu, “Çevremizde jeopolitik depremler yaşanıyor. Çevremizde en az 6 ülkede fiili olarak merkezi yönetimlerin kontrolü yok. Büyük bir ekonomik depremin ve yanıbaşımızda jeopolitik depremin merkezinde, bu iki büyük meydan okumaya karşı 3 asli temel değerimize dayanıyoruz” dedi. 

Başbakan Davutoğlu, birinci değerlerinin insanlar olduğunu vurgulayarak, çok zengin doğal kaynakları bulunmadığını, bazı devletlerin sahip olduğu sömürme döneminden kalan sermaye birikimlerinin de olmadığını kaydetti.

Davutoğlu, “Ama bizim bir değerimiz var, o da insanımız. 78 milyonun kardeşliği üzerinde ortaya çıkan insan potansiyelimiz. Bu insanlar, bizim insanlarımız. Her biri tek tek bizim insanımız, her birinin kaderi tek tek bizim kaderimiz” dedi.

TBMM’nin kaderinin, insanların topyekün kaderinden bağımsız olmadığını belirterek, en büyük servetlerinin, kıymetlerinin insan olduğunu anlatan Başbakan Davutoğlu, “Bu nedenle bütçelerimizin odağı da insanımızı teşkil ediyor. Eğitimden sağlığa, sosyal güvenlikten ulaştırmaya kadar bu insani sermayemizi zenginleştirecek adımlar atıyoruz” diye konuştu.

İkinci büyük değerlerinin demokrasi olduğuna işaret eden Davutoğlu, şunları söyledi:

“Demokrasimizin nihai tecelligahı olan bu Meclis, demokrasiyi bize en büyük güç olarak armağan eden ve özgürlüğümüzü, bağımsızlığımızı bize armağan edenleri bir kez daha yad ederek söylüyorum, bu Meclis her ne surette olursa olsun mutlaka bu milletin nihai kaderini belirleyen en yetkili merci olmaya devam edecektir. Hain, hunharca yapılan Ankara saldırısı sırasında grup başkanvekillerimizin temaslarıyla, hemen yanıbaşımızda bombalar patlamasına rağmen, Meclisimizin açık kalmasını sağlayan bütün milletvekillerine teşekkür ediyorum. Sizler hep birlikte o gün bir prensip ortaya koydunuz, bir destan yazdınız. Polatlı’ya yaklaşan düşman askerlerine karşı Birinci Meclis’in çalışması gibi, ne olursa olsun Türkiye’de bu Meclis her halükarda çalışacak ve her halükarda milletin kaderini belirlemeye devam edecektir. Bir daha bu Meclis’e, kimse, hangi gerekçeyle olursa olsun kilit vuramayacak, ara veremeyecek. Adnan Menderes’i de bir kez daha rahmet, hürmetle anıyorum, onun Meclis’inden bugüne kadar yaşanan bütün sıkıntılardan sonra, buradan, bu kürsüden, bütün milletim adına sesleniyorum: TBMM, ebediyen bu milletin kaderini belirleyecek, nihai merci olarak açık kalacak ve hiçbir terör, şiddet, tehdit bu Meclis’in iradesini ipoteğe alamayacak.”

ÇOK ZOR VE KIYMETLİ BİR COĞRAFYA

Başbakan Davutoğlu, üçüncü asli değerlerinin, coğrafyaları ve tarihleri olduğunu ifade ederek, çok zor ve aynı zamanda kıymetli bir coğrafyada bulunduklarını bildirdi.

Herkesin bunun kıymetini bilmesini isteyen Davutoğlu,  bu zorluğu da zorluğun getirdiği büyük nimetleri de takdir etmeleri gerektiğini, bu nedenle tarihin kendilerinin civarında aktığını anlattı.

ÖZNE OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ

Davutoğlu, insanlık tarihinin, bundan sonra bu topraklarda ve bu toprakların etrafında şekilleneceğini işaret ederek, “Ya bir özne olarak kendimizi tarihin merkezine koyup, bu tarihi şekillendirecek gücü, kudreti göstereceğiz ya da köle zilleti yaşayacağız. Ne olursa olsun etrafımızda hangi jeopolitik deprem yaşanırsa yaşansın, sadece AK Parti Grubu adına değil, bütün Meclis adına diyorum ki: Bu coğrafyaların kaderinde biz özne olmaya devam edeceğiz. Biz bu coğrafyanın kaderinden ayrıştırılamayacağız” diye konuştu.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, bu nedenle bütçeyi sadece teknik bir süreç olarak değil, bu değerleri, insanı, demokrasiyi, tarihi, coğrafyayı gözeten, büyüten bir araç olarak gördüklerini açıkladı.

KİMSENİN HAYATINA MÜDAHİL OLMADIK, OLMAYACAĞIZ

Başbakan Davutoğlu, 2002’de 119, 6 milyar olan merkezi yönetim bütçesinin, 2016’da 570,5 milyar TL olmasını öngördüklerini bildirdi.

Bunun 4,7 kat büyüklüğünde olduğuna işaret eden Davutoğlu, eğitim ve sağlığa bütçeden 204 milyar TL ayırdıklarını kaydetti.

Başbakan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu yıl bütçemizde eğitime ayırdığımız pay, 109,3 milyar. 2002’de iktidara geldiğimizde toplam bütçe 119 milyardı. İnsanımıza kıymet vermek, ona ayırdığımız kaynak ile ölçülür. Biz 13 yıldır yaptığımız her bütçede, sadece ve sadece insanımızı odağa aldık. Sadece ve sadece insanımızın refah, mutluluğunu esas aldık. İnsan odaklı, vatandaş odaklı, adalet odaklı bir siyaset takip ettik. İç politika, dış politika, ekonomi, sosyal politikalarda insanı, adaleti, hayatı esas aldık. Biz zulme uğrayan kim olursa olsun, etnik ve mezhebi kimliğini sormadık. Sen Türk müsün, Kürt müsün, Arap mısın, Müslüman mısın, Hristiyan mısın, Sünni misin, Şii misin, Nusayri misin, Alevi misin, demedik. Hepsine bağrımızı açtık. Biz sonsuza kadar bu topraklarda bir arada ve birlikte olacağız. Demokrasinin tıkanmış kanallarını açmak üzere, 2002’de iktidara geldik ve o gün bugündür hukukla adalet yolunu genişletiyoruz. O gün bugündür devlet ile vatandaşı birbirine yakınlaştırmaya çalışıyoruz. Biz kimsenin hayatına müdahil olmadık, olmayacağız. İdarede vesayeti, sokak çetelerini, paralel yapıları, gayrimeşru bütün aktörleri reddediyoruz. Biz gücümüzü, karanlık yapılardan değil milletimizin ak alınlarından, secdeye gittiğinde bize dua edilen o ak alınlarından alıyoruz.  Enerjimizi,  gücümüzü milletten alıyoruz, hesabımızı da sadece millete veririz.”

BİRİLERİ ELLERİNE KINA YAKTI

Başbakan Davutoğlu, geride bıraktıkları bir yılın zorlu bir süreç olduğunu, geçen yıl seçime hazırlanan bir ülkenin başbakanı olarak burada bulunduğunu anımsattı. 

Bir yıl içinde iki seçim yaptıklarını anlatan Davutoğlu, gururla, vakarla yeniden huzurda olduğunu, iki seçim döneminde yaşanan bütün tıkanıklıklara, zorluklara rağmen bu ülkeyi bir an dahi sahipsiz, hükümetsiz bırakmadıklarını kaydetti.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, 7 Haziran’da tek parti olarak iktidara gelemeyecekleri anlaşıldığında birilerinin ellerine kına yaktıklarını, “kaos geliyor” diye mutluluktan uçtuklarını ifade ederek, şu değerlendirmelerde bulundu:

“7 Haziran akşamı AK Parti’nin demokrasi balkonundan sizler adına verdiğim sözü, bugün yerine getirmenin onurunu taşıyorum. O zaman demiştim ki ‘Kim ne plan yaparsa yapsın, biz bu ülkeyi sahipsiz, bu devleti hükümetsiz, bu milleti geleceksiz bırakmayız.’ Sorumluluktan kaçmadık, anayasa, ‘Seçime gitmek gerekir’ dediğinde ‘Biz buradayız’ dedik. Birileri terör için, terör maşalarını devreye soktuğunda ‘Biz buradayız, Ankara’dayız’ dedik. Ama beğenmesek de üzerinde yemin ettiğimiz anayasamız, seçim hükümeti kurmak bir zarurettir deyip, bütün partilere çağrı yaptığında, bu çağrıya bir tek AK Parti Grubu ses verdi, ‘Biz buradayız, burada olacağız, burada kalacağız’ dedik. Anayasa, gelin partiye, hükümete temsilci verin dediğinde herkes neredeyse kaçacak delik aradı. Gelmediler, meydana çıkmadılar, mertçe Ankara’da bir sorumluluğu üstlenme görevi ve cesareti göstermediler. Ama biz her halükarda bu milletin kaderini hiç kimseye teslim etmeyeceğimizi gösterdik. Hamdolsun milletimiz bunu takdir etti. Milletimiz kaçanları da gördü, kendisi için elini taşın altına koyanları da gördü. Milletimiz hamaset yapanları da gece gündüz kendisi için koşanları da gördü. Şimdi huzurunuzdayım.”

Davutoğlu, 1 Kasım’dan beri hangi uluslararası platforma çıksa, başının dik olduğunu belirterek, sadece AK Parti Genel  Başkanı olarak değil, seçimlerde yüzde 85 katılımla demokrasi dersi vermiş bir milletin Başbakanı olarak başının dik olduğunu ifade etti.

Meclis’i tebrik eden Davutoğlu, Meclis’in modern demokrasilerde görülmeyen yüzde 97,5 temsile sahip olduğunu vurguladı. 

Başbakan Ahmet Davutoğlu, “Demokrasi tarihimizin en yüksek temsili de bu Meclis’te. Bunun için bütün partileri ve bu partilere oy vermiş seçmenleri tebrik ediyorum. Ama özel bir tebriğim, özel bir gururum var, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük seçmen oyunu alıp, bu koltukları dolduran ve ülkemizin her bir yerini temsil eden yüzde 49,5 oyla tekrar milli iradeyi bu Meclis’e yansıtan AK Parti Grubu’yla gurur duyuyorum. AK Parti Grubu farklıdır. Üslubuyla, nezaketiyle onlar ayrı ama sayısal bir fark var”  diye konuştu. 

Davutoğlu, AK Parti’nin 1 Kasım seçimlerinde 22 milyon 959 bin 394 vatandaşın oyunu aldığını, bunun şu ana kadar alınan en yüksek oy olduğunu belirtti.

7 coğrafi bölgenin tamamında birinci ve 81 kentin 63’ünde, 970 ilçenin 740’ında, 396 beldenin 290’ında birinci sırada olduklarını anlatan Başbakan Davutoğlu, AK Parti’nin yüzde 50 üzerinde oy aldığı şehirlerin sayısının ise 44’e yükseldiğini kaydetti.

Türkiye’nin şehirlerinin yarısının, AK Parti’ye yüzde 50 üzerinde destek verdiğini, buna karşılık CHP’nin 22  şehirde yüzde 1’in üzerinde oyu alamadığını, MHP’nin 24 kentte yüzde 10’u geçemediğini anımsatan Davutoğlu, şunları söyledi:

“HDP ise -hani Türkiyelileşecek diye ümitle beklediğimiz ve bir gün bu şuura ulaşırlar diye- 58 şehirde yüzde 10’u geçememiştir, bunların 34’ünde yüzde 3’ü bile geçememiştir. Bu Meclis’e baktığımızda bütün Türkiye’yi temsil ediyor. Ben sadece dönüp AK Parti Grubu’na baktığımda Muğla’dan Artvin’e, Van’dan Edirne’ye bütün Türkiye’yi temsil eden tek partiyi görüyorum.”

BİZE EMANETİ VERDİ, SİZE DE BÖYLE SEYRETMEK DÜŞTÜ

Davutoğlu, Genel Kurul’da bütçe görüşmelerinin nazik sürmesi dileğinde bulunarak, “Ama Sayın Kılıçdaroğlu, kendisine yakıştıramadığım ve bir daha ümit ederim olmayacak diye düşündüğüm şekilde, şöyle hitap etti: ‘Bunlar, bunlar, bunlar.’ Bunlar dediği Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti… Ben konuşmam esnasında kendisine Ana Muhalefet Partisi Lideri diye hitap edeceğim. Başka bir söz kullanmayacağım, ümit ederim bir ders alır” dedi.  

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun “Bunlar Türkiye’yi yönetemez, yönetemiyor” dediğini belirten Davutoğlu, “Sayın Kılıçdaroğlu, Türkiye’yi kimin yöneteceğine millet karar verir. Bu millet,  kararını 1 Kasım’da verdi. Size baktı, bize baktı, diğer partilere baktı, 13 yıla baktı, Cumhuriyet tarihinin bütününe baktı, ‘bu ülkeyi idare etse etse AK Parti idare eder’ dedi, bize emaneti verdi. Size de böyle seyretmek düştü. Milleti anlamayan milleten emanet alamaz” diye konuştu.

Herhangi bir arkadaşının kendisinin yanında bir başka genel başkana nezaketsiz üslupla soru sormasına izin vermeyeceğini, zaten arkadaşlarının da böyle bir şey yapmayacağını vurgulayan Başbakan Davutoğlu’nun, “Ama grup başkanvekiliniz döndü, ‘AK Parti’nin lideri kim?’ diye sordu. Ben burada iken, siz burada iken… Haddi değil, bu soru onun haddi değil. Böyle bir şey söylemek istemezdim, ama madem ki kapıyı siz açtınız buyurun, meydan burası… Evet  AK Parti siyasetinin 13 yıllık başarı hikayesinin efsanevi kurucu lideri Recep Tayip Erdoğan…” sözleri üzerine bakanlar ve AK Parti milletvekilleri ayağa kalkarak alkışladı. 

Davutoğlu’nun,  ”13 yıllık genel başkanlık görevinden sonra, kurucu liderlikten sonra, parti liderliğini kendisinden ilk olağanüstü kongremizden, bizde öyle sık sık kongreye ihtiyaç kalmaz, benim kendisine hitaben ‘bu bir veda değil, vefa kongresi’ dediğim kongrede onurla, delegelerimizin tamamının oyunu alarak partinin yeni lideri olarak seçildim” ifadesi de AK Parti milletvekilleri ve bakanlar tarafından ayakta alkışlandı.

BİZDE ARİSTOKRAT YOLLARDAN GELENLER YOK

Partisinin bütün delegelerinin oylarıyla efsanevi kurucu liderden liderliği devraldığını ifade eden Davutoğlu, konuşmasına şöyle devam etti:

“Liderliğin gereğini her an yaparım. Benim liderliğe gelişimde kaset oyunları olmadı, olmayacak. Ben hiçbir zaman, onurla devraldığım, sadece siyasi dostluk anlamında değil dünyevi ve uhrevi kardeş gördüğüm liderden, ‘aman ondan bahsetmeyin’ diye  daha önceki genel başkanlar hakkında da konuşulmasına izin vermem. Ben onurla bir görev aldım, onurla yapıyorum, günü geldiğinde de bir başka kardeşime onurla devredeceğim. Aramızdaki fark bu… Bizde az kongre yapılır, vakti, yeri geldiğinde yapılır. Ama şimdi arkadaşlar çok zorladılar. Dolayısıyla şimdi sormak vakti değil mi, hani Türkiye’yi biz yönetemiyoruz ya iddiaya göre. İki ayda yaptıklarımızı biraz sonra sayacağım, hangi vaatleri yerine getirdik. 10 Aralık’ta ilan ettim, bir hafta sonradan itibaren 1 ay, 3 aylık, 6 aylık, bir yıllık… Son istatistiği söylüyorum, 3 aylık verdiğimiz sözlerin iki ayında, vaatlerimizin yüzde 82’sini, reformlarımızın yüzde 50’sini yaptık. Peki, iki aydır CHP neyi tartışıyor. Acaba bu Meclis’in ilk başkanı olan Gazi Mustafa Kemal’in resmi bir odadan indi mi inmedi mi ona karar verecek. Siz bırakın, kurultay oyunları oynamaya devam edin, biz ülkeyi yönetmeye devam edeceğiz. Grup Başkanvekilimizin dediği gibi inşallah 14’ten 41’inciye kadar, daha sonrasına kadar da bu emanet elden elde onurla taşınacak. Kimse de bir önceki genel başkana, liderine saygısızlık yapmayacak, kimse de bir sonrakine emaneti devrederken gözü arkada kalmayacak. Şunu da bu Meclis’in nezaketine, zerafetine yakıştıramıyorum, Cumhurbaşkanımız yüzde 52 oyla, milletten destek alarak gelmiş bir Cumhurbaşkandır. Eleştirebilirsiniz, beni eleştirdiğiniz gibi…. Ama bu vakayı kimse örtbas edemez.”

Başbakan Ahmet Davutoğlu, külliye tartışmasına işaret ederek, muhalefetin “saray”, kendilerinin “külliye” dediğini belirterek, “Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, milletin malıdır. Biz hiçbir yere babamızdan miras gelmedik. Cumhurbaşkanımız bir reisin, bir kaptanın oğlu, ben bir esnafın oğluyum. Bizde aristokrat yollardan gelenler yok. Biz milletten güven ala ala bu yolları katettik. Bir gün gelecek Cumhurbaşkanımız da kendisinden sonraki cumhurbaşkanına orayı onurla devredecek. Fark şu…Siz 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kendiniz cesaret edemediniz meydana çıkamadınız, bir çatı aday buldunuz, bir işe yaramadı. Şimdi size söylüyorum, külliyeyi tartışmaktansa, 2019 seçimlerine iyi hazırlanın, bu sefer cesaret gösterin, kendinize güvenin, meydana çıkın, kazanın seçimi, orada siz oturun. Bu kadar basit…” ifadesini kullandı.

Siyasetin cesaret işi olduğuna vurgu yapan Davutoğlu, sözlerine şöyle devam etti:

” Siyaset er kişinin…Er kişi derken hanımları ayırt ederek söylemiyorum. Bizde er kişi gerçek anlamda yüreği olan kişidir. Hanım veya erkek. 2014’te meydana çıkmaktan korktuysanız vebali niye Cumhurbaşkanımızda veya başkalarında ararsınız? Çıkın meydana, işte buradayız. 2019’a da yeterli süre var, hazırlanın. Kongreden vakit bulurlarsa tabii…” 

Davutoğlu, 1 Kasım seçimlerinde milletin engin sağduyusunun tezahür ettiğini söyledi. Seçimlerden sonra kendilerini milletin hizmetine adadıklarını belirten Davutoğlu, 64. Hükümet olarak önceliklerinin, demokrasiyi ekonomik istikrarla birlikte geliştirmek olduğunu kaydetti.

Davutoğlu, insan onurunu esas aldıklarını ifade ederek, “Türkiye’yi yönetme tartışması bağlamında, bu listeyi hepiniz ezberlediniz ama milletimize bir kez daha söyleyeyim, özellikle Sayın Kılıçdaroğlu duyar da bu sefer belki nasıl yönettiğimizi görür diye söylüyorum. Sadece son iki ayda vaatlerimizin yüzde 82’sini yerine getirdik. Alınlarını öptüğüm işçilerimizin asgari ücretini bin 300 liraya çıkardık” dedi. 

Emeklilere yılda bin 200 TL zam yaptıklarını anımsatan Davutoğlu, “Biz öyle seçim beyannamelerinde ‘Yapacağız, edeceğiz’ demeyiz. Yapacağız dedik mi yaparız, sonra da yaptık deriz, elhamdülillah” diye konuştu.

Esnafa 30 bin TL faizsiz kredi vermeye başladıklarını, çiftçi için yemde ve gübrede KDV’yi kaldırdıklarını kaydeden Davutoğlu, genç çiftçilere proje karşılığı 30 bin TL karşılıksız destek verdiklerini anlattı. Davutoğlu, muhtarların, emniyet görevlilerinin, askeri personelin özlük haklarında iyileştirmeler yaptıklarını söyledi.

MİLLETİMİZİN BİZE VERDİĞİ HER BİR VERGİYİ NAMUSUMUZ BİLDİK

Davutoğlu, “Ahilik geleneğiyle besmeleyle açtınız mı Meclisi ya da rızk kapınızı, Allah bereketlendirir. Biz duayla açarız ve 14 yıldır Türkiye doğalgaz, petrol keşfetmedi, hiçbir şey keşfetmedi. Ne yaptık biliyor musunuz? Milletimizin bize verdiği her bir vergiyi namusumuz bildik namusumuz, her bir kuruşunu” sözlerini sarfetti.

Başbakan Davutoğlu, CHP sıralarından laf atılması üzerine, şöyle konuştu:

“Bakın Sayın Kılıçdaroğlu, kusura bakmayın ama bir şeyi söylemek zorundayım. Ümit ederim bundan sonra özen gösterirler. Siz çok ağır ifadelerde konuştunuz. Milletvekillerimize, ‘Sayın Kılıçdaroğlu konuşurken kimse müdahale etmeyecek’ mesajını gönderdim. Grup Başkanvekilleri dolaştılar bunu duyurdular, siz konuşurken tek bir müdahale olmadı. Siyasi liderlik sadece sözle olmaz; siyasi liderlik, liderlik yaptığı insanlara sözünü geçirmekle olur. Yan tarafınızdaki arkadaşa söylüyorum; siyasi liderlik her şeyden önce, dönüp grubuna ‘sus’ dediğinde susabilmesidir ve aynı şekilde bir disiplin içinde hareket edebilmesi, nezaket içinde hareket edebilmesidir. Söz söylemek gerektiğinde grubumuz mertçe çıkar sözünü söyler, sözünü esirgemez. Ama bir başka genel başkan konuşurken nezaketsizlik yapılmasına izin verildiğinde buna liderlik denmez.”

Başbakan Davutoğlu, gelecek dönemde geriye kalan bütün vaat ve reformları hayata geçireceklerinden kimsenin şüphesinin olmaması gerektiğini söyledi.

MECLİSE GELECEK YENİ REFORMLAR

Siyasi Etik Kanunu, Siyasetin Finansmanında Şeffaflığın Artırılması, Alevi vatandaşların taleplerinin karşılanması, darbe dönemlerinden kalan antidemokratik hükümlerin mevzuattan kaldırılması, taşeronların kamuda istihdam edilmesi gibi reformları da Meclis’e sevk etmeyi hedeflediklerini belirten Davutoğlu, “Gelin, derhal içtüzüğü değiştirelim” dedi.

Davutoğlu, Meclis’in kaybedecek zamanı olmadığını vurgulayarak, “Çarşamba gecesi dakika dakika takip ediyorum. Engellemeler yüzünden sadece bir madde geçebildi. Meclis ana odağını engelleme yerine yasa çıkarmaya yöneltirse torba yasaya da gerek kalmaz, başka bir uygulamaya da. Onun için gelin hep beraber içtüzüğü değiştirelim. Yeni içtüzükte istediğiniz kadar söz hakkınız olsun ama engelleme, blokaj olmasın. Millet bizden bu Meclis’in çalışmasını bekliyor. Meclis’in etkin bir şekilde çalışması için gereken her şeyi yapmaya hazırız” diye konuştu.

Başbakan Davutoğlu, 14 yıl içinde tutmayacakları sözleri vermediklerini, verdikleri sözlerin tamamını gerçekleştirdiklerini kaydetti.

Milletin kaynaklarını yine millete seferber ettiklerini dile getiren Davutoğlu, Türkiye’nin son 14 yılda güçlendiğini ve önemli küresel güç haline geldiğini bildirdi. Davutoğlu, en büyük payı yine eğitime ayırdıklarını, 2002’de 11,3 milyar TL olan eğitim bütçesini 2016 yılında 109,3 milyar TL’ye çıkardıklarını söyledi. 

Kamu sağlık harcamalarına ayrılan kaynağın 2015 yılına göre yüzde 18 artırılarak, bu yıl 95 milyar TL’ye çıkarıldığını ifade eden Davutoğlu, eğitim ve sağlığa bu yıl, 2002’ye göre 2 kat fazla bütçe ayırdıklarını kaydetti.

YERE NE KADAR SAĞLAM BASARSAK…

Ahmet Davutoğlu, hiçbir bütçeyi, programı bir dönemle sınırlamadıklarını belirterek, “Ufkumuz derinlere kadar gider, bastığımız adım ise toprağın köküne kadar iner. Yere ne kadar sağlam basarsak, gözlerimiz ufku o kadar kuvvetli tarar” diye konuştu.

Türkiye’nin 1993-2002 yıllarında toplam ortalama büyümesinin yüzde 3 olduğunu vurgulayan Davutoğlu, 2003-2016 yıllarında ise büyümenin yüzde 4,7 olarak gerçekleştiğini anlattı. Başbakan Davutoğlu, 2007-2015 yılları arasında bütün çevre ülkeler ve Avrupa “işsizlikten kırılırken” 6,4 milyon istihdam ürettiklerini vurguladı.

Başbakan Davutoğlu, sadece 2015 yılında, yapılan iki seçime ve ülke etrafındaki krizlere rağmen bir milyon vatandaşı iş sahibi yaptıklarını belirtti.

BATAN 22 BANKANIN MALİYETİ 30,2 MİLYAR TL

İstihdam oranının yüzde 40,4’ten yüzde 46’ya yükseldiğini kaydeden Davutoğlu, “Her konuda disiplinliyiz ama 14 yılda mali disiplinde dünyanın takdirini kazandık. Sizden takdir beklemiyoruz ama herkes biliyor ki 2002’de bütçe açığı yüzde 11 idi, şu anda yüzde 1,2. Bu tabloyla 28 AB ülkesi içinde 6. durumdayız. Biz devraldığımızda kamu borç stoku yüzde 74 idi, şimdi ise yüzde 33,5. AB üyelerinde kamu borç stoku yüzde 88, Avro bölgesinde yüzde 94, OECD’de yüzde 90, Türkiye’de sadece 33,5” değerlendirmesinde bulundu. 

Başbakan Davutoğlu, 1997-2002 yıllarında batan 22 bankanın maliyetinin 30,2 milyar TL olduğunu söyleyerek, bankacılık sistemini güçlendirdiklerini bildirdi.

Davutoğlu, iktidara geldiklerinde 76 olan üniversite sayısının 193’e çıktığını ve 249 bin derslik yaptıklarını belirtti.

Havayolunu kullanmanın geçmişte bir ayrıcalık ve sınıf atlamak olarak değerlendirildiğini ifade eden Davutoğlu, “Biz havayollarını halkın yolları yaptık. 26 havalimanını 55’e çıkardık. Eğer bazı barbarlar olmasaydı büyük bir onurla açtığımız Yüksekova Havalimanı da bugün barışı, insanları birbirine buluşturan bir havalimanı olarak çalışacaktı. Ama o barbarlara rağmen Yüksekova’yı da bütün Doğu ve Güneydoğu’yu da havalimanlarıyla bundan sonra dünyaya bağlamaya kararlıyız” diye konuştu.

Havayolunu kullanan yolcu sayısının 2002 yılında 34,4 milyon iken 2015’te 182 milyon olduğunu belirten Davutoğlu, bölünmüş yolların uzunluğunun 6 bin kilometreden 18 bin 179 kilometreye çıktığını söyledi.

Bölünmüş yollara sahip il sayısını ise 6’dan 75’e yükselttiklerini vurgulayan Davutoğlu, şöyle konuştu:

“İnşallah yakında 81’i tamamlarız. Biz başladığımız işi hiç yarım bırakmadık, yarım bırakmayız. Ankara-İstanbul, Eskişehir-Ankara-Konya hattındaki hızlı trenden 24 milyonluk bir nüfusun istifade ettiğini söyleyelim. İnşallah gün gelecek, hani 2001’lerde o dönemlerde iktidarda olanların ‘Torunlarımız bile görmüyor’ dediği hızlı treni biz gördük, torunlarımız bu hızlı trenin Kars’tan Edirne’ye, Urumçi’den Londra’ya gittiğini görecekler. Biz bunu yapacağız. Asya ile Avrupa’yı biz bağlayacağız. Dev projeler. Gururla ifade ediyorum; Marmaray, Avrasya, dünyanın en yüksek asma köprüsü olma özelliğine sahip 3. köprü… Dünyada en büyük havalimanı olacak olan 3. havalimanı, Körfez geçişi, Ordu-Giresun Avrupa’da bir ilk. Bütün bunları şu anda vaktimiz yetmeyeceği için saymıyorum. Ama siz karşı çıksanız da bu yollardan eminim konfor içinde gidiyorsunuz ve bir gün herhalde bir kadirşinaslıkla ‘Allah bu yolları yapanlardan razı olsun’ da dersiniz. Ümit ederiz. Siz belki demeseniz de eminim diğer partilere oy veren İstanbullu hemşehrilerimiz Marmaray’dan her geçişte bize oy vermeseler bile mutlaka bir hayır dua ediyorlardır. Bir gün onların oylarını da alırız.”

Seçimden önce ne kadar oy beklediklerinin kendisine sorulması üzerine, “Yüzde kaç oy söylersem söyleyeyim seçmene haksızlık ettiğimi düşünürüm” dediğini anımsatan Davutoğlu, “Sanki şöyle bir kanaat hasıl olur; ‘Ben bazı seçmenlerimizin gönlüne giremem’ gibi bir kanaat. Bizim için 2 seçmen vardır, bir bugün AK Parti’ye oy verenler, bir yarın verecek olanlar” değerlendirmesinde bulundu.

HUKUKUNUZ ŞEREFİMİZDİR

Bütün seçmenlere seslenen Davutoğlu, “Hukukunuz şerefimizdir. Hiç kimsenin hukukunun çiğnenmesine izin vermeyiz. Bize oy verebilirsiniz, vermeyebilirsiniz. Ama biliniz ki sizin hukukunuz bizim şerefimizdir” dedi.

İktidara geldiklerinde, yoğun bakım yatağının bütün Türkiye’de sadece 869 olduğunu, şimdi ise hastanelerin 12 bin 489 yoğun bakım yatağına sahip olduğunu vurgulayan Davutoğlu, “Gururla ifade ediyorum, Dışişleri Bakanı olarak birçok şeyle gurur duymuştum ama en çok da Somali’de bir çölün ortasında yaralanan bir TİKA mensubunu birkaç saat içinde helikopterle merkeze, oradan da ambulans uçağımızla Ankara’ya getirip ameliyata almamız… ‘İşte’ dedim, ‘Büyük devlet bu’. Millet, bu büyük devleti hissediyor. Dünya bu büyük devletin ayak seslerini hissediyor. Biz yüreğimizde bunu yaşatıyoruz” ifadesini kullandı. 

Organize sanayi bölgelerinin sayısının, iktidara geldikleri dönemde 65 olduğunu, şimdi ise bu sayının 166’ya yükseldiğini aktaran Davutoğlu, “Sayın Kılıçdaroğlu, Ar-Ge’ye çok önem verdiklerini, bunun için çaba sarf etmek gerektiğini söyledi. Bir rakam söyleyeyim de içi şenlensin. Biz iktidara geldiğimizde toplam teknoloji geliştirme bölgesi sadece 2 idi, şimdi 63. Elektrik enerjisi 31 bin 846 megavattı, şimdi 73 bin 148 megavat” açıklamasında bulundu.

Başbakan Davutoğlu, şunları kaydetti:

“Sayın Kılıçdaroğlu’nun bir hususiyetini fark ettim. İstatistiksel aralığı çok fazla. 70 milyon, ’78-80 milyon’ dedi, nüfusumuzla ilgili. Onu anladım. Enerji bağımlılığı konusunda da yüzde 50’lerden, Rusya’ya bağımlılığı kastediyor, yüzde 60’lara, 70’lere, 80’lere çıkıyor. Bunun tek bir rakamı yok mu Allah aşkına? Yüzde kaçtan kaça çıkacaksa söyleyelim. Bu kadar geniş aralıkla konuşulmaz ki. Bizden önce 100 yılda 300 santral yapılmıştı. 13 yılda biz bin 181 enerji santrali yaptık. 1984-2002 arası, yani 18 yılda 19,8 milyar dolar doğrudan yabancı yatırım geldi Türkiye’ye. 2003-2015’te ise 12 yılda 165 milyar dolar doğrudan yabancı yatırım geldi. 10 mislinden fazla. Hani ‘Türkiye ekonomisi nereye gidiyor?’ diyenlere cevaben söyleyeyim, 2014 yılında 12,8 milyar dolar doğrudan yabancı yatırım gelmişti, 2015 yılında 16,6 milyar dolar. Hem bir taraftan seçimle uğraştık. Bütün illerimizi dolaştım, 81 vilayeti dolaştım 7 Haziran’da. Ondan sonra 1 Kasım’da da bir tur daha attık bazı vilayetlerimize. Bu arada da dünyaya Türkiye’yi anlattık. 1 Kasım’dan sonra bir taraftan terörle mücadele ediyoruz, bir taraftan dünyayı dolaşarak yabancı yatırımı çekmeye çalışıyoruz. Çünkü biz biliyoruz ki bu ülkede tek boyutlu düşünenler hiçbir şeye çözüm bulamazlar. Bizim zihnimiz, gönlümüz her an meşgul olacak.”

Müteahhitlerin, yurt dışında aldığı müteahhitlik hizmetleri 1974-2002 yılında 28 yılda 46 milyar dolar iken, 2002-2015 yıllarında ise 13 yılda 273 milyar dolar olduğunu belirten Davutoğlu, “İhracat 36 milyar dolardan, 143,9 milyar dolara. Bütün bu etrafımızdaki ülkelerin çökmesine ve ihracat pazarlarımızın daralmasına rağmen ihracat hacim anlamında yüzde 1,4 arttı geçen sene. İnşallah kısa zamanda da toparlayacağız” dedi.

BU ÜLKEYİ İNŞALLAH YAKINDA ÜST GELİR GRUBUNA DA SOKACAĞIZ

Davutoğlu, “Dış ticaret açığı 2014’te yüzde 25,2 düştü. Cari açık ki en temel meselemiz, 32,2 milyar dolara geriledi ve yüzde 26,1 düştü. Milli gelire oranı da 5,8’den, yüzde 4,4’e düştü. 2002’de biz bu ülkeyi düşük orta gelir ülkesi olarak almıştık, şimdi üst orta gelir ülkesi olarak aldık, inşallah yakında üst gelir grubuna da sokacağız” görüşünü dile getirdi.

İş başına geldiklerinde, satın alma gücü paritesine göre kişi başına düşen milli gelirin ise AB ortalamasının yüzde 35’i olduğunu, şimdi ise bu rakamın yüzde 53’e yükseldiğini aktaran Davutoğlu, “Dolayısıyla biz ülke ekonomisini bir uçurumdan, bir kuyudan aldık, aydınlık bir yola, aydınlık bir ortama taşıdık, taşımaya da devam edeceğiz” diye konuştu.

İktidarları döneminde asgari ücreti yüzde 606,1 artırdıklarını ve 1 Ocak’tan itibaren net bin 300 liraya çıkardıklarını anımsatan Davutoğlu, böylece asgari ücreti 2002’den bu yana yüzde 126,3 oranında reel olarak artırdıklarını bildirdi.

Başbakan Davutoğlu, şöyle devam etti:

“Aile yardımı ödeneği de dahil en düşük memur maaşını yüzde 503,5 artırarak, 2 bin 365 liraya çıkardık. En düşük memur maaşlarında da böylece reel artış yüzde 93,5. Emeklilerimize ilk yılında 75 lira ile 100 lira arası seyyanen zam yapmıştık. Geçen sene de 2015 yılı Temmuz ayında SSK ve Bağ-Kur emeklilerimize bin liranın altında aylık alanlara 100 lira, bin liranın üstünde alanlara da bin 100 lirayı geçmeyecek şekilde 100 lira verdik. Ayrıca 2016 yılında söz verdiğimiz şekilde 1 Kasım’dan önce hepsine tekrar seyyanen 100 lira zam yaptık. Ancak bunlar yetmez. Biz halkımıza en müreffeh şartları sağlamayı boynumuzun borcu biliriz.”

DEMOKRASİ BİZİM EN BÜYÜK GÜCÜMÜZDÜR

Türkiye’nin demokrasinin de önemli bir husus olduğunu vurgulayan Davutoğlu, “Demokrasi bizim en büyük gücümüzdür. Belki ekonomik krizleri, zor şartlarla karşılaşabiliriz ama aşarız. Cari açığı kapatabiliriz ama demokrasi açığını kapatamayız. Arkadaşlar, bizim iktidar olduğumuz dönemlerde demokrasimiz hiçbir zaman açık vermedi, açık vermeyecek” dedi.

Davutoğlu, “Demokrasimizin belki de 27 Mayıs ve 12 Eylül darbelerinden sonra, 28 Şubat postmodern darbesinden sonra da gördüğü en büyük tehdit, 20 Temmuz 2015’te yani 7 Haziran sonrasında ‘Türkiye’de bir boşluk doğdu, hükümet boşluğu. Tek parti hükümeti yok’ düşüncesiyle aynı anda 3 barbar terör örgütünün düğmeye basmasıyla başlayan dönemdir, en büyük tehditlerden biri” değerlendirmesinde bulundu.

Davutoğlu, 20 Temmuz’da Suruç’ta DAEŞ saldırısı yapıldığını, aynı gün PKK’nın Adıyaman’da 1 askeri şehit ettiğini, 21 Temmuz’da DHKP-C’nin İstanbul’da silahlarla sokağa çıkmaya cüret ettiğini belirtti.

Davutoğlu, “22 Temmuz, hani şimdi Cizre’de devleti suçlayanlar var ya, onlara dönüp, bir şey söylemeyip bize saldıran anamuhalefet partisi var ya, o günlerde hepsi yeni bir ayaklanma çağrısı yapan PKK’ya karşı suspustular” diye konuştu.

Sözlerini “İşte, şimdi, çok konuşan ve sanki bu olaylarda hiç payı yokmuş gibi olan HDP’lilere sesleniyorum” diye sürdüren Davutoğlu, “15 Temmuz’da ‘Bakın, ne yapmak istediğinizi görüyoruz. Ateşle oynamayın. Bu milletin sabrını taşırmayın’ diye konuşmuştuk. Ben orada o görüşmeyi yaparken Kandil’den isyan çağrıları,  ’silahlanın’ çağrıları geldi. 20 Temmuz-23 Temmuz arası Ceylanpınar’da 2 polisimiz haince, kalleşçe, alçakça enselerinden şehit edildiğinde herhalde susmamızı bekliyorlardı. Biz 23 Temmuz günü alınması gereken kararı aldık. Madem ki bu ülkeye meydan okunmuştur, meydan okuyan kim olursa olsun, bulundukları inlerde cezalandırmak bizim boynumuzun borcudur” değerlendirmesinde bulundu.

Demokrasinin esasının meşruiyet, meşruiyetin makamının da yüce Meclis olduğunu dile getiren Davutoğlu, şunları kaydetti:

“Hem Meclis’te olacaksınız hem de Cizre’de, Sur’da, o aldatılmış masum çocukların cesetleri üzerinde bir başka ülkenin piyonları şeklinde rol üstlenen terör baronlarının sözcülüğünü yapacaksınız. Bu olmaz. Herkes yerini, yurdunu, konumunu tespit etmek durumunda. O günden bu güne şöyle dediler, bizi tanımadıkları, kendileri gibi olduğunu zannettikleri için ‘Bu, yeni bir seçimi kazanmak için yapılan bir manevradır, bir taktiktir’ diye düşündüler ve ‘1 Kasım’dan sonra bu durur, onun için yapıldı’ dediler. İşte gördünüz, 1 Kasım’dan sonra da 2 Kasım günü halkından yüzde 50 destek almış, Kürt vatandaşlarımızın desteğini de almış bir Başbakan olarak aynı talimatı verdim, ’23 Temmuz’daki talimatımız geçerlidir bütün güvenlik birimlerimize. Bu ülkenin dağları, ırmakları, vadileri, şehirleri, kasabaları, sokakları temizleninceye kadar bu mücadeleye devam edeceksiniz’ dedim.

Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir demokratik ülke, kendi sınırları içinde bırakın bir ilçeyi, sokağı, bir evin içinde dahi gayrimeşru bir silaha izin vermez. 2013 yılında Çözüm Süreci ki Sayın Cumhurbaşkanımız, Başbakan olarak onurla başlatmıştı, ‘Baldıran zehiri içmeye hazırım’ demişti. ‘Bütün asimilasyon ve eski retçi politikaları reddederek yola çıktık’ demişti, biz de aynı şeyleri söylüyoruz. Kim bu ülkenin tek bir insanına yan gözle bakarsa ‘Sen Türksün, Kürtsün, Alevisin, Sünnisin’ derse o yan gözü oyarız. Hiç kimseyi birbirinden ayırt etmeyiz.”

KIYAMETE KADAR EMANET ALDIK

2013 nevruzunda “Biz silahları bırakacağız, bütün ülkeden silahlı unsurlar çekilecek” dedikten sonra 2015’te silahlanma çağrısı yapılmasının gerekçesini soran Davutoğlu, “Kim size talimat verdi? Hangi güçlerin piyonlarının parçası oldunuz? Biz bu coğrafyayı dedelerimizden geçici bir şekilde emanet almadık, kıyamete kadar emanet aldık” diye konuştu.

Eğer demokratik ortamda bir şey söylenecekse, Meclis kürsüsünde her şeyin ifade edildiğini dile getiren Davutoğlu, “15 sene önce bir odada sessizce kendi kendinize söylemeye bile çekindiğiniz şeyleri bu kürsüde açık açık söyleyebiliyorsunuz. Kim getirdi bu ülkeye bu demokrasiyi? Biz getirdik” ifadesini kullandı.

Bu kürsünün dokunulmazlığını sonuna kadar koruyacaklarını, herkesin fikrini söyleyeceğini, hiçbir sınır olmayacağını belirten Başbakan Davutoğlu, “Ama 29 canımızı alan bir haine… Ben gittim, o ailelerin ellerinden tuttum. Türkiye’nin her köşesindendiler, kimi Sünni, kimi Alevi, kimi Kürt, kimi Türk. Bazı ailelerin toplu olarak dahi göremeyecekleri kadar o bedenleri parçalayan bir caninin taziye ziyaretine gitmek, bütün insanlığı katleden birisini kutsamaktır. Biz buna sesiz kalır mıyız? Peki buna anamuhalefet partisi sessiz kalacak mı?” diye sordu. Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sayın Kılıçdaroğlu bizi eleştiriyor. Patlama olduğu andan itibaren yaptığımız her açıklamayı baştan sona okuyun. Parça parça okuyup bağlamından koparmayın, bu yakışmaz. Patlamanın ertesi günü Genelkurmay Başkanlığında verdiğim bütün istihbari bilgiler doğrudur. Türkiye’ye Salih Neccar ismiyle girmiş olan ve parmak izi belli olan şahıs aynı şahıstır daha sonra bu cinayeti işlediğini ailesi üzerinden itiraf edenle.

Şunu soruyorum Sayın Kılıçdaroğlu’na: Bu hikayeyi burada anlatırken niye PKK’yı PYD’den ayırt ettiniz? ‘Başka bir terör örgütü’ dediniz? Niye dönüp Türkiye’ye bu caniyi sokan ve gidip orada YPG militanlarıyla yetişmiş bu cani karşısında ‘YPG de PKK da aynıdır’ deme cesaretini göstermiyorsunuz? Terör örgütü dahi sahiplenmedi bu cinayeti, TAK diye bir başka alt örgüte verdi, HDP’nin meşru siyasetçi olması gereken milletvekili gitti sahiplendi. İşte bunlar hepimize ders oldu. Teröre karşı tek vücut olmadıkça bu ülkenin hukukunu koruyamayız. DAEŞ terörünü PKK teröründen, YPG terörünü diğerinden ayırt ederek bu ülkede insanımızın hukukunu koruyamayız.”

CHP İKİNCİ TOPLANTIDA ÇARK ETTİ

“Demokrasimizi taçlandırmamızın bir diğer yolu da yeni bir anayasayı birlikte yapmamızdır” diyen Davutoğlu, seçimlerden sonra terörle mücadele, ekonomik reformlar, vaatlerin yanında yeni anayasa ile ilgili süreci başlattıklarını anımsattı.

Konuyla ilgili CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi ziyaret ettiğini hatırlatan Davutoğlu, “Bu sefer herhalde bu iş olacak” diyerek ümitlendiğini kaydetti. Çünkü her iki genel başkanın da “Evet bu anayasaya biz de karşıyız, gereğini birlikte yapayım” dediğini;  Kılıçdaroğlu’nun “Darbe hukukunu da tümden temizleyelim” dediğini aktaran Davutoğlu, “(Buyurun, hazırız) dedim fakat daha CHP komisyonun ikinci toplantısında hemen çark etti. Gerçekten alışkanlıklar değişmiyor. CHP’yi değiştirmek çok zor. Kalıplaşmış. İlla ve mutlaka darbe anayasasına öyle ya da böyle sahip çıkacak dolaylı olarak. Şimdi buradan çağrıda bulunuyorum: Hiç birbirimize sınır koymayalım. Siz istediğinizi söyleyin, bizim arkadaşlarımız istediklerini söylesinler. Özgürlükçü, katılımcı, güçler ayrılığı prensibine dayanan, insan hak ve özgürlüklerine saygılı yepyeni bir anayasayı beraber yazalım” diye konuştu.

CHP’nin ayak oyununa gelmeyip komisyonun devamı için beyanda bulunan diğer partilere teşekkür eden Davutoğlu, şöyle devam etti:

“Sayın Meclis Başkanımız tekrar çağrıda bulunacağı kanaatini bize söylemişti. Ümit ederim ki bu çağrıya herkes cevap verir, bir araya geliriz. Siz ‘Parlamenter sistem’ dersiniz biz ‘Başkanlık sistemi’ deriz. Özgürce tartışırız ama sansürle bu iş olmaz. Burada ‘Başkanlığı tartışmayız’ demek bir sansürcü zihniyettir. Biz ‘Parlamenter sistemi tartışmayız’ diyor muyuz? Gelin her şeyi tartışalım. Yeter ki öyle bir anayasa yazalım ki gelecek nesiller 26. dönem milletvekillerini hayırla yad etsinler. Biz, buna hazırız. Darbe hukukunu temizlemek anlamında ise bu çok daha kolay. Biz gereğini yaptık, yapıyoruz. 2007 yılında 1085, 2010 yılında 17 darbe döneminden kalan genelgeyi iptal ettik. Şimdi de gerekli taramaları yaptık. 457 kanun, 405 Kanun Hükmünde Kararnameyi taradık, elimizde envanter hazır. Anayasa gibi değil, 330 gerektirmiyor, çok daha kolay. Gelin iki ayrı komisyon kuralım. Anayasa Komisyonu yoluna devam ederken darbe hukukunu da tümüyle temizleyelim. Öyle temizleyelim ki kimse bir daha darbe kelimesini telaffuz bile etmeye cesaret bulamasın. Bir ümitleniyorum sonra Sayın Kılıçdaroğlu buraya geliyor, Mısır’daki darbeyi neredeyse savunurcasına ‘Türkiye-Mısır arasında ne problem var ki ilişkiler bozuluyor?’ diyor. Biz Mısır’da demokrasiyi, Mısır halkının iradesini savunduk. Biz Mısır’da aslında 27 Mayıs’ta asılan Adnan Menderes’i savunduk.”

Davutoğlu, Meclis’in eleştiri makamı olduğunu ve kendilerinin de millete ve milletin temsilcilerine her türlü hesabı vereceklerini söyledi. “Dışişleri Bakanlığım döneminde, şimdi de Cumhurbaşkanımızın Başbakanlığı döneminde de hakim olan dış politikada 3 referansımızı zikretmek isterim” diyen Davutoğlu, birincisinin çok boyutlu dış politika olduğunu ifade etti. 

Davutoğlu, çok boyutlu dış politikayı hiç terk etmediklerini belirterek, şöyle devam etti:

“Objektif şeyler söyleyeceğim. Sadece zirveleri vereceğim. Ekim 2015’ten gelecek sene Ekim 2016’ya kadar olan zirveler. Ekim 2015 Dünya Göç Zirvesi, Kasım 2015 G-20 Zirvesi, Kasım 2015 Avrupa Birliği-Türkiye Zirvesi, Mart 2016 inşallah tekrar Türkiye-Avrupa Birliği Zirvesi yapacağız. Nisan 2016 İslam İşbirliği Teşkilatı Zirvesi, Mayıs 2016 insanlık tarihinin ilk Dünya İnsani Zirvesi, Ekim 2016 Dünya Enerji Zirvesi, İstanbul’da yapılacak. Botanikten göçe, insani zirveden ekonomiye her şey Türkiye’de konuşuluyor. Her yere biz ulaşıyoruz. Bir yalnızlık iddiası alıp gidiyor. Ben durmuyorum, Cumhurbaşkanımız durmuyor, davetlere yetişmekten ya da birilerini ağırlamaktan. Bu nasıl yalnızlık anlamadım. Türkiye yalnız kalmadı, kalmaz ama birileri kendilerini millet nezdinde yalnızlığa mahkum ediyor.”

Davutoğlu, Türkiye’nin 250 temsilcilik ile dünya altıncısı olduğuna vurgu yaparak, Afrika’da 12 büyükelçiliğin 29’a çıktığını kaydetti. 

Dış politikaya ilişkin ikinci boyutun ise insani ve vicdani boyut olduğunu belirten Davutoğlu, 7 Haziran seçimleri sonrasında özellikle Bosna’dan, Somali’den, Filistin’den, Suriyelilerden, değişik liderlerden mesajlar aldıklarını ifade etti. 

BU KALE DÜŞMEZ, BU BAYRAK İNMEZ

Davutoğlu, şunları vurguladı:

“Bazıları ağlayarak telefonda şunu söyledi: ‘Daha önce başımız sıkışırsa bizi kollayacak olan, aç kalırsak Somali’de olduğu gibi bize kucak açacak olan, Suriye’de olduğu gibi kimyasal silahlardan kaçarken sığınacağımız bir Türkiye vardı. Şimdi bizim halimiz ne olacak?’ 1 Kasım günü aynı insanlar hemen hemen dünyanın değişik bölgelerinde, aynı gönül coğrafyasında, bir Suriyeli ilim adamının deyişiyle söylüyorum, ‘Türk kardeşlerimiz oylarını elleriyle sandıkta kullandı. Biz avuçlarımızı Rabbimize açıp öyle oy kullandık’ dedi. Bu anlamda yurt dışındaki Araplar, Türkmenler, Somalililer, Kürtler hepsi bizim soydaşımız, hepsi bizim kardeşimiz. Artık Türkiye Cumhuriyeti devleti, sadece belli sınırlar içinde olan bir ulus devlet niteliğinin çok ötesine taşınmıştır. Al bayrağı gördüğünde kendi bayrağı gibi onu öpen Somalililer varken, o bayrağın altına sığınmak için kilometrelerce yolu aşıp ‘Bir an önce kendimi Türkiye’ye atayım’ diyen Suriyeliler varken, o bayrağı bombalar altında bağrına basıp ‘Bu benim bayrağım’ diyen Gazzeliler varken, bu kale düşmez, bu bayrak inmez.”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun 5 yıldır aynı şeyi söylediğini belirten Davutoğlu, Suriye’de 400 bin insanın öldüğünü, Halep’ten eser kalmadığını söyledi. “Halen siz tekrar tekrar ‘durup dururken’ diyorsunuz” diyen Davutoğlu, “Saatiniz bir yerde durmuş ama tarihin saati durmuyor, akıyor. Biz bu akışı takip edeceğiz” dedi. 

Dış politikadaki üçüncü referansın ise gönül coğrafyalarındaki etki olduğunu belirten Davutoğlu, gönül coğrafyalarındaki etkiyi artıracaklarını bildirdi. 29 Nisan 2016’nın Kut’ül Amare’nin 100. yılı olduğunu hatırlatan Davutoğlu, bunun Ortadoğu halklarının tümünün, Türklerin, Kürtlerin, Arapların, Hristiyanların topluca işgalcilere karşı kazandığı son zafer olduğunu dile getirdi. 

KIYAMETE KADAR KARDEŞLİK DİYECEĞİZ

Davutoğlu, şöyle devam etti:

“Orada omuz omuza bu toprakların onurunu korudu bu ecdat. Aynı günlerde Sykes-Picot haritası çizildi bir yerlerde ve şehirlerimiz bölünüp, parçalanarak bağrımıza hançerler saplandı. Şimdi Mardin konuşmasında da zikrettik, bütün bu gönül coğrafyasında tarih boyunca birleştirenler ve parçalayanlar oldu. Alparslan, Selahattin, Sultan Selim, İdris-i Bitlisi, Çanakkale, Kut’ül Amare birleştirdi. Moğollar, haçlılar, sömürgeciler parçaladı. Şimdi de sömürgecilerin piyonları tekrar parçalamak istiyorlar. İşte bu Yüce Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çatısı altında, İstiklal Savaşı’nı verirken, mazlum milletlerin son ordusu olarak verenlerin torunları olarak söylüyoruz; kim Sykes-Picot’un parçaladığı o haritaları daha küçük parçalara bölerek, kardeşi kardeşten, Diyarbakır’ı Bursa’dan, Ulu Camiilerini ayırt etmek, Hakkari’yi Edirne’den koparmak isterse, 78 milyon olarak her birimiz son nefesine kadar onlara dur deriz. Modern Moğollara, haçlılara yeni sömürgecilere izin vermeyiz. Herkes safını belirlemelidir. Bu ülkenin çocuklarını barikatların arkasında ölüme mahkum eden, Kandil’den değil, Türkiye’ye düşman birtakım başkentlerden talimat alanlar, Kandil sadece bir üs, istasyondur. Talimatlar başka yerden gelir. Kandil birilerine iletir, onlar yapar. Onlara karşı bilinsin ki biz bölmek isteyenlere inat birleştireceğiz. Biz nefret dili geliştirmek isteyenlere inat muhabbet dili söyleyeceğiz. Yunus Emre’nin güzel Türkçesiyle, Fekiye Teyran’ın güzel Kürtçesiyle, sevda diyeceğiz, aşk diyeceğiz, muhabbet, birlik, kardeşlik diyeceğiz. Kıyamete kadar kardeşlik diyeceğiz.”