21 Ocak 2020 Salı
hatay escort çanakkale escort bolu escort Bayan Gazetesi

Nilüfer Pembecioğlu, İletişim her zaman önemli

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Nilüfer Pembecioğlu, "İletişimin pek çok farklı biçimi olmasına karşın en etkin olanının ise ‘insan insana’ olan bir iletişim biçimi olması"dedi.

01 Aralık 2019 Pazar 00:12
Nilüfer Pembecioğlu, İletişim her zaman önemli
 İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Nilüfer Pembecioğlu "İletişim Fakültemiz 69 yaşında. Türkiye’nin iletişim alanındaki ilk, Nobel ödüllü tek fakültesi olan ve kurulduğu günden bu yana birçok ilke imza atarak iletişim alanındaki öncülüğünü sürdüren İletişim Fakültesi hakkında, Dekanımız Prof. Dr. Ergün Yolcu değerlendirmelerde bulundu. Prof. Dr. Yolcu, ders programlarından Erasmus programına, İletişim Fakültesi'nin stratejik planından fakülte bünyesinde gerçekleştirilen projelere ve etkinliklere kadar birçok konu hakkında bilgi verdi" dedi.


Dekan Ergün Yolcu “Daha büyük başarılara birlikte imza atacağımıza İnanıyorum” dedi.



İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Nilüfer Pembecioğlu "İletişim, her zaman önemli oldu. İletişimin pek çok farklı biçimi olmasına karşın en etkin olanının ise ‘insan insana’ olan bir iletişim biçimi olduğunu her zaman vurgulamak gerek. Çünkü bu durumda, bir beyinden bir diğer beyine giden bir yol bulunabiliyor ve bu daha önce kimsenin çizmediği, kimsenin bilmediği bir yol. Beynimizi tembelliğe alıştırır ve yalnızca bize verilen kalıplarla düşünürsek, yaratıcılığı ve pek çok güzel şeyi kaçırabiliriz sanıyorum. Bu bağlamda, Amerika’ya ilk geldiğimde karşılaştığım, adını bile bilmediğim bir Amerikalı ile o ilk iletişimi aktaracağım sizlere. 2003 yılı Şubatıydı sanıyorum; Avrupa'nın pek çok yerini gördükten sonra ilk kez Amerika'ya gitmek kısmet olacaktı. O güne dek yalnızca filmlerde ve haberlerde isimlerini duyduğumuz yerleri bizzat görme şansına erişecektim. Elbette, pek çok arkadaş, daha önce gittikleri yerler ve yaşadıkları olaylar konusunda epeyce şey anlatmıştı, filmlerden izlediklerimiz de vardı.... Özellikle New York konusunda epey uyarı almıştım: yolda yürürken kimseye bakmayın, kimseyle konuşmayın, sizle konuşmak isterlerse yanıt vermeyin, çantanıza sahip çıkın, dara düştüğünüzde hemen polis çağırın gibi pek çok şey... Eminim pek çok turist İstanbul’a gelirken benzer uyarılarla doluyordur.

New York'a ilk gidiş, eminim herkes için unutulmaz bir anıdır. Havaalanından sonra, ilk ‘yeryüzüne çıkışım’ metrodan New York'un tam ortasında bir noktaya olmuştu. Kalacağım otele birkaç metrelik bir mesafede 'yeryüzüne' çıkmış, gökdelenler arasında kendimi gerçekten minicik hissetmiştim. O ilk dakikalarda, çevreden akıp giden yüzlerce insan arasında, elimde minik bavulumla, akşamın koşturmacasına dalmış bir New York ortamında, sanki hemen herkese görünür kılınmış gibi hissediyordum kendimi. Belki de bu yüzden insanlar sanki hep bana bakıyormuş, baktıkça daha dikkatli bakıyormuş gibi geliyordu.

Kavşakta yaya geçidine geldiğimde hangi tarafa gidilmesi gerektiğini düşünürken, birden yanıma koyu renkli, kıvırcık saçlı orta yaşlı bir kadın sokuldu ve İngilizce olarak “nereye gideceksiniz, size nasıl yardımcı olabilirim” diye sordu... Daha yanıt vermeye kalmadan ekledi. “Sakın yanlış anlamayın, siz iyi birine benziyorsunuz, o yüzden yardımcı olmak istedim, yabancı olduğunuzu gördüm, dayanamayıp soracağım, hangi ülkeden geliyorsunuz?” Önceden almış olduğum uyarılar çerçevesinde hareket etmiş olsam, kadından hemen uzaklaşmam ya da “imdat polis” diye bağırmam gerekirdi... Ama böyle nazik bir şekilde soran birine geldiğim ülkeyi bile söylememek, yüzü ve duruşu güven veren bir insana hiç bir yanıt vermeden çekip gitmek benim yapabileceğim bir şey değildi. Ben de “Türkiye” dedim... Kadın başını yana eğerek gülümsedi ve bunu öğrendiğine çok sevindiniği, kendisinin Venezüella'lı olduğunu, para kolleksiyonu yaptığını söyledi. “Lütfen yanınızda bozuk para varsa, özellikle kağıt para varsa verin, satın alabilirim, yanlış anlamayın ben dilenci değilim” dedi ve cebinden bir avuç dolar çıkardı. Bu sırada trafik ışığı yeşile döndü ve ben birkaç adım yürüyüp uzaklaştım, ama o peşimden gelip kolumu tuttu. İşte tam bu noktada daha önceki bilgilenmelerim bana belki de bağırıp yardım istemem ve polis çağırmam gerektiğini söylüyordu…. Bu bir taciz sayılabilirdi, ben ise onun söylediklerini düşünüyordum... çünkü o mutlaka Türk parası almak istediğini söylüyor, adeta yalvarıyordu. Çünkü o paraların üzerinde çok saygın, çok muhterem, kutsal bir insanın, Atatürk'ün resminin bulunduğunu bildiğini ve onu görüp öpmek istediğini söyledi... İşte o anda, her şey dondu ve göz göze geldik! Sözleri öyle etkili, söyleyiş tarzı öyle çarpıcıydı ki, duyguları açık, sözcükleri ve sesi çok dokunaklı, gözleri dolu doluydu. O bana yalvaran gözlerle bakarken, bir yandan akşamın çökmekte olduğunu, güvenlik açısından çoktan karşı caddeye geçmiş olmam gerektiğini düşünüyordum. Diğer yandan da ona mutlaka Türk parası vermem gerektiğini. Ancak, aksi gibi, cebimde ya da çantamda Türk Lirası da yoktu. Seyahatin başlangıcında, cebimdeki tüm paramı verip dolar almıştım. Belki biraz bozuk para olabilirdi ama çantamızı emniyete almamızı söylemişlerdi, o yüzden, cüzdanım öyle zor bir yerdeydi ki, çıkarıp ona para verebilmem neredeyse olanaksızdı... O anda, yanımda taşımakta olduğum uğur parasını anımsadım. Yepyeni, gıcır gıcır bir milyonluk bir banknot olduğu için harcamaya kıyamadığım, özellikle sakladığım, telefon defterimin arasında duran bir banknot. Maddi değeri az ancak benim için taşıdığı değer çok fazlaydı. Bir yıl kadar öncesinde cüzdanım çalınmıştı ve içinde tüm kimliklerim, önemli kartlarımla birlikte gittiği gibi bana gizemli bir şekilde geri gelmişti. İçinde bu banknotla birlikte. Çünkü, çalındığında içinde bir kuruş para yoktu. Alan kişi halime acımış olmalı ki, cüzdanıma bu gıcır gıcır parayı koyup geri verme nezaketinde bulunmuştu. Birden geri döndüm ve kadının şaşkın bakışları arasında çantamdan defterimi çıkardım. Arasından özenle çıkardığım parayı ona uzattım. Önce şaşkınlıkla gözlerimin içine baktı, sonra titreyen elleriyle parayı büyük bir incelikle aldı, iki yanından tutup uzaklaştırıp bir saniye kadar baktı. Sonra beni çok şaşırtan bir şey yaptı ve Atatürk'ün resmini öpmeye başladı.... bir yandan sürekli teşekkür ediyor, ‘onu biliyorum’ diyor, diğer yandan da gözlerinden akan yaşları silerek bu parayı satın almak istediğini, kaç dolar ettiğini, yok hayır, benim kaç dolar istediğimi soruyordu... ben para istemediğimi söyledim... O da “olmaz,” dedi. “Siz bana çok büyük bir iyilik yaptınız, benim bu büyük iyiliğin karşılığında mutlaka bir şey yapmam gerekli” dedi... Işıklar yeniden yeşile dönmüştü ve artık karşıya geçmem gerekti... ben bir taraftan yürürken, diğer taraftan da “isterseniz dua edebilirsiniz” dedim... Kadın o zaman şöyle dedi... “Peki, siz buradayken hiç yağmur yağmasın, soğuk olmasın, hiç bir şey sizi üzmesin, rahatsız etmesin, Tanrı sizi korusun” New York'ta kaldığım o süre gerçekten çok güzel ve verimli bir zaman dilimi oldu. İlginçtir ama, hiç yağmur yağmadı, orada oturan herkes bunun çok büyük bir şans olduğunu söyledi. Ben ise şanstan öte, o Venezüellalı kadının duasının gerçek olduğunu düşündüm. Bu olayı daha sonra paylaştığım bir iki kişi, 'o kadın sana rol yapmış' ya da 'kimbilir kaç kişiden kaç para alıyordur her gün', ‘beşyüz ya da bin dolar istiyorum deseydin, verecek miydi acaba’ dedi. Ben ise o insanın samimiyetine, dürüstlüğüne inandım, gözlerindeki gerçek Atatürk Sevgisi'ni görmüş, parayı öperken döktüğü gerçek gözyaşlarına şahit olmuştum çünkü... Üstelik, dünyanın öbür ucunda, New York'ta karşılaştığım ilk Amerikalı'dan “Atatürk” sözünü, duymak, dünyanın her yerinde onu bilen, takdir eden, ona değer veren insanların var olduğunu bilmek, benim için paranın asla satın alamayacağı bir noktada durmaktaydı."

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

    GAZETE MANŞETLERİ

    HAVA DURUMU

    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    NAMAZ VAKİTLERİ

    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    EN ÇOK YORUMLANANLAR

    BUGÜN

    BU HAFTA

    BU AY

    SPOR TOTO SÜPER LİG

    Tür seçiniz:

    SENDE YAZ

    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    ARŞİV