23 Ekim 2019 Çarşamba
hatay escort çanakkale escort bolu escort Bayan Gazetesi

Mesut Özil ve Avrupa'nın Irkçılıkla İmtihanı

04 Ağustos 2018, 16:15
Mesut Özil ve Avrupa'nın Irkçılıkla İmtihanı
Egemen Bağış
 Mesut Özil’in bir daha Almanya Futbol Milli Takımı’nda oynamayacağını kamuoyuna duyurması ile birlikte başta Almanya’da ve anavatanı Türkiye’de olmak üzere tüm Avrupa’da ırkçılık gündeme oturdu.

Mesut kardeşimiz milli takımı bıraktığını açıklarken önemli bir söz söyledi: “Kazandığımızda 'Alman' kaybettiğimizde 'Göçmen' oldum. Takım arkadaşlarım Lukas Podolski ve Miroslav Klose'nin, Alman-Leh olarak nitelendiğini duymadım. Öyleyse neden Alman-Türk olarak tanımlanıyorum. Türk olduğum için mi? Müslüman olduğum için mi? Türklüğüme saygı göstermemeleri bardağı taşıran son damla oldu."

Onurlu bir duruş sergiledi Mesut Özil ve Avrupa’da maalesef yükselen ırkçılığın daha da palazlanmadan kamuoyu vicdanında tartışılmasını sağladı.

Demokrasi ve insan haklarına önem verip kurumsallaşmasını sağlayan Avrupa’da ırkçılık, faşizm ve benzeri fikir akımlarının nasıl yeşerdiğini, dönem dönem de güçlendiğini halkımız muhakkak merak ediyordur. Evet, dünyaya medeniyet ihraç eden Avrupa Kültürü aynı zamanda dünyanın başına bela olan fikirleri de musallat etmiştir. Ama unutmayalım ki Avrupa’nın da vicdanlı bir kamuoyu vardı ve hala da mevcut.

Batının sömürge düzenini ve Afrika’dan köleleştirip getirdiği insanları dünya unutmadı. Çok acıdır ki siyah tenli oldukları için onlar insan değil diye köleliği savunanlar bile vardı. Lakin aynı Avrupa’nın düşünürleri, aydınları bunlara karşı tepkilerini cesurca dile getirdiler. Hitler’in Nazi Almanya’sı ırkçılık ve nasyonal sosyalizmi başka ülkelere de rol model olmaktaydı. Alman aydın ve bilim adamları ülkeyi terk etmeye başlamışlardı.

İşte bu ortamda 1936 Berlin Olimpiyatları başlamıştı. Atletizmde ABD’den siyahî bir atlet olan Jesse Owens, ilk gün 100, 200, 4x100 maratonda ve uzun atlamada altın madalyaları toplayarak izleyiciler arasındaki arî Aryan Irkı savunan Adolf Hitler’i fena bozmuştu. Jesse Owens’ı kutlamadan 100 metre zaferinden sonra stadyumdan ayrılmıştı.


Uzun atlamada Almanların madalya beklediği Luz Long ikinci olmuştu. Ama işte o Luz Long Nazi Almanyasını temsil etse de vicdanını dinleyerek Jesse Owens’ı zaferini ilan ettiği ilk anda tebrik etmişti. II. Dünya Savaşı başladığında Luz Long’un zor cephelere bilinçli yollandığı söylenir. Zaten Sicilya’da müttefiklere karşı çatışmada hayatını kaybeder. Long’un o an gösterdiği duruş Avrupa’da vicdanın sesini haykıran insanları daha da cesaretlendirir.


Bir başka örnek ise ünlü Fransız düşünür Jean Paul Sartre’dır. Cezayir, Fransızlar tarafından işgal altındadır ve savaş devam etmektedir. Sessiz kalan Fransız Halkına karşı Sartre şunu haykırmıştır: “Bu savaşı yargılıyorsunuz, ama hala Cezayir Savaşçılarıyla dayanışma cesaretini gösteremiyorsunuz. Korkmayın!”. Yıllarca Cezayir’de yapılan zulmü ve soykırımı lanetlemiş güçlü bir kamuoyu oluşturmuş ve 1964 yılında kendisine verilen Nobel Edebiyat Ödülü’nü bu soykırımcı ve emperyalist dünyaya bir isyan olarak reddetmişti.

Aslında gördüğünüz gibi Batı’nın da bir vicdanı ve kamuoyu oluşturma potansiyeli var. Aynen Mesut’un da milli takımı bıraktığında tekrardan ırkçılığa karşı sesini yükselten insanların var olduğunu müşahede ettiğimiz gibi bir insani yanı var.

Rusya’da düzenlenen son Dünya Futbol Şampiyonası’nda Kongolu, Kamerunlu, Malili, Senegalli, Martinikli, Faslı Rami, Cezayirl, Angolalı, Togolu, Guadaluplu, Gineli, Filipinli ve farklı Avrupa ülkelerine mensup anne babalardan Fransa’da doğmuş halis mulis Fransız olmayan az sayıda Avrupalı oyuncu ile Fransa şampiyon oldu. Fransa’da mültecilere karşı toplumda aşırı sağ görüşler tırmandırılmaya çalışılırken bu şampiyonlukla veraber gene diğer vicdani ses özgüveni artırarak karşısına dikilebildi. Şimdi aynısı Mesut kardeşimizin ayrılma kararında Almanya’da tartışma ortamı oluşturdu.

Her zaman savunduğum üzere diplomatik mücadele dış siyasetin belirleyici silahıdır. Avrupa’nın içindeki vicdanı ve insani kanadı tarafımıza çekmek ve onları haklı davalarımızda ikna etmekle daha güçlü bir etkiye sahip olacağız. Avrupa’nın değerlerine kızarak vurmak yerine insani değerlerine vurgu yaparak iç kamuoyunu yanımıza çekmeliyiz. Güçlü bir tanıtım çalışmasının hedeflerinden biri de bu olmalı. Türkiye’nin yurtdışındaki imajı hususunda yapılacak çalışmaların bu hususta önemli hizmetleri olacağına inanıyorum. Cumhurbaşkanlığı hükümet modeli çerçevesinde bir tanıtım ofisinin kurulmuş olması ve başına Prof. Dr. Fahrettin Altun gibi tecrübeli birinin atanmış olması işte bu yüzden de çok umut vericidir.


Egemen BAĞIŞ

TC Avrupa Birliği ve Devlet Eski Bakanı

Istanbul Aydın Üniversitesi Batı Araştırmalar Merkezi Başkanı

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

    GAZETE MANŞETLERİ

    HAVA DURUMU

    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    ANKET Sonuçlar Tümü

    ?24 Haziran milletvekilli seçiminde hangi partiye oy vereceksin

    NAMAZ VAKİTLERİ

    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    EN ÇOK YORUMLANANLAR

    BUGÜN

    BU HAFTA

    BU AY

    SPOR TOTO SÜPER LİG

    Tür seçiniz:

    SENDE YAZ

    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    ARŞİV